Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Oğuz Öztürk 22 October 2010 | 1 Yorum

Balkanların Dünya Futboluna katkısı yadsınamaz. Balkan ülkelerinin Avrupa’nın üst düzey takımlarına yaptığı ihracatın yanında birçok değişik ülke milli takımlarında oynayanlarda dikkatleri hemen çekiyor…
En göze batan ülke Avustralya… Kanguruların memleketinde yaklaşık olarak yüz yirmi bin kadar Hırvat yaşıyor. Bu azınlıkta kendisini futbolda gösterince olanlar oluyor tabii. Avustralya milli takımında yıllardır Hırvat kökenli oyuncular görüyoruz bu nedenle. Geçtiğimiz kuşaklardan Vidmar kardeşler, Mark Bosnich ve Ned Zelic Hırvat asıllı kanguruların başını çekiyorlar. Yeni kuşaktan Culina, Popovic, Covic, Skoko, Kalac ve Viduka‘yı da listeye dahil edelim. Tabii yolu Türkiye’ye düşen Petkovic kardeşleri, Jason ve Michael’ı da unutmamak gerek.
Avustralya topraklarında doğup Hırvatistan Milli Takımı‘nı tercih edenler ise Simunic ve Didulica.
Yunan Lazaridis ve Sterjovski yine sarı-yeşil formayı giyen göçmenlerden.
Futbol Dünyasında sempatik bir hava yaratan ABD’li Alexi Lalas ise Yunan asıllı. Lalas ile aynı dönemlerde top koşturan Belçikalı Weber ve Avusturya milli takımından Vastic’te Hırvat’tı.
İsveç’ten yolu geçen Teddy Lucic Hırvat kökenli. Zlatan Ibrahimovic ise bildiğimiz gibi Boşnak…
Uruguay’dan ise daha sonra ayrı olarak uzunca bir değinmek istediğim Estoyanoff göze çarpıyor.
Son olarak genç milli takımlar düzeyinde İsviçre forması giyen Ivan Rakitic‘te ülkesi Hırvatistan’ı tercih etmişti. Bu kategorinin son adayı Bojan Krkic… Onun tercihi kendi ülkesinden yana değil, İspanya’dan yana olmuştu…
Etiketler: Alexi Lalas, Avustralya, Bojan Krkic, Dünya Futbolu, Estoyanoff, Göçmenler, Hırvatistan Milli Takımı, Ivan Rakitic, Kalac, Lazaridis, Mark Viduka, Popovic, Simunic, Teddy Lucic, Zlatan Ibrahimovic
Kategori: Futbol
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Oğuz Öztürk 1 October 2010 | 1 Yorum

Çubuklu
Çubuklu forma en yaygın kullanılanlardan biridir. Dikey olur, ince ya da kalın olarak tercih edilir. Türkiye’de Fenerbahçe ile özdeşleşmiştir ve Anadolu takımları sıklıkla kullanır.
Tek (Hakim) Renk
Baştan aşağıya tek renk vardır. Beyazda ya da koyu renklerde daha çok tercih edilir. Siyahı Beşiktaş’a güzel gider, beyazı da Real Madrid‘e…
Parçalı
Galatasaray formasıdır. Çok yaygın değildir. Ama giyen takımlar vardır. Hollanda’da Feyenoord’un formasıdır.
Enine Çizgili
Çok yaygın değildir. Ama Celtic denince akla gelir. Bir dönem Boluspor’da görüldü. Bursaspor’da giyiyor şimdilerde.
Dikine Şerit
Ajax Formasıdır… Başka bir tanımı yoktur…
Enine Şerit
Türk milli takımı tercihidir. Yeni dönemde yeniden tercih edilmiştir ve Arjantin’de Boca Juniors’ta giyer…
Çapraz Şerit
Çok istisnaidir. River Plate ve 1982′de Peru giymiştir. Çok kısa bir dönem İspanyol R. Vallecano’da giymiştir. Sünnet çocuğu esprileri halen yapılmaktadır…
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Oğuz Öztürk 1 October 2010 | Yorumsuz!

1980′lerin sonlarına doğru Spartak Moskova teknik direktörlüğüne Oleg Romantsev getirilmişti. Aynı isim 1993 yılına gelindiğinde bu kez de kulübün başkanlığını alıyordu. Hatta bundan bir yıl sonra da Romantsev aynı anda milli takımında teknik adamlığını alarak Rus futboluna tamamen el koymuş oluyordu…
Oleg Romantsev‘in heryerde elinin olması yetişen tüm yıldız oyuncularında Spartak çatısı altında toplanmalarına neden oluyordu. Romantsev adeta futbolcu ihracında Spartak tekelini kurmuştu. Batıya giden tüm Rus yıldızların son durağı mutlaka Romantsev’in Moskova’sı oluyordu. Resmi kayıtlara göre o zamanki Spartak Moskova’nın gelirlerinin yarısından fazlasını oyuncu satışları oluşturuyordu. Bunun eksi yönleri de vardı pek tabii…
Spartak 1995 yılında Şampiyonlar Ligi‘nde muazzam bir başarının altına imzasını atarak takımın adı şampiyon olacaklar arasında anılmaya başlamıştı. Ancak kışın Rusya’da sezonun bitmesiyle birlikte transfer mevsimi açıldı ve Onopko, Yuran, Kulkov gibi önemli yıldızlar takımdan ayrıldılar. Sonrasında da çeyrek finalde Nantes’e elendiler. Ancak Roantsev’in kurduğu bu düzen fazlasıyla meyvesini de vermedi değil. Spartak Moskova yeni Rusya liginde 10 sezonda toplam dokuz kez şampiyon olarak çoktan tarihe geçmişti…
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Oğuz Öztürk 24 September 2010 | Yorumsuz!

Milli Takımın meşhur 0-0′lık San Marino maçını oynadığı dönemde Galatasaray Futbol Şube Sorumlusu Adnan Polat‘ın hazırladığı özel maçta İnönü stadı’nda Galatasaray’ın rakibi Sevilla olur. O dönemlerde Maradona, Sevilla’daki son demlerini yaşamaktadır. Bu maça yoğun ilgi gösterilmesi beklenirken maça gelenlerin sayısı sadece altı bindir.
Maç önce 22 dakika geç başlar, ardından Maradona ve arkadaşları çıktıkları yere geri dönerler. Önce İspanyol teleizyonunun yayına hazır olmadığı söylenir. Ancak daha sonra Maradona‘nın Sevilla’ya verildiği gibi kendisine de para verilmesini talep ettiği açıklanır. Sorun halledilir ve mücadele de ilk gol Torsten’den dakika 22′de gelir. Hemen ardından Davor Suker ile Sevilla’nın beraberlik golü gelir.
Maradona soğuktan korunduğu battaniyeleri ve plastik bardakta içtiği kahvesi ile ikinci yarı için sahaya gelir. Başlama vuruşundan önce birkaç hareket yapan Maradona maçta etkili olamaz.
Maradona’nın 500 milyon, Sevilla‘nın 3 milyar kazandığı bu maçta Galatasaray sadece 300 milyon gelir elde eder ve Maradona üç yıl sonra Dünya Karması maçında oynamak üzere tekrar geleceği Türkiye’den ayrılır.
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Oğuz Öztürk 24 September 2010 | Yorumsuz!

Uche‘nin Fenerbahçe‘ye geldiği yıl aynı ülkeden biri daha gelmişti…
Bu isim Brian Steen Nielsen‘di. Odense‘den gelen Nielsen, Fenerbahçe’de iki sezonda gösterdiği performansın ardından Danimarka Milli Takımı’nda yerini çoktan ayırtmıştı. Vatandaşı Högh‘ün Türkiye’ye geldiği sezon Fenerbahçe’den ayrılan Brian Nielsen, sene sonunda da Euro 96‘da oynamıştı.
Euro 96′dan sonra kısa süreli bir Japonya macerası yaşayan Nielsen ardından evine, Odense’ye dönmüştü. 1998 yılında da Boldkub’a transfer olan Nielsen, 2001′de de komşuya, Malmö’ye geçmişti. Euro 2000 ve 2002 Dünya Kupası‘nda da milli takımda yer almayı başaran Nielsen, futbol yaşantısını da Aarhus’ta noktalamıştı.
Türkiye’de kaldığı 2 yılda hem futbolunu hem de sol ayağını fazlasıyla sevdiren, 2002′den 2004′e kadar Aarhus forması giyen Brian Steen Nielsen, şimdiler de de aynı takımın futbol direktörlüğünü yapıyor.
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Oğuz Öztürk 17 September 2010 | Yorumsuz!

Türk futbolunun geleceğini kuran Jupp Derwall kadar milli takımının ilerlemesinde büyük bir rol oynamıştı Sepp Piontek.
Danimarka mucizesinin ardından Federasyon başkanı Şenes Erzik’i de etkilemeyi başaran Piontek, 1990′da geçmişti Milli Takım’ın başına. Kuzey Avrupa’nın o meşhur disiplin anlayışı onda da fazlası ile vardı.
Daha geldiği ilk gün büyük bir sempati kazanmıştı Piontek. Milli takım kadrosunun deyim yerinde ise artık ‘eskimeye‘ başlaması onun şanssızlığı sayılabilirdi. Yeni gelen genç oyuncuların ise yetişmesi için zaman gerekiyordu.
Bursaspor’da yıldızı parlamaya devam ederken Hakan Şükür’e milli takımda yer veren Piontek işte tam burada ne kadar Alman olduğunu gösteriyordu. Çevresinden gelen eleştirilere aldırmadan denemek istediği oyuncuyu deniyordu. Denedikleri bir gün efsane olacaktı kimsenin bilmediği bir şekilde.
Takımdan ayrıldığıda yerine geçen Fatih Terim kısa sürede efsane olmuştu. Temeli ise Piontek’ti…
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Oğuz Öztürk 4 September 2010 | Yorumsuz!

Fenerbahçe‘de geri dönüş dendiğinde akla ilk gelenler meşhur 4-3′lük Galatasaray ve Gaziantepspor maçları oluyor. Fakat zaman içinde unutulan iki adet daha geri dönüş var ki, onlarda en az diğer iki geri dönüş kadar hikayesi bol maçlar…
8 Ağustos 1999, Fenerbahçe 3-2 Vanspor
Rıdvan Dilmen takımın teknik sorumlusudur ve bu maç ligin ilk maçıdır. Rıdvan Dilmen için bu maçın önemi de Vanspor’un geçen sezonki teknik direktörü olması ve birinci lige çıkarmış olmasıdır. Fenerbahçe ilk şoku dakika 40′ta Muammer ile yaşar. Hemen iki dakika sonra Ercüment Şahin durumu 2-0′a getiriverir. İlk yarının sonlarında Alpay’ın attığı gol Fenerbahçe’nin moral bulmasını sağlar. İkinci yarıda Fenerbahçe inanılmaz bir baskı kurar. 79′da Elvir Boliç önce 2-2 yapar 85′te de galibiyet golü gelir.
Ancak Fenerbahçe bu stresi boşu boşuna yaşar. Çünkü Vanspor, 18 kişilik kadrosuna paf’tan oyuncu almadığı için hükmen 3-0 mağlup sayılır…
25 Mart 1990, Bursaspor 3-2 Fenerbahçe
Bu kez Fenerbahçe yine hikayenin içinde ama tam ters yönde… Ligin 26. Haftasında Bursaspor şampiyonluk yolundaki Fenerbahçe’yi konuk eder. Maç başlamadan önce şike iddiaları ortaya atılır, ama doğal olarak ciddiye alınmaz. Hakan Tecimer ve Şenol Ulusavaş Fenerbahçe’yi önce 2-0 öne geçiren golleri atarlar. 49. dakikada Erhan Kiremitçi durumu 2-1 yapar. Yılmaz Vural hakem tarafından tribüne yollanmıştır ve orada coşmaktadır. Aynı Erhan 65′te bir gol daha atar ve maçın seyri bir anda değişiverir. Yine Erhan 85′te durumu 3-2 yapar ve tarih yazılır. Fenerbahçe önce maçı Bursaspor’a, sonra da şampiyonluğu Beşiktaş’a kaptırır…
Önceki Yazılar