Organik Futbol Anasayfa »

Trabzonspor 1-0 Galatasaray | Gol eksikti…

Yazar: Muharrem Belge 22 March 2010 | Yorumsuz!

“Bizim her zaman bir maça çıkarken bakış açımız iyi bir sonuç almak ve taraftarımıza iyi bir futbol seyrettirmek. Ama tabii sizin de dediğiniz gibi özellikle artık ligin bu zamanlarında alınacak sonuçlar çok daha önemli.”

Son haftalara girildikçe başlayan bir muhabbet vardır ya hani, artık önemli olan futbol oynamak değil maç kazanmak diye. Pek anlam verdiğim bir yorum değildir. Elalem hem futbol oynuyor hem de maç kazanıyorken, maç kazanmanın tek yolunu anti futbol olarak görmek çok doğru olmasa gerek. O sebepten Türk futbolunun vaziyetini çizen bir görüş olur bu en fazla. Rijkaard‘ın bu konuyla ilgili yorumu yukarıda. İşin gayet farkında. Amaç hem iyi futbol hem iyi sonuç. Ama ilkini yapar ikincisini alamazsan kötüsün bir kere! Cümlenin üzerinden birkaç gün geçmeden yaşandı bile işte acı tecrübesi. Galatasaray, taraftarlarına iyi bir futbol seyrettirmek şeklindeki bakış açısını uygularken, iyi bir sonuç almayı başaramadı. İkincisini yapsa ilkini yapmasaydı, misal Kasımpaşa ya da Ankaragücü maçındaki gibi, kraldı şimdi. Ama skor olmayınca, bu işten en fazla ekmek yiyen skor yorumcuları dolaşınca ortada, Galatasaray‘ı eleştirme vaktidir haliyle. Kimileri için tabii…

Skor yorumculuğu o kadar sinir bozucu bir durum ki. Yalnızca tabelaya bakarak yorum yapanlar para kazanıyor ya bu işten, o kadar moral bozucu bir durum ki. Dediğim gibi iyi futbol, iyi sonuçtan yalnız ikincisi olsa da kafidir bazıları için. Ama yalnızca ilkinin olması dar ağacına çıkarma sebebidir. Konu şampiyonluk olunca kaybedilen önemli bir maç var ortada, doğru. Onunla ilgili de birkaç kelam edeceğiz hep birlikte. Ama bunu oyun ve skoru birbirinden ayırarak yapacağız. Skor böyle olduğu için oyun böyledir demeyeceğiz…

Elbet herkesin bir yorumu var hemen her takım veyahut her isim hakkında. Genel bir fikri var her konuyla alakalı. Ama bunları dile getirmenin bir yeri bir zamanı var. Aksi takdirde çok komik oluyor, gerçekten. Misal Leo Franco’yu beğenmeyebilirsin. Ama dünkü maçtan sonra eleştirmeye kalkarsan çok komik olursun. Bu misaldan çıkarsak yola genel oyun değerlendirmesi yapmak daha mantıklı geliyor bana. Çok kötü tarafları da var Galatasaray‘ın, daha önce defalarca yazdığım üzere. Ama dünkü maçtan çıkan sonuç, Rijkaard‘ın bakış açısından ikincisinin gerçekleştiği ama ilkine ulaşılamadığı yönündedir.

Olabilecek en iyi kadro ile çıktı sahaya Galatasaray. Neill-Emre ikilisi yerindeydi. Ama bir hata Emre‘yi yerle bir etti. Bana göre değil, kamuoyuna göre. Mağlubiyete neden olabilecek kadar büyük bir hata olduğu gerçek elbette. Ama performansı iyi olan bir ismi, aynı maç içerisinde de birkaç net pozisyonu önlemiş iken üstelik, bir çırpıda harcamak doğru değil. Neill-Emre ikilisini, bir hata yüzünden bozmak doğru değil. Ama tabeladaki skor kötü ya, vuran vurana Emre’ye. Servet’in düz yolda yürüyemez haline, sağından atıp solundan geçen rakiplere rağmen oynaması gerektiğini söyleyenler bile var yahu. Maç öncesi Emre’nin oynamasını doğru bulduklarına emin olmasam, bir fikirdir saygı duymalı diyeceğim. Ama o kadar eminim ki, yalnızca skorla alakalı olduğuna. Rijkaard müneccim ya sanki, çok iyi performans gösteren Emre’yi oynatmaması lazımdı, bilmeliydi böyle bir hata yapacağını.

Öte yandan Hakan Balta dönebilse Caner sol açıktaki yerini alabilecekti, ama olmayınca Giovani devreye girdi. Öyle böyle değil, çok da iyi girdi. Özellikle ikinci yarıda tüm takım Giovani’ye at, o ne yapacağını bilir havasındaydı. O driplinglerle, çalımlarla, şutlarla Barça’daki günlerini hatırlatan bir oyun oynadı Giovani. Hani ön liberodaki rezil performanslar yüzünden Giovani değil iyi bir ön libero tercih edilmeli demiştim ya, düşünün artık ön liberodaki sorunun ne kadar büyük olduğunu. Giovani gibi bir ismi bile mevkiisel olarak değerlendirip harcayabiliyor insan. O bahsettiğim rezil bölgede Sarp-Barış ikilisi vardı yine. Topal-Ayhan ikilisine yeterince tahammül etmiş, geçen hafta vazgeçmişti Rijkaard. Uç bölgedeki isimler ise beklenildiği üzereydi. Belki Giovani’nin sağda, Keita‘nın solda oynaması sürprizdi.

Trabzon gibi zor bir deplasmanda oynanan iyi oyun, yakalanan çokca pozisyon, ama bunları değerlendirememek bir yana, kişisel bir hata sonucu yenilen golle mağlup olduğundan bahsettik Galatasaray‘ın. Şimdi de işin skor yönüne, bir başka deyişle puan tablosuna bakalım. Galatasaray‘ın ve Beşiktaş‘ın puan kaybettiği bir haftada kazanan Fenerbahçe son şansını kullanmak için çıkacak derbiye. Kazanırsa Bursaspor’un kaybını kollayacak, aksi takdirde işleri çok zor. Galatasaray ise en şanslı takım ünvanını Bursa’ya bırakmak üzere. Bursa bu akşam kazanırsa aradaki fark bir maçın üzerine çıkacak, Sami Yen’deki Galatasaray galibiyeti de yetmeyecek.

O nedenle iş daha da kızıştı. Daha birçok şey değişebilir. Ama Galatasaray‘ın da tahammülü kalmadı. Derbide bir testinin kırılacağı artık net olan bir durum, hatta ikisi birden kırılabilir. Galatasaray da önce derbiyi, sonra Bursa maçını kazanıp, Bursa’nın bir maçta daha puan kaybetmesini bekleyecek. Beşiktaş ise Galatasaray-Kayseri virajını iyi geçmiş, son viraja iddialı girmişti. Ama Kasımpaşa beraberliğiyle önemli bir kayıp yaşadı. Önce derbiyi izleyecekler. En az birini, belki de her iki takımı geride bırakma şansları var. Önce herkes gibi Bursa’nın sonra derbinin kazananının puan kaybetmesini bekleyecekler, tabii kendi maçlarını kazandıkları taktirde. Sözün özü avantaj Bursaspor‘un eline geçmek üzere. Ne Gs’ın ne Fb’nin ne de Bjk’ın puan kaybına tahammülü kalmadı. Ne gibi bir senaryoyla karşılacağımızı hep birlikte göreceğiz…

Organik Futbol Anasayfa »

Önce Manu, üzerine Messi yağmuru…

Yazar: Muharrem Belge 22 March 2010 | Yorumsuz!

Avrupa Liglerindeki muhteşem maçlarla dolu bir pazar günü vardı. Bir de Avrupa dışından Super Clasico olsaydı tadından yenmezdi hani. Boca-River maçı şiddetli yağmur nedeniyle iptal edildi. Ama Messi yağmurunu dindirebilecek bir güç daha bulunmuş değil. Bir de müthiş Manu-Liverpool maçı vardı takip edebildiğim. Benim açımdan pek güzel başlamadı gerçi ama genel anlamda iyiydi. Şahsi mesele ama belki örnek teşkil edebilir. Turksat üzerinden izlediğim Ligtv üyeliğini 1 yıllık taahhüt ederken, Turkmax, Spormax gibi kanallar için de anlaşmıştım. Ama dün itibariyle öğrendim ki, taahhüt süresi bittiği için Spormax üyeliğim sona ermiş. Halbuki ilk görüştüğüm kişi Spormax’in hediye olduğundan bahsetmemişti. Anlayacağınız müşteriye hizmet amacıyla oradalar ama birbirlerinden bile habersizler, herkese farklı tarife, farklı kampanya uyguluyorlar. Ne söylediklerini bile bilmediklerinden dikkat edilesi bir durum. Sonra siz de 400 milyon doların altında kalmaları şeklindeki beddualara başvurmayasınız. Kendimden biliyorum…

Nani vurdu ve kaleci çeldi… Maç iki golle başladı ama benim için başlangıç cümlesi buydu. Bi 25-30 dakika kadar geç başladım yani maça. Önce Torres açmış perdeyi sonra Rooney eşitlemiş durumu. Maçtan önce twitterda “kaçan iki follower için iki gol atacak Rooney, sözü var bana” diye yazmıştım, ama yalnızca yarısını yerine getirebildi. Evet, belki espriydi, ama yine de bekliyordum sözünü tutmasını, kırgınım. 30′dan sonrasını konuşmak gerekirse Nani‘nin şutuyla başlayıp aynı baskıyla devam ettiğini söylemek mümkün. Kale önü etkinliği azdı, pozisyon bakımından kısırdı belki. Ama topla oynayan, oyunu idare eden, üstünlük kuran takımın Manu olduğu gerçeği var. Nitekim ikinci yarının başında Fletcher‘ın müthiş ortasına tekmeye kafa sokan cinsten uçarak kafa vuruşu yapan Park, Manu’yu galibiyete taşıyan isim oldu.

Geceyi noktalayan ise Messi oldu ki, öyle böyle değil, o ne noktaydı öyle. Acayip bir adam bu. Kendisine olan övgü sözlerini de bitirmiş durumda, söylenmedik söz sanırım kalmadı. Arka arkaya iki hafta hat-trick yapmak. Ne denilebilir, nasıl övülebilir ki. Real Madrid‘in Gijon’u 3-1 yendiği haftada, Real Zaragoza deplasmanına çıkan Barça 4-2 kazandı. Messi 3 golle şovuna devam ederken, penaltı ile kazanılan 4.golün de mimarıydı. 5, 66 ve 78. dakikalarda attığı gollerden hangi birinden bahsetmeli bilemiyorum, ama ikinci golü daha ön planda tabii. Geçtiğimiz hafta Valencia karşısında yaptığı hat-trick’i tekrarlarken, yaptırdığı penaltının önemi de çok büyüktü. 85 ve 89.dakika iki gol bulan Zaragoza mucize mi gerçekleştiriyor derken, sahneye çıktı ve Barça‘ya penaltı kazandıran isim oldu. İbra‘nın golüyle sonuçlanan maçtan gelen 3 puanla şampiyonluk yarışına devam ediyorlar. El Clasico‘yu heyecanla bekliyoruz efendim…

Organik Futbol Anasayfa »

Sana insan diyenin gözü çıksın…!

Yazar: Muharrem Belge 18 March 2010 | 2 Comments

Zirveye ulaşmak, yapılabilecek her şeyi ama her şeyi yapmak nasıl bir histir diye sorsak Barçalılara, anlatılmaz yaşanır derler muhtemelen. Yalan yok, pek anlatılabilecek bir durum değil. Bundan sonra yapacakları, yaptıklarının tekrarı olacak en fazla. Başkalarının yaptıkları ise rekoru paylaşmak. Bütün bunların yanında pek de doymuş değiller hani. Gerçi ilk fireyi verdiler geçtiğimiz aylarda. Ama en önemli iki kupada emin adımlarla ilerliyorlar. Başarıyı tekrarlamanın üzerine yüklenen maneviyat ise fazlasıyla motive edici. La Liga şampiyonluğu için Real Madrid ile girilen mücadeleden, Real Madrid‘in stadında yapılacak Şampiyonlar Ligi finaline ulaşmaya kadar müthiş hedefler var şimdi önlerinde. İşin maddiyatı geçen sene başarıyla noktalandı tüm kupalar alınarak. Şimdi işin maneviyatı var. Başarıyı Real Madrid‘in önünde ve stadında tekrarlamak gibisi olamaz. Sonunda kim güler bilinmez ama biz futbolun zevkine varmak isteyenler olarak daha çok güleceğiz anlaşılan…

Futbolda takım oyununun önemi malumumuz. Takımda parlayan bir isim varsa, o parlaklığın geri kalan isimlerin katkısıyla olduğu da aynı şekilde malumumuz. Önümüzde Messi’li Arjantin örneği var, tam da konuyla, tek bir olağanüstü insanın dahi takımın kaderini çizmeye yetmediği konusuyla alakalı. Demem odur ki, bu dünyadan olmadığını düşündüğümüz süperstar, megastar, hiperstar ya da ne biliyim acayipstarları överken, geri kalan isimleri unutmayalım. Xavi’nin İniesta’nın Pedro’nun Bojan’ın, kimsenin hakkını yemeyelim. Barça tam anlamıyla bir takım çünkü, baştan sona, aşağıdan yukarıya. Hele hele Messi‘nin korneriyle başlayan, İniesta‘nın ortasıyla devam eden, Alves‘in kafa vuruşuyla sonuçlanacak derken Henry ile değerlendirilemeyen bir pozisyon var ki, yüzyılın golleri arasına girerdi…

Tamam, şimdi Messi‘yi övmeye başlayabiliriz. Ama bunu nasıl yapacağımızı bilemiyorum. Ne kaldı ki geriye söylenmedik. İnsan değil, olağanüstü, fevkaladenin fevkinde, muhteşem vesaire vesaire. Onu tanımlamak zor. Ufo desek yeridir. Hani ufo acayip bir tanım oldu tabii de, tanımlanamayan cisim diyelim. Messi’nin neyin nesi olduğunu çözmek zor arkadaş. Playstation severler bilirler. Pes 2010 gerçekçi olması amacıyla geçtiğimiz yıllara nazaran daha zorlaştı. Bir adamla herkesi çalımlamak imkansız dendi, gerçekte böyle bir durum yok dendi, çalım atmak zorlaştırıldı misal. İyi de kardeşim, kime göre? Kime göre herkesi çalımlamak imkansız? Messi, pes’te yapılabilecekleri de aştı. Gerçekte böyle işler olmuyor, oyunu gerçekçi kılalım diyorsunuz da, Messi yapıyor kardeşim yapılamaz dediklerinizi. O kadar sakin, o kadar kolay bir şekilde yapıyor ki bir de, sanki hakikaten basit işler bunlar. Bir Şaban-Ramazan diyaloğu vardır ya hani, onun gibi; Messi insan değilsin sen! Sana insan diyenin gözü çıksın! Sen meleksin melek…:)

Mikrofonların diğer ucunda ise Fransızlar güldü Bordeaux ile. Grupta Juventus’u ve B.Münih’i perişan eden Bordeaux, kupanın en flaş takımlarından biri hakikaten. Olympiakos‘u deplasmanda 1-0, içerde 2-1 ile geçerek şovlarına devam ediyorlar. Anlaşılan bu şov daha devam edecek. Nereye kadar süreceği bilinmez tabii ama kurada hangi takımla eşleşeceklerini merak ediyorum. Kura çekiminin başlı başlına heyecan verici olduğunu söylemeyek gerek yok. Bakalım daha ne ilginç eşleşmeler, ne şahane maçlar ile karşılacağız. Siniri stresi taraftarları yapsın, biz keyfimizi yaşamaya devam edelim. Messi‘nin döneminde yaşadığımız için şükretmekle başlayalım mesela…

Organik Futbol Anasayfa »

İnter’in başında kim olsa elerdi Chelsea’yi…!

Yazar: Muharrem Belge 17 March 2010 | Yorumsuz!

Brian Clough‘un Leeds United günlerini anlatan The Damned United filmini izleyenler vardır muhakkak. Hala izlemeyen varsa da çok şey kaçırdığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Konuyla alakası ise Brian Clough’un Jose Mourinho ile benzerliği. Her kim filmi izlerse bu benzerliğe dikkat çekiyor ve iki ismi de ya tapılacak ya nefret edilecek kişiler olarak yorumluyor. Ben ise ne tapılacak ne de nefret edilecek tipler olarak. Kuru bir muhalefet değil bu yaptığım, sadece bazı yaptıklarıyla takdirimi bazı yaptıklarıyla nefretimi kazanmaları. Ama sevmek veya sevmemek tamam da, saygı duyulmalı, bence tabii…

Tüm değerlendirmelere futbolcu ekseninde başlamayı uygun gören biriyim. Başarıda veya başarısızlıkta en büyük pay futbolcularındır, haliyle. Futbol, futbolcularla oynanır en nihayetinde. O hatayı yapan futbolcudur, şu şık gol futbolcunun ayağından gelmiştir. Galibiyet golü Eto’o‘dandır misal, Mourinho‘dan değil. Evet işin en kritik noktası futbolcunun performansıdır. Takımı performansıyla şaha kaldıran da yerin dibine sokan da futbolcudur.

Ama tüm bu sebepler teknik direktörü yok saymayı doğru kılmaz. Teknik direktörü boş gezenin boş kalfası olarak yorumlatamaz. Takıma hiçbir katkısı olmadığı kanaatine vardıramaz. O takımı takım yapan isimlerden biri olduğu göz ardı edilemez. Zaman zaman takımı kapasitesinin altında oynatan isim olduğu da unutulamaz. Takımı iyi yönetmenin başarıya katkısı, kötü yönetmenin başarısızlığa neden olması sil çöpe at tarzında bir yorum olarak kabul edilemez. Başarılı takımı, o takımı herkes şampiyon yapar zaten kategorisine sokma saçmalığını ise hiç ama hiç anlamlı kılmaz. Başarısızlıkta olduğu gibi başarıda da teknik direktörün payı yadsınamaz.

Hele hele bu saçmalığı büyük çelişkilerin arkasına sığınarak yapmak çok komik oluyor. Bir yandan önemli olan futbolcuların kalitesidir diyerek hocayı, tabiri caizse, takmıyorsunuz. Öte yandan o hocanın daha kalitesiz futbolculardan oluşan bir takımda başarılı olması gerektiğini savunuyorsunuz. Olay yalnızca futbolcuların kalitesinden ibaret ise, daha kalitesiz isimlerin hoca tarafından başarılı hale getirilmesini nasıl bekliyorsunuz. Her başarılı takımın hocasını o takımı herkes yönetir, önemli olan küçük takımları şampiyon yapmak masallarıyla eleştirmeyin. Önce bir oturun, soluklanın. Shaq adamsa Miami’yi şampiyon yapsın ayaklarını bırakın… Bence canım, bence yani.

İtalyan futbolundan pek hazetmem. Pek sevmem, izlemekten zevk almam, bir başka deyişle. O sebeple Serie A‘yı takip etmem mesela, edemem. Bir zevkler ve renkler tartışılmaz meselesi yani. Ama artık İngiltere‘nin havasından mıdır suyundan mı bilinmez, İtalyan kimliği bir anda tam bir İngiliz görünümüne bürünüyor. Gerçi şu statlarda şu yayın kaliteleriyle oynanan bir Bank Asya maçı dahi çok daha farklı görünecektir gözümüze, şeklinde de bir iddiam vardır. En büyük etki de bu olsa gerek. Özellikle ikinci yarıda ağırlık Chelsea kalesinde olmak üzere, bir o kalede bir bu kalede geçen bir maç vardı yine İngiltere‘de. Daha fazla fırsat bulan İnter, aynı zamanda bulduğu fırsatı değerlendiren takım olunca Eto’o ile, şahane bir galibiyet aldı. Mourinho eski takımına karşı intikamını feci aldı. İtalya’daki 2-1′lik galibiyetten sonra İngiltere’de gelen 1-0′lık galibiyet, kendi adlarına şahaneydi. Chelsea gibi bir takımı hem de her iki maçta mağlup etmek her yiğidin harcı değildir. Gerçi şu İnter’in başında kim olsa Chelsea’yi elerdi ya neyse!

İnter’in Chelsea’yi İngiltere’de mağlup etmesi de kolay kolay tahmin edilebilecek bir sonuç değildir bana göre. Turu geçmesi değil mağlup etmesi. Ama en büyük sürpriz Sevilla’nın CSKA’ya elenmesi oldu, hem de ilk maçtaki avantajlı skordan sonra. Hani Sevilla evinde CSKA’ya yenilecekse benim iddaayı tutturma şansım da yoktur diyeyim en kestirme yoldan. Bir de tabii Juventus’u Liverpool’u geçtim, Real Madrid’in, Fiorentina’nın, Milan’ın, Sevilla’nın olmadığı turda CSKA’nın olması, sevinçle karşılayabileceğim bir durum da değil. Sevilla gibi bir takımı görmek isterdim bir sonraki turda. Önce Ruslar sonra CSKA taraftarları kusura bakmasın, aman kimse darılmasın...

Etiketler: , , ,  

Kategori: Futbol

Organik Futbol Anasayfa »

Galatasaray 3-0 A.Gücü | Baros’un dönüşü…

Yazar: Muharrem Belge 15 March 2010 | Yorumsuz!

Son 10 haftaya, daha kısa bir süreçten bahsedersek, Trabzonspor ile Fenerbahçe maçlarına 3-0′lık Ankaragücü galibiyetiyle başlıyor Galatasaray. Oyun olarak olmasa da skor anlamında çok rahat bir galibiyet aldı ve şampiyonluk yolunda önemli bir adım daha attı. Ama her kime sorarsanız sorun en önemli gelişmenin Baros’un dönüşü olduğunu söyleyecektir. Aslında sormanıza da gerek yok, Baros‘un oyuna girdiği anda tribünlerdeki yüz ifadelerine bakarsanız çok şey anlatacaktır. Hiçbir golde o kadar büyük sevinç yaşanmadı. Geçmiş olsun dileklerimizi iletelim Baros’a…

Sami Yen faktörü ve Elano-Gio-Keita-Jo dörtlüsü ile maça müthiş bir başlangıç yaptı Galatasaray. Bu dörtlünün önünde durmak çok kolay değil. Hemen 3.dakikada Keita’nın veremediği pas bir anda Jo‘nun önünde kaldı, bitiriciliğini konuşturan Jo topu ağlarla buluşturdu. Bu başlangıç fazlasıyla sezonun ilk maçlarını hatırlatıyor. O günlerde de maça hızlı başlayan ve golle buluşan bir Galatasaray vardı. Ve o Galatasaray ilk golü bulmanın rahatlığıyla devamını getirebiliyordu. Yine öyle bir başlangıç yapılması maçı rahatlatan unsur oldu. Sonraki dakikalarda golün rahatlığıyla geriye çekilen Galatasaray, 36.dakikada Ankaragücü savunmasının bir anlık hatasını da Keita ile değerlendirince maça noktayı erkenden koydu. Maçın yıldızı Keita baştan sona imzasını taşıyan şahane bir gol attı. Topu rakipten çalması, kaleciyi çalımlaması, sırtına yapışan rakibe karşın topu ağlarla buluşturması…

Oyun olarak olmasa da skor anlamında rahat bir galibiyet olmasının en büyük nedeni de vasat bir rakibin olması elbet. İlk golle ikinci gol arasında topu kontrol etmek yerine rakibi izleyen bir Galatasaray, aynı şekilde ikinci yarıda da skorun rahatlığını fazlasıyla yaşayan, yine topun kontrolünü sıklıkla Ankaragücü‘ne bırakan bir Galatasaray vardı sahada. Ama Ankaragücü top kontrolünü sağladığı dakikalarda dahi hiçbir şey yapamadı. Futbolun hiçbir doğrusunu sahaya yansıtamadı. 3-0′lık skoru hafifletecek bir sebep değil belki ama Ankaragücü’nün vasatlığı da Galatasaray’ın galibiyetini kolaylaştırdı.

Maça golle başlayan ve 36 dakikada 2-0′ı bulan Galatasaray, rahat bir ikinci yarı oynadı. Ankaragücü‘nün geri dönüşü sağlayacağına dair en ufak bir belirti yoktu. Nitekim rahat oyun Milan Baros‘un oyuna girmesiyle onun üzerine yoğunlaştı. Tribünün özlemini yansıttığı anlarda Baros’un şahane bir çalımı golden önceki en güzel anlardandı. Ve maçın yıldızı Keita‘nın al da at dercesine verdiği pas, aylar sonra sahaya dönen Baros‘un dönüşünü renklendirdi. Diyarbakırspor hakkında alınacak kararın da çok şeyleri değiştirebileceği ligde Trabzonspor ve Fenerbahçe maçları ilk etapta kader belirleyici maçlar olacak Galatasaray için. Gole rahat bir şekilde ulaşmak galibiyet perdesini açtı. Ancak özellikle ilk iki randevu olmak üzere daha ciddi maçlar beklediğinden oyunun her anında etkili olmaları şart. Kişisel yetenekler ile atılan goller şık ama takım oyunu şart…

Organik Futbol Anasayfa »

G.Birliği 0-0 Fenerbahçe | Şampiyonluk gidiyor…

Yazar: Muharrem Belge 14 March 2010 | 1 Yorum

“Fener gol gol gol, şampiyonluk gidiyor…!”

Şampiyonluğun gitmek üzere olduğunu ben söylemiyorum, Fenerbahçe taraftarı söylüyor. Çok da doğru söylüyorlar o ayrı. Bu gidişatın sonunun aydınlık olmadığının gayet farkındalar. Ama takım için aynı durumdan bahsetmek güç. Ya şampiyonluğun gitmek üzere olduğunun farkında değiller ya da buna karşın bir çaba gösterme arzusunda değiller. Aslolan ikinci seçenek tabii. Şampiyonluk için hiçbir çaba göstermeyen, birkaç isimden olağanüstü performans beklemek dışında hiçbir şey yapmayan, sahada ruh gibi dolaşan, hiçbir doğruyu uygulamayan bir Fenerbahçe var. Bu Fenerbahçe‘nin şampiyonluğundan bahsetmek güç…

7 maçlık süreç kağıt üzerinde Antalyaspor galibiyetiyle bozulmuş gibi gözükse de, ben bu birbirinin kopyası olan iki maçın da sürece dahil olduğu kanaatindeyim. Tamamen aynı iki maç oynadı Fenerbahçe. Skor tabelasındaki farklılık ise Antalyaspor‘un ligin ilk yarısında yaptığı kabul edilemez büyük hatayı tekrarlamasından kaynaklanıyor. Bir duran topta 10 kişiyle hücuma çıkıp, geride adam bırakmayan ve neticesinde şaka gibi kontratak yiyen bir takıma saygı duymamı beklemeyin. Onun haricinde her iki maç da futbol kalitesinden uzak geçti. İki kale önünde de pozisyon görmenin pek mümkün olmadığı maçlarda, dediğim gibi tek gol Antalyaspor‘un hatasıyla geldi. Fenerbahçe Alex’in yokluğunda hücum organizasyonunu sağlayamadı. Her kim onun görevini üstlenmeye çalıştıysa bu kez kendi görevini aksattı. Fenerbahçe‘nin hücuma çıkamadığı bir ortamda da bütün planını kontratak üzerine kuran Antalya ve Gençler başarılı olamadı…

Takım oyunundan bahsetmek gerçekten güç. Zira tüm planlar birkaç ismin üzerine kurulmuş vaziyette, aslında daha çok bir kişinin üzerinde. Önce hücum hattının sonra tüm takımın yükü Alex’in omuzlarında. O varken dahi geriden gelmeyen destek ve ilerideki isimlerin değerlendirememesi neticesinde başarı gelmiyordu. O yokken ise tam anlamıyla hiçbir şey yapılamıyor. Orta sahanın ve savunma ile hücum hattını birleştirmenin sorumluluğu ise Emre‘de. Büyük görevi iyi oynayarak değerlendirdiği maçlarda dahi yalnız kalırken, vasat hali takımın çöküşü oluyor. Savunma hattının yükü ise Lugano‘da. Kanatlardan verilen ataklar ve Bilica’nın saçmalıkları derken Luganolu bir savunma hattı dahi zorlanıyorken, Lugano’suz bir savunma hattının ne kadar zor anlar yaşadığı herkesçe malum.

Şimdi Alex dönüyor. Takım oyununun dönmesi ise pek mümkün görünmüyor. Tek adamın üzerine inşaa edilen bir oyun belki Turkcell Süper Lig‘de işe yarayabilir. Ama bu sezon yaramadığı bir gerçek. Hani Avrupa’daki başarının Alex’in yanında Deivid’in müthiş performansıyla geldiğini düşünürsek, yükün paylaşılması gerektiğini söyleyebiliriz. Bakalım tüm yükü geri dönen Alex‘in üzerine yüklemeyi mi tercih edecekler, yoksa kendileri de birşeyler yapmaya başlayacaklar mı? Bakalım Emre tek başına orta sahayı ayakta tutmayı başarabilecek mi? Bakalım Lugano savunmadaki hataları tek başına en aza indirgemeyi başarabilecek mı? Tüm bu soruların yanında görünen köy ise tünelin ucundaki ışığın azaldığı yönünde…

Organik Futbol Anasayfa »

Manu ileri, Real geri…

Yazar: Muharrem Belge 11 March 2010 | Yorumsuz!

Biliyorsunuz Şampiyonlar Ligi‘nde eşleşmeler ikişer haftaya bölünmüş vaziyette. Bir hafta dört eşleşme, ertesi hafta diğer dört eşleşme. Tahminim olsa da tam nedenini bilemiyorum bu durumun. Ama biz futbolseverler için müthiş bir uygulama olduğunu söylemek gerek. Bunu dün akşam bir kez daha anladım. Hani Manu-Milan, Real-Lyon maçlarını dönüşümlü izlerken dahi zorlandım, muhakkak kaçırdıklarım oldu. Ama maç sayısı dört iken çok daha fazlasını sadece özetlerde görebildiğimizi, turun hemen hemen yarısını kaçırdığımızı hatırlayınca, şükrediyorum tabii. Nitekim biraz Manchester‘da, biraz Madrid‘de geçen, Manu’nun zaferinden ziyade Real’in elenmesinin konuşulduğu güzel bir Şampiyonlar Ligi gecesi oldu.

Milan’ın üst tur biletini alması tam anlamıyla mucize olurdu. Manu deplasmanda aldığı 3-2′lik galibiyetle bileti cebine götürmek üzereydi zaten. O biletin ordan dönmesi zordu. Milan‘ın en az 3 gol atarsa tek farklı, yoksa daha farklı bir skora ihtiyacı vardı. Nitekim bu mucize gerçekleşmedi, aksine hezimete uğrandı. Real ise Lyon deplasmanında aldığı en pis skorun rövanşına çıktı. 1-0‘ı ne olursa olsun en az iki farklı galibiyetle aşabilirdi. Ama tek farkı bile yakalayamadı, evindeki finale ulaşamadı. İlk gün Fiorentina‘nın galibiyetini istediğim gibi dün de Real‘in galibiyetini tercih ederdim açıkcası. Bernabeu‘da Barça-Real finali pek güzel bir hayaldi çünkü. Onun dışında bu isteklerin taraftarlık boyutuna ulaşmadığını da eklemek isterim. Sonra Lyon taraftarlarının gazabına uğramayalım. Sözün özü, final hayali erken suya düştü. Kaka ve C.Ronaldo transferleriyle sezona müthiş bir başlangıç yapan, hemen geçtiğimiz hafta La Liga’da liderliğe yükselen Real Madrid, evinde oynanacak finale gitme şansını tepti. Geçen sene Galatasaray’ın yapamadığını bu sezon Barça yapmaya çalışacak. Final Espanyol’un stadında olsa tam bir örnek olurdu tabii ama Barça-Real de derbidir, ezelden beri rakiptir…

Geceyi C.Ronaldo açtı, eşleşmeyi yeniden başlattı. 1-0′ın rövanşında 1-0′ı yakalayan Real Madrid, erken bulduğu golün devamını getirmek için ataklarını sürdürdü. Hemen ardından mikrofonlarımız Manchester‘daydı, Rooney‘in golü turu mucizeden öteye taşıdı. O dakikadan sonra 3 gole ihtiyacı olan Milan‘ın Old Trafford’dan çıkması, öyle kolay kolay açıklanamazdı. Yine de demoralize olup saçmalamadılar! Tecrübeyle sabit bir şekilde oyunlarına devam ettiler, hiçbir şey olmamışcasına. Tabii bir de şunu söylemek gerek, Ronaldinho “yalnızım dostlarım” şeklinde takılmasa ne ilk maç öyle biter, ne bu maç hezimet olurdu. Şu Roni de Milan’da hakikaten harcanıyor be kardeşim…

Old Trafford‘da işin keyfi kaçmıştı artık. Tek beklenti Beckham‘ın oyuna girmesiydi. İkinci yarıya golle başlayan Manu, artık maçı antrenman havasına soktu. Bir süre sonra 3. gol de geldi. Old Trafford’un yıkılması ise Beckham‘ın oyuna girişiyle oldu. Eşleşmenin en dikkat çekici, en konuşulan durumuydu haliyle. Beckham‘ı Milan formasıyla Old Trafford’da izlemek… Kendisi ve Manu taraftarı kadar olmasa da duygusaldı. Hele hele o güzel açıklamalardan sonra, hakettiği alkışı fazlasıyla alması müthiş sahneler yaşattı. Topu ayağına aldığında bazı uğultular duydum, daha çok yuhalama şeklinde. Ya farklı algıladım ya da birkaç kendini bilmez(!) saçmaladı, bilemiyorum. Ama geri kalan her şeyiyle güzeldi. Beckham‘ın jübile maçı havasında geçen son bölümde bir gol daha bulan Manu, Milan‘ı 4-0′lık hezimetle evine uğurladı…

Madrid‘de ise işler Real tarafı için hiç iyi gitmedi. Higuain‘in kaleciyi çalımlayıp direğe nişanladığı top, “geçemezseniz turu çok ararsınız bu pozisyonu ha” denen anlardan biriydi. Nitekim öyle de oldu. Turu geçmek için gereken ikinci gol bir türlü gelmedi. Lyon atamayana atarlar yaparak “deplasmanda atılan gol avantajı” ile Real‘in ipini çekti. Geri kalan dakikalarda da o gol çıkmadı, Real bırakın iki golü tek golü bile bulamadı…

Önceki Yazılar   Sonraki Yazılar

Organik Futbol'u Her Yerden Takip Edin

RSS Organik Futbol Friendfeed Organik Futbol Twitter Organik Futbol Facebook Organik Futbol Haber.gen.tr Organik Futbol Google Buzz Organik Futbol

Kobe Bryant HD

Medya'dan Haberler

Kadıköy Bambaşka

Kadıköy'de bayrak dikmesiyle tanınan

Galatasaray'ın eski çalıştırıcısı Graeme

Souness derbiyi değerlendirirken,

"Kadıköy normal bir deplasman değil,

bambaşka. Bu gibi final maçlarında

istatistikler önemsizdir. Yıldız dediğimiz

oyuncular formanın hakkını vermeli ve

böyle maçlarda takımlarını taşımalı" dedi.

Unutulmaz Bir Turnuva Olacak

İstanbul'da düzenlenen THY Euroleague

Final Four öncesinde düzenlenen

basın toplantısına 4 takımın antrenörleri

ve yıldız oyuncuları katılırken, toplantıda

konuşan başkan Jordi Bertomeu

İstanbul'da güzel bir hafta sonu ve basketbol

organizasyonu olacağını kaydederek,

''Unutulmaz bir turnuva olacak" dedi.

En İyi 6. Adam Harden

Normal sezonda gösterdiği başarılı

performansla NBA'de yılın en iyi 6. adamı

ödülünün sahibi, Oklahoma City Thuder'da

forma giyen ve benchten gelerek önemli

bir katkı sağlayan James Harden oldu.

spor, spor haberleri, futbol transfer haberleri, formalar, Turkcell Süper Lig.