Organik Futbol Anasayfa » 'Futbol'
Yazar: Oğuz Öztürk 4 Eylül 2010 | Yorumsuz!

Fenerbahçe‘de geri dönüş dendiğinde akla ilk gelenler meşhur 4-3′lük Galatasaray ve Gaziantepspor maçları oluyor. Fakat zaman içinde unutulan iki adet daha geri dönüş var ki, onlarda en az diğer iki geri dönüş kadar hikayesi bol maçlar…
8 Ağustos 1999, Fenerbahçe 3-2 Vanspor
Rıdvan Dilmen takımın teknik sorumlusudur ve bu maç ligin ilk maçıdır. Rıdvan Dilmen için bu maçın önemi de Vanspor’un geçen sezonki teknik direktörü olması ve birinci lige çıkarmış olmasıdır. Fenerbahçe ilk şoku dakika 40′ta Muammer ile yaşar. Hemen iki dakika sonra Ercüment Şahin durumu 2-0′a getiriverir. İlk yarının sonlarında Alpay’ın attığı gol Fenerbahçe’nin moral bulmasını sağlar. İkinci yarıda Fenerbahçe inanılmaz bir baskı kurar. 79′da Elvir Boliç önce 2-2 yapar 85′te de galibiyet golü gelir.
Ancak Fenerbahçe bu stresi boşu boşuna yaşar. Çünkü Vanspor, 18 kişilik kadrosuna paf’tan oyuncu almadığı için hükmen 3-0 mağlup sayılır…
25 Mart 1990, Bursaspor 3-2 Fenerbahçe
Bu kez Fenerbahçe yine hikayenin içinde ama tam ters yönde… Ligin 26. Haftasında Bursaspor şampiyonluk yolundaki Fenerbahçe’yi konuk eder. Maç başlamadan önce şike iddiaları ortaya atılır, ama doğal olarak ciddiye alınmaz. Hakan Tecimer ve Şenol Ulusavaş Fenerbahçe’yi önce 2-0 öne geçiren golleri atarlar. 49. dakikada Erhan Kiremitçi durumu 2-1 yapar. Yılmaz Vural hakem tarafından tribüne yollanmıştır ve orada coşmaktadır. Aynı Erhan 65′te bir gol daha atar ve maçın seyri bir anda değişiverir. Yine Erhan 85′te durumu 3-2 yapar ve tarih yazılır. Fenerbahçe önce maçı Bursaspor’a, sonra da şampiyonluğu Beşiktaş’a kaptırır…
Organik Futbol Anasayfa » 'Futbol'
Yazar: Oğuz Öztürk 28 Ağustos 2010 | Yorumsuz!

Futbol tarihinde birçok saha içi kavgaya şahit olduk hiç şüphe yok ki. Biz de bu onlarca kavganın içinden 3 tanesini çekip derledik…
- Hırvat vs Sırp, Jarni vs Mirkovic.
Hırvatistan’da, Yugoslavya’da Euro 2000‘e gidebilmek için Zagreb’te oynanan bu maçı kazanmak zorundaydı. Maçtan önce savaşa gönderme yapan pankartlar ve stada getirilen gaziler ortamı germeye yetmişti. İlk yarının sonlarında Hırvat Jarni ile Yugoslavya’nın Sırp stoperi Mirkovic çapıştılar… Öfkeli Jarni, Mirkovic’e eğilerek çok sert bağırdı ve Mirkovic’in buna cevabı Jarni’nin hayalarını sıkmak oldu! Bunun üzerine oyundan atılan Mirkovic çıkarken çetnik selamı yaptı ve ülkesinde bir kahraman gibi karşılandı…
- Almanya – Arjantin (2006)
Çok gergin geçen bir Dünya Kupası çeyrek final maçıydı. Bu maçın penaltılara kalması da durumu iyiden iyiye germeye yetmişti. Gülen taraf 4-2 ile Almanlar olmuştu. Ve hır çıkaran tarfa Arjantinlilerdi. Tim Borowski’nin rakip oyunculara yaptığı ’sus’ işareti olayların başlamasına neden oldu. Coloccini’de Neuville’ın üzerine yürüdü. Yedek futbolcularında olaya karışması ile birlikte teknik ekip te dahil herkes kendini bir arbedenin içinde buldu. Neyse ki büyümeden önlendi…
- Inter – Valencia (2004, 2007)
2007′deki Şampiyonlar Ligi eşleşmesinde David Navarro‘nun sahaya dalıp yumrukla Burdisso’nun burnunu kırmasını, sonra da tüm Inter’li oyuncuların onu kovaladığı anı kim unutabilir ? Bu kavga tünelde de devam etmiş, Toldo bir hışımla Valencia soyunma odasına dalmış, Figo ile Cambiasso’da onu izlemişlerdi. Navarro staddan korumalar ile çıkmak zorunda kalmıştı. Ancak bu husumetin bir geçmişi vardı. 2004′deki bir maçta da Caneira, Adriano’ya tokat atmış, Adriano’da ağır siklet usulü bir yumrukla rakibini yere sermişti…
Inter – Valencia
Organik Futbol Anasayfa » 'Futbol'
Yazar: Oğuz Öztürk 28 Ağustos 2010 | Yorumsuz!

En ünlü Rus futbolcuyu aklınıza getirdiğinizde bu isim Lev Yashin mi oluyor? Peki ya en yetenekli ama arka planda kalanı? Burada cevap Eduard Streltsov oluyor… Aslında burada ismi geçen Yashin onun için ‘Pele’den bile daha yetenkli’ diyerek son noktayı koymuştu zamanında…
Eduard Streltsov‘un efsane olmasında yeteneklerini bir komplo sonucunda tüm Dünya’ya sergilemesi de büyük pay sahibi. 10 numaranın en çok yakıştığı adamlardan biri olan Sreltsov 1954′te ilk resmi maçında sadece 16 yaşındaydı. Ertesi sene ise daha 17 yaşındayken gol kralı oluyordu Rus Ligi’nde. 18 yaşına gelmeden giydiği milli forma ile ilk maçında attığı 3 gol de işin tuzu biberi olmuştu. İşte olaylar tam da burada başlamıştı…
Streltsov 1958 Dünya Kupası‘nın yıldızı olabilirdi. Ancak Streltsov kupaya bir ay kala bir partiye katılmıştı ve bu partide tanıştığı bir kızla geceyi beraber geçirmişti. Ertesi gün ise kız kendisine tecavüz edildiğini öne sürerek şikayette bulunmuştu ve Streltsov suçlu bulunarak mahkum kampına gönderilmişti. Bu konu hakkında bilinen en önemli komplo teorisi dönemin kültür bakanı Furtseva’nın 16 yaşındaki kızı Svetlana ile Streltsov’u evlendirmek istemesi ama Streltsov‘un buna karşı çıktıktan sonra bakanın çok kızıp bu dümeni oynadığı yönünde… Streltsov’un işlemediği suçu itiraf etmesinin nedeni de sevdiklerinin ölüm tehditleri alması olarak anlatılmıştı…
Brejnev’in verdiği af kararına kadar Streltsov 7 yıl futbol oynamadı. Daha sonra 1965 yılında Torpedo’ya döndü ve yine şampiyonluk yaşadı. Şimdilerde çokça gördüğümüz topuk paslarının Rusya’da atası kabul edidi… 1990 yılında kansere yenik düştüğünde ise Gulag’da geçirdiği duvarlararası günlerin etkisi oldu, en acılı Sovyet futbolcu olarak akıllarda kaldı…
Organik Futbol Anasayfa » 'Futbol'
Yazar: Oğuz Öztürk 7 Ağustos 2010 | 1 Yorum

Bir futbol takımının yedek kaldığında ses çıkarmayacaktek mevkisi hangisidir? Ya da antrenmanlarda bir dahaki maçta yedek olacağını bile bile var gücü ile çalışan? Evet, Kaleciler…
Bir zamanlar 12 numara kutsal olmadan önce bu numarayı sadece konumuz olan yedek kaleciler giyerdi. Ufak bir umut ile belki takımın as kalecisine olağan dışı bir durum olur da oyuna girerim düşüncesi ile. Yedek olmalarına rağmen belki de as kaleciden beklenenden daha fazlası beklenirdi onlardan. Girer girmez penaltı kurtarmaları gibi… Yedek bir forvet oyuna girip anında bir gol atınca nasıl hayatı değişiyorsa onların görevi de golü yememekti.
Ancak bu adamların ‘ben ikinci kaleciyim nasıl olsa bana şans gelmez’ dememesi gerekiyor hiç şüphe yok ki. Çok az örnekleri olsa da ikinci, hatta üçüncü kalecinin verdiği savaşla formayı kaptığına da şahit olmuşluğumuz vardır. En güzel örnek kesinlikle Rüştü Reçber’dir. 10 Nisan 1995′te Kayserispor-Fenerbahçe maçında Engin İpekoğlu’nun ayağı kırılınca kaleye Rüştü geçmişti. O günden sonra geçiş o geçiş… 1990 Dünya Kupası‘nda Arjantin’li Pumpido’nun sakatlığında kaleye geçen Goycoecha, kurtardığı penaltılarla Arjantin’i finale taşımıştı.
Yedek kalecilerle ilgili temel sorun esasında Premier Lig‘de baş gösteriyor. Bazı teknik adamlar kendilerine verilen beş yedek oyuncu içerisine yedek kaleci almayı düşünmüyorlar. Böyle bir durumda as kalecini sakatlanması ya da kırmızı kart görmesi durumunda ‘kahraman futbolcular’ ortaya çıkıyor. 2006 yılında oynanan Sheffield United – Arsenal maçında Sheffield’ın kalecisi Kenny sakatlanmış ve yedek kaleci olmadığı için Jagielka kaleye geçmişti.
Golü takımın attığı ancak tersi durumda sadece kalecinin yediği bir futbol düzeni var. Takımı gol attığında yalnız başına sevinen bu yalnız adamlar hep takdiri hak ettiler…
Organik Futbol Anasayfa » 'Futbol'
Yazar: Oğuz Öztürk 7 Ağustos 2010 | Yorumsuz!

Başlıktaki cümlenin yazılı olduğu pankart 2007′de Maracana’da Bayanlar Futbol Finali’nde açılmıştı. Bu pankartın verdiği mesaj Marta’nın, Amerika Birleşik Devletleri karşısındaki oyunu ile birleşti ve hâla akıllardaki yerini koruyor.
Tüm olumsuz fikirlere rağmen Brezilyalı Marta Vieira da Silva, futbolu adeta erkeklerin seviyesinde oynamayı başarıyor.
En büyük savaşı da zaten önyargılara karşı olan Marta, 7 yaşından bu yana futbol sevdalısı. İlk çalımını da futbol oynamasını istemeyen abisine atmış zamanında. 14 yaşında hayallerinin peşinden 3 günlük bir otobüs yolculuğu ile koşan Marta, Vasco da Gama’nın bayan takımına girdiğinde hayallerine kavuşmuştu….Sadece iki sonra ise Marta Vieira da Silva Brezilya 19 yaş altı bayan takımındaydı.
Brezilya’da bayan takımlarının az oluşu 2003′te onu İsveç’e, Umea IK’a kadar götürdü.
Brezilya Bayan Futbol Takımı şimdilerde zirvede. Marta ise takımın en iyisi ve aldığı lakap ‘Dişi Pele’… Marta’nın ne kadar başarılı olduğu ise Maracana’daki şöhretler geçidine adını bırakması ile doğru orantılı.
Marta’ya gelen son övgü ise Pele‘nin ta kendisinden;
” O etek giymiş bir ben…”
Organik Futbol Anasayfa » 'Futbol'
Yazar: Oğuz Öztürk 2 Ağustos 2010 | 1 Yorum

1968-1969′da Sevilla ilk kez küme düşse de ertesi sezon hem lige çıkar, çıkmakla da kalmaz bir de Fuar Şehirleri Kupası‘na katılır. İlk tur kuraları çekildiğinde rakip onların belki de hiç duymadıkları, bizim de efsane olmuş olan takımımız Eskişehirspor’dur.
İlk maç 5 Eylül 1971′de Sevilla’da inanılmaz bir sıcak altında oynanır. Ev sahibi Sevilla baskıya rağmen golleri bulamaz. Ancak 61. dakika da Eloy, Sevilla’yı rahatlatan adam olur. İlk maç Sevilla’nın 1-0 üstünlüğü ile sona erer.
Taraflar rövanş maçında 16 Eylülde Eskişehir‘de karşılaşırlar. Sevilla’nın öncelikle hedefi gol yememektir. Eskişehir’li oyuncular Sevilla kalesi önünde büyük bir baskı kurarlar ancak istedikleri sonuca bir türlü ulaşamazlar. Sevilla bu nedenle zaman zaman etkili kontra ataklar geliştirir ve neticesinde 79. dakikada Acosta ile durum 0-1 olur…
Sevilla rahatlamıştır, 170 dakikadır gol yemedikleri rakiplerinden son 10 dakikada gol yemeleri pek mümkün görünmüyordur. Eskişehirspor’lu taraftarlar da umutlarını kaybederek yavaş yavaş sahayı terketmeye başlarlar. Ancak Fethi Heper pes etmez. Bir karambol esnasında Fethi durumu 1-1 yapar. İki dakika sonra profesör Fethi Heper dışarıdan yoklar Sevilla kalesini ve harika bir golle skor bir anda 2-1 olur. Maçın bitmesine sekiz dakika vardır. Beklenen nokta yine Fethi Heper tarafından konulur ve durum 3-1 oluverir.
Sevilla daha kupanın ilk maçından elenir, geriye de profesör Fethi Heper’li bu efsane hikaye kalır…

Organik Futbol Anasayfa » 'Futbol'
Yazar: Oğuz Öztürk 2 Ağustos 2010 | 1 Yorum

Stanimir Stoilov Fenerbahçe‘ye geldiğinde sezon 1992-1993‘tü. Daha gelir gelmez ‘Aykut ile beraber çok gol atarız’ ve ‘Tanju ile çok iyi anlaşırız’ açıklamaları ile gündeme gelmişti.
Ancak Stoilov bu iddialı açıklamalarını bir türlü yerine getiremedi. Nedeni de sakatlıktan başka bir şey değildi. Geçirdiği ağır sakatlık nedeni ile ligde sadece 8 maça çıkabilen Stoilov 3 golün altına imzasını koymuştu.
Stoilov esasında ne kadar golcü bir adam olduğunu Ağustos 1992′de ağır sakatlık geçirmeden önce Trabzon’da oynanan Bulgaristan-Türkiye maçında attığı 2 güzel gol ile göstermişti. Eğer sürekli bahsettiğimiz sakatlık olmasa, Stoilov’un 1994′de Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen turnuvada büyük bir sürpriz gerçekleştiren Bulgar milli takımında yer almaması için hiçbir neden yoktu.
1998 yılında Levski Sofya‘daki üçüncü döneminde yardımı antrenör olan Stanimir Stoilov, bir dönem ülkesinde altyapıdan sorumlu işlerde çalıştıktan sonra 2004′te Levski’nin başına geçti.
2005-2006 sezonunda Levski Sofya’yı UEFA Kupası’nda çeyrek finale kadar taşıyıp tarihe geçti. 2005-2007 tarihleri arasında da ligde 2 şampiyonluk yaşadı. 2006-2007 sezonunda ise İtalyan takımı Chievo’yu eleyerek Levski Sofya’nın, Şampiyonlar Ligi‘nde gruplara kalan ilk Bulgar takımı olmasını sağladı. Stoilov şimdilerde Bulgaristan Milli takımını çalıştırıyor…
Önceki Yazılar