Organik Futbol Anasayfa » 'Ve Diğer'

#16 Unutulmaz Anlatımlar Serisi

Yazar: Ali İhsan Karakaş 14 Mayıs 2010 | Yorumsuz!

Tarih: 14 Mayıs 2006
Yer: Ali Sami Yen / İstanbul

2005-2006 sezonu, Galatasaray’ın en kabus başlangıçlardan birini yapıp, en unutulmaz şekilde sonlandırdığı sezonların başında gelir sanırım. 2004-2005 sezonunda şampiyonluğu Fenerbahçe’ye, son Şampiyonlar Ligi biletine de Trabzonspor’a kaptıran Galatasaray, pek alışık olmadığı şekilde Uefa Kupası 1. tur maçlarıyla başladı yeni sezona ve Norveç’in Tromsö takımına elenerek büyük bir hayal kırıklığıyla erkenden kapattı Avrupa defterini. Ligin ilk yarısı boyunca da Fenerbahçe’nin gölgesinde kalan sarı-kırmızılılar devre arasına girerken liderden tam 4 puan gerideydi. İkinci yarının açılış maçında Fenerbahçe, Gençlerbirliği’ni Kadıköy’de 3 golle geçerken Galatasaray, herkesin ilk defa gördüğü bir gencin, Aydın Yılmaz’ın son dakika golüyle 3 puanı zor kurtarıyordu Konya’da. Daha önce Ümit Karan’nın Ankaragücü’ne, Hasan Kabze‘nin Gaziantep’e, Hakan Şükür’ün Erciyes’e attığı gibi bir son dakika golü yetişiyordu imdada. Ama bu gol Galatasaray’ın lige erken havlu atmasını engellediği gibi bir yandan da unutulmaz bir hikayenin belki de ilk sayfasını oluşturuyordu. Ligin devamında Fenerbahçe’nin önde götürdüğü ama her hafta arkasında Galatasaray’ın tehdidini hissettiği bir sezon oluyordu.

Galatasaray ve Fenerbahçe arasındaki rekabet Türkiye Kupası’na da yansıyor, iki takım çeyrek finalde eşleşiyordu. Kadıköy’deki ilk maçı 2-1 kazanan Fenerbahçe, rövanşta 3-2 mağlup olmasına rağmen deplasman golü avantajıyla yarı finale yükseliyor, turun sevincini de Tuncay’ın hindi baba tezahüratlarıyla kutluyordu Sami Yen’de. Böylelikle Uefa’dan sonra Türkiye Kupası hedefi de gidiyor, elde bir tek lig kalıyordu Galatasaray için. Bitime 4 hafta kala iki takım kafa kafaya giderken, 30. haftada Fenerbahçe, Arda Turan’lı Manisaspor deplasmanında 5′lik oluyor ve Kadıköy’deki derbi öncesi 3 puan geri düşüyordu. Ancak söz konusu derbi ve Kadıköy olunca bir hafta önce 5 yiyen takım, ertesi hafta 4 atabiliyordu. Sami Yen’de Nobre’nin golüyle 1-0 kazanan Fenerbahçe bu maçı da Appiah, Luciano, Alex ve Anelka‘nın golleriyle 4-0 kazanarak hem tekrar puanları eşitliyor hem de 2′li averajda üstünlük sağlıyordu. Yine de sonuna kadar takibe kararlı olan Galatasaray için sondan bir önceki hafta istikamet İnönü’ydü. Şike dedikodularının gölgesinde geçen maçta Tümer’in golü Beşiktaş’ı öne geçiriyor, aynı zamanda oluşan tablo Fenerbahçe’nin şampiyonluğu anlamına geliyordu. Ancak o bahar akşamında unutulmaması gereken bir isim, Hasan Kabze çok geçmeden beraberlik golünü atıyor, maçın son dakikaları renkleniyordu. Beşiktaş taraftarı bol bol Zalad’ın kulaklarını çınlatırken bitime 17 saniye kala Hasan Kabze bir kez daha sahneye çıkıyor ve yine o deniz tarafındaki kalenin filelerini havalandırıyordu. Galatasaray o sezonki bir başka mucizevi galibiyetini alırken, şampiyonluk şansını matematiksel olarak son haftaya taşımayı başarıyordu.

Son haftaya kadar değişmeyen tabloda herkes, Denizli’de Fenerbahçe’nin alacağı galibiyetle sezonun şampiyonunu bekliyordu artık. Ancak Denizlispor’un da önünde küme düşme gibi ciddi bir tehlike vardı. Ama zaten Galatasaray’da son hafta lig 3.sü taş gibi Kayserispor’la karşılacaktı. Takımını son kez alkışlamak ve onları gönüllerin şampiyonu ilan etmek için Sami Yen’e giden binlerce taraftar, müthiş bir ambians yaratarak sanki şampiyon olmuş gibi karşılıyordu oyuncuları. Futbolcularda bu sevginin karşılığını güzel oyun ve 3 golle veriyor, artık son düdüğü bekliyordu. Ancak o dakikalarda olan oluyor, Denizlispor Mustafa Keçeli’nin golüyle 1-0 öne geçiyordu. Galatasaray’ın 14 senelik şampiyonluk hasretinin son bulduğu 1987′de, Erol’un atmış olduğu, yine bir Denizlispor golüne Galatasaray’lıların verdiği tepkiyi göremeyenler için tarihin yaptığı en büyük kıyak, en unutulmaz tekrar gösterimdi sanırım bu gol.  Bundan sonra ise ne anlatılacak gibi, ne de unutulacak gibi bir 16 dakika yaşanıyordu Sami Yen’de.

İşte Melih Gümüşbıçak’ın anlatımıyla, Denizli’den gelen gol haberi ve Galatasaray’ın 16. şampiyonluğuyla son bulan o 16 dakika…

Unutulmaz Anlatımlar Serisi‘nin diğer yazıları için tıklayınız…

Organik Futbol Anasayfa » 'Ve Diğer'

#15 Unutulmaz Anlatımlar Serisi

Yazar: Ali İhsan Karakaş 29 Nisan 2010 | Yorumsuz!

Tarih: 6 Mayıs 2009
Yer: Stamford Bridge / Londra

Dünkü Barcelona-Inter maçının anlatırken İlker Yasin‘in sıklıkla Xavi’ye Iniesta demesi dikkatinizi çekmiştir. Bu Iniesta takıntısı direk olarak geçen seneki Chelsea-Barcelona maçını getirdi aklıma. Geçen sezon Roma, Bordeaux ve Cluj ile birlikte A grubunda yer alan Chelsea, grubu Roma’nın arkasında 2. sırada bitirmiş ve bir üst tura yükselmişti. Daha sonra da 2.turda Juventus’u, çeyrek finalde de Liverpool’u 4-4′lük bir rövanş maçı sonrası eleyerek yarı finale kadar gelmişti. Son şampiyon Barcelona ise görece daha kolay bir grupta Sporting Lisbon, Shakhtar Donetsk ve Basel’in önünde lider olarak yükselmişti 2. tura. Bu turda Lyon, çeyrek finalde de Bayern Münih karşısında farklı galibiyetler alan Katalanlar da finalin kapısını aralamış ve yarı finalde Hiddink’in Chelsea’si ile eşleşmişti.

Daha önce Nou Camp’ta oynadığı son 3 Şampiyonlar Ligi yarı finalinde olduğu gibi bu yılda Barcelona kendi sahasındaki ilk maçta gol atamadı. Chelsea’nin harika savunması deplasmandan 0-0′lık beraberlik getirmeye yetti. Stamford Bridge’de de benzer bir maç beklenirken Essien’in henüz maçında attığı nefis gol, Barcelona adına işleri biraz daha zorlaştırdı. Takım savunmasını son derece iyi yapan Hiddink’in öğrencileri, fizik mücadelede de rakibine üstünlük kuruyordu. Maçın ilerleyen bölümünde bu seneki Fiorentina-Bayern Münih maçını da katleden hakem Tom Henning Ovrebo’nun hatalı kararları Barcelona’yı maçın sonuna kadar oyunun içinde tuttu. 0-0′ın rövanşında deplasmanda atılacak 1 gol ve alınacak her türlü gollü beraberlik Barcelona’yı finale taşıyacaktı. Alışılagelen hücum varyasyonlarını izlettiremese de son dakikaya kadar turu getirecek golü kovaladı Barcelona ve dakikalar 90+3′ü gösterirken rakibini Iniesta’yla vurdu. İşte o Londra’yı yasa boğan unutulmaz gol, İlker Yasin’in anlatımıyla…

Unutulmaz Anlatımlar Serisi‘nin diğer yazıları için tıklayınız…

Organik Futbol Anasayfa » 'Ve Diğer'

Şampiyon Kaçıncı Haftada Belli Olur?

Yazar: Ali İhsan Karakaş 22 Nisan 2010 | Yorumsuz!

Ligin bitimine 4 hafta kala şampiyonluk yarışı da son derece çekişmeli bir hâl almış durumda. Fenerbahçe’nin Beşiktaş derbisini kayıpsız atlatması, pazar günkü Galatasaray-Bursaspor maçını biraz daha değerli bir duruma getirdi şüphesiz. Bu zorlu dönemeç öncesi Bursaspor burun farkıyla önde olsa da Fenerbahçe emin adımlarla takibini sürdürüyor. Şu an bu iki takım arasında puan farkı 1 gibi görünse de Bursaspor’un 33. haftadaki Ankaraspor maçından gelecek garanti bir 3 puanı daha cepte. Ancak bu durum yine de Bursaspor’a puan kaybetme lüksü tanımıyor. Fenerbahçe’nin tüm maçlarını kazanmasını durumunda ciddi şekilde şampiyonluk şansı var ama garantisi yok. Tam tersi Bursaspor ise şu anda ipleri kendi elinde tutan taraf. Sahaya çıkıp, kazanması gereken Galatasaray, Kayserispor ve Beşiktaş maçlarını 3′er puanla kapatması durumunda tarihinde ilk kez lig şampiyonluğu yaşayacak Bursa halkı. Yani Bursaspor şimdilik burun farkıyla önde götürüyor yarışı ama daha adımlık bir fark yaratabilmiş değil diğer takımlarla arasında. O nedenle bu hafta alınacak sonuçlar, o adımı atmaları konusunda çok önemli. Sonuçlara göre bu adımı atacak taraf Fenerbahçe de olabilir pek tabi. Ancak sonuçlar ne olursa olsun, matematiksel olarak şampiyonun bu hafta belli olmayacağını söyleyebiliriz. Şampiyonluk yarışında çok çok düşük olsa da Beşiktaş dahil toplam 4 takımında şansı olduğu için klasik “Şampiyon Kim Olur ?” sorusu yerine şampiyonun kaçıncı haftada belli olacağını soruyoruz biz de.

Evet, kalan maçlara bakarak sizce Şampiyon Kaçıncı Hafta Belli Olur ???
Oylarınızı sol taraftaki “Anket” bölümümüzden kullanabilirsin…

Organik Futbol Anasayfa » 'Ve Diğer'

#14 Unutulmaz Anlatımlar Serisi

Yazar: Ali İhsan Karakaş 21 Nisan 2010 | 1 Yorum

Tarih: 21 Nisan 2001
Yer: Şükrü Saraçoğlu Stadyumu / İstanbul

Tarihte bugün, 21 Nisan 2001. Süper Lig’in 29. hafta mücadelesinde Gaziantepspor ile karşılacak olan Fenerbahçe, oynadığı son 3 maçta da galibiyet görememişti. Bunlardan ikisi lig maçı olurken, biri de Türkiye Kupası finaliydi. Normal süresi 2-2′lik beraberlikle biten maçı Gençlerbirliği, penaltı atışları sonunda 4-1 kazanmış ve tarihinde 2. kere bu kupanın sahibi olmuştu. Fenerbahçe’nin ise 18 yıldır süren Türkiye Kupası hasreti 19 yıla çıkacaktı.

29.hafta maçları öncesi Galatasaray ve Fenerbahçe 61′er puanla liderliği paylaşıyor, Anadolu’nun flaş ekibi Gaziantepspor ise 58 puanla bu iki devi yakından takip ediyordu. Son 4 senedir şampiyonluk göremeyen ve Galatasaray’ın başarıları altında ezilen Fenerbahçe, Türkiye Kupası’nın da gitmesiyle birlikte tüm konsantresini lige vermişti artık. Aynı şekilde Galatasaray da hafta içi oynadığı Şampiyonlar Ligi çeyrek final maçında 3-2′nin rövanşında Real Madrid’e deplasmanda 3-0 yenilmiş ve elde kalan tek hedef lige yönelmişti.

Bitime 6 hafta kala müthiş bir çekişmeye sahne olan ligde 29. haftada Galatasaray, Çaykur Rize deplasmanına giderken, Fenerbahçe Kadıköy’de Gaziantepspor ile ligin kırılma maçlarından birine çıkıyordu. Bir önceki hafta Beşiktaş ve Fenerbahçe basketbol takımları arasında oynanan maçta olay çıkardıkları tespit edilen bazı taraftarlar polis tarafından gözaltına alındığı için bu önemli maç öncesi Kadıköy’de alışılmış atmosfer yoktu. Hatta protesto amacıyla tribünler ilk 30 dakikayı çıt çıkarmadan izlemeyi tercih etmişlerdi. Tüm bu şartlar Sakıp Özberk yönetimindeki Ömer Çatkıç’lı, Hasan Özer’li ve Fatih Tekke’li Gaziantepspor’un işine gelmiş ve 43 dakikada Fenerbahçe’ye kendi sahasında 3 gol atmışlardı.

Devre arasında silkinip, kendine gelen taraftar tarihinin en unutulmaz maçlarından birinde takımları için pistol vazifesi görmek için hazırdı. İkinci yarı için takımı erkenden sahaya çıkaran Mustafa Denizli, sahanın ortasında taktikler veriyor, ardından taraftar “Bizler inandık, siz de inanın” diye takımı motive ediyordu. Devre arasında oyundan alınan Baliç’in staddan çıkıp Samandıra’ya gitmesi ilerleyen günlerde belki bir gündem oluşturacaktı ama asıl gündem onun yerine oyuna giren Rapaiç’in sahada yaptıkları olacaktı. Taraftarla birlikte uyanan Fenerbahçe, ikinci yarının tamamında belki de o zamanda kadarki en iyi futbolunu oynuyor, taraftarın içindeki arzuyu sahada mücadeleye çeviriyordu. Bu azim ve mücadele rakibi de hataya zorluyor ve ilk yarıdaki 3 avans, sadece 80. dakikaya kadar idare edebiliyordu Gaziantep’i. 80. dakikada Milan Rapaiç bir kere daha sahneye çıkıyor ve Fenerbahçe’ye 3-0′lık mağlubiyetten 4-3′lük galibiyeti getiren golü atıyordu.
İşte Melih Gümüşbıçak’ın unutulmaz anlatımıyla, ilerde torunlarınıza anlatabileceğiniz o maç;

Unutulmaz Anlatımlar Serisi‘nin diğer yazıları için tıklayınız…

Fenerbahçe o sezon Kadıköy’de oynadığı bütün maçlarını kazanarak 17′de 17 yaptı ve ligin sonunda Galatasaray’ın 3 puan önünde 76 puanla, 14. kez şampiyonluğa ulaştı. Mustafa Denizli’nin önderliğinde Galatasaray’ın 4 senelik hanedanlığına son veren Fenerbahçe, bu şampiyonluğu “Efsane Geri Döndü” sloganıyla kutladı ama sonu şampiyonluğa giden asıl geri dönüş Gaziantepspor maçının devre arasından sonra gerçekleşmişti. 1989 yılında Federasyon Kupası’nda Mustafa Denizli’nin çalıştırdığı Galatasaray karşısında da benzer şekilde 3-0′dan 4-3 kazanan Fenerbahçe, birkez daha aynı şeyi gerçekleştirdi ve 21 Nisan’ı tarihinin unutulmazları arasına soktu.

Organik Futbol Anasayfa » 'Ve Diğer'

Organik Futbol Blog Ödülleri’nde

Yazar: İhsan Çandır 10 Nisan 2010 | 2 Comments

2008 yılından beri düzenlenen Blog Ödülleri’nin bu yılki organizasyonu 2010 Blog Ödülleri’nde Organik Futbol olarak biz de yer almaktayız. Bizimle birlikte spor kategorisinde 80 blog yarışıyor, rakiplerimize de buradan başarılar diliyoruz.

Aşırı yoğunluktan kaynaklanan Blog Ödülleri sitesinin açılmaması sorunuyla karşılaşabilirsiniz. Organik Futbol’a oy vermek isterseniz http://2010.blogodulleri.com/frame/show/organik-futbol-376 adresinden üye olup, oy ver butonuna tıklamalısınız. Destekleriniz için teşekkürler…

Organik Futbol Anasayfa » 'Ve Diğer'

#13 Unutulmaz Anlatımlar Serisi

Yazar: Ali İhsan Karakaş 8 Nisan 2010 | Yorumsuz!

Tarih: 9 Haziran 2007
Yer: Barcelona <->Zaragoza

El-Clasico yaklaşırken unutulmaz anlatımlar serisinde de Barcelona ve Real Madrid’e bir yer vermek lâzım. Ancak konumuz kendi aralarında yaptıkları unutulmaz maçlardan biri değil, daha da unutulmaz olan bir şampiyonluk hikayesi olacak. 2006/2007 sezonunda bitime 2 hafta kala puan durumu ve kalan maçlar şu şekildeydi;

1-) Real Madrid – 73
2-) Barcelona – 73
3-) Sevilla – 71

37.Hafta Maçları

Barcelona-Espanyol
Real Zaragoza-Real Madrid

38.Hafta Maçları

Real Madrid-Real Mallorca
Gimnastic-Barcelona

9 Haziran 2007 akşamı aynı saatte başlayan maçlarda Barcelona, Katalunya Başkenti Derbisi’nde Espanyol’u konuk ediyordu. Maçın ilk yarım saatlik dilimi dolarken savunmanın arasına sızan Raul Tamudo’nun golü, Rijkaard’ın Barcelona’sı önünde Espanyol’u 1-0 öne geçiriyordu. Bu gole yanıt ise Messi’den gelecekti. Maçın hakemi Julian Rodríguez Santiago’yu ve yardımcısını ülke meselesi haline getirebilecek pozisyonda, savunmadan seken topu takip eden Lionel Messi, müthiş bir ilizyonla golü atıyor ve vatandaşı Maradona’ya selamı çakıyordu. Nou Camp’ta ilk yarı 1-1 biterken, kulaklıklardaki radyolardan gelen Zaragoza’nın önde olduğu 1-0’lık devre skoru da mutlu ediyordu Katalanları.

Bu moralle 2. yarıya hızlı başlayan Barcelona, 56. dakikada yine Messi’nin attığı golle bu sefer öne geçiyordu. Zaragoza’dan gelen haberlerde iyiydi. Real Madrid önce beraberliği yakalamasına rağmen 64. dakikada tekrar mağlup duruma düşmüştü. Bu skorlar Barcelona’yı şampiyon yapıyordu. Bunun bilincindeki Barça taraftarları da şampiyonluk şarkılarıyla maçın bitimini bekliyordu. Ancak her şeye rağmen son düdük çalmadığı sürece futbolda hep bir ihtimal daha vardı. Ve o ihtimalin ilk ayağını da 89. dakikada yine Raul Tamudo’nun attığı kendisinin ve takımının 2. golü oluşturdu. Yenen son dakikada golüyle bir anda keyifleri kaçan Camp Nou sakinleri içinse, bir umutla mikrofonları Zaragoza’ya, Real Zaragoza-Real Madrid maçına çevirmenin tam sırasıydı.

Şampiyonluk için diğer kritik maçın oynandığı Zaragoza’da her şey ev sahibi ekibin istediği gibi başlamıştı. Espanyol’un öne geçtiği 30’lu dakikalarda, eş zamanlı bir şekilde Real Zaragoza da Diego Milito penatı golüyle şampiyonluğun diğer ciddi adayı Real Madrid karşısında 1-0 öne geçmişti. Bu skorla biten ilk yarının ardından 57. dakikada Nistelrooy sahneye çıkarak skora dengeyi getirmiş ama çok geçmeden 64’te Milito bir kez daha skoru, Zaragoza’nın lehine çevirmişti. Kalan 30 dakikayı Barcelona’nın 2-1 önde, kendi takımlarınınsa aynı skorla 2-1 geride olduğu büyük bir baskıyla oynadı Capello’nun Real Madrid’i. Ve dakikalar 89′u gösterirken bir mucize, aynı anda hem Barcelona’da, hem Zaragoza’da zuhur ediyordu. Ruud Van Nistelrooy bitime 1 dakika 15 saniye kala tekrar skora dengeyi getiren golü atıyordu. Hemen ardından da Nou Camp’tan Espanyol’un gol haberi geliyordu. Unutulmaz bir şampiyonluk yarışına sahne olan kritik haftada ligin kaderini attıkları 2’şer golle 4 farklı isim tayin ediyordu; Real Tamuda, Lionel Messi, Diego Milito ve Ruud Van Nistelrooy. Van Nistelrooy’un son golü, 89. dakikaya kadar çoktan “Şampiyonluğa Tanrı’nın Eli” manşetlerini atmış medyaya yazdıklarını sildiriyor ve yerine “İlahi Adalet” yazdırıyordu büyük puntolarla. İşte NTV yayınından, Okay Karacan’ın eşsiz anlamıyla o unutulmaz dakikalar;

La Liga’da ikili averaj sistemi uygulandığı için, içerde 2-0 kazanıp, Nou Camp’ta Barcelona’yla 3-3 berabere kalan Real Marid, o geceki sonuçlardan sonra büyük bir avantaj elde ediyordu. Ligin son haftasında Barcelona’nın deplasmanda Gimnastic’e 5 atması fayda vermiyor ve Bernabeu’da Mallorca’yı 3-1 yenen Real Madrid, 76 yıllık La Liga’da 30. kez şampiyonluk kupasını müzesine götürüyordu.

Unutulmaz Anlatımlar Serisi‘nin diğer yazıları için tıklayınız…

Organik Futbol Anasayfa » 'Ve Diğer'

#12 Unutulmaz Anlatımlar Serisi

Yazar: Ali İhsan Karakaş 25 Mart 2010 | Yorumsuz!

Tarih: 27 Ağustos 2005
Yer: Şükrü Saraçoğlu Stadyumu / İstanbul

Süper Lig’de 2005-2006 sezonu. Daum’un yönetimindeki Fenerbahçe bir önceki sezonu şampiyon tamamlayarak 16. kez lig kupasının sahibi olmuştu. Yeni sezonun açılış maçında Gençlerbirliği’ne konuk olan Fenerbahçe, sezon öncesi Everton’la oynadığı maçta tribünde meydana gelen yaralanma vakasından ötürü 2. haftadaki Diyarbakırspor maçında Kadıköy’de, boş tribünler önüne çıkmıştı. İlk 2 haftayı beraberlikle kapatan Sarı-Lacivertliler, o sezonun ilk galibiyetini 3. haftada Rize deplasmanında alıyordu. Saraçoğlu’nda seyirciyle ilk buluşmasında ise takvimler 27 Ağustos’u gösteriyordu.Rakip ligin köklü takımlarından Samsunspor’du. Maçın henüz 13. dakikasında, kaleci Volkan’ın kayarak uzaklaştırmaya çalıştığı top ilginç bir şekilde Kais’e çarparak Fenerbahçe’ye ağlarına gidiyor ve Samsunspor deplasmanda 1-0 öne geçiyordu. Ancak maçtaki tek ilginç gol bu değildi. Samsunspor golünden 5 dakika sonra Alex De Souza, öyle bir gol atacaktı ki maçın spikeri Ercan Taner bu golü tanımlamak için 10‘dan fazla sıfat kullanmak zorunda kalacaktı. İşte Ercan Taner‘i kendinden geçiren Alex’in o mükemmel rövaşata golü;

Unutulmaz Anlatımlar Serisi‘nin diğer yazıları için tıklayınız…

Fenerbahçe bu maçı 5-2 kazanarak 3 puanın sahibi olmuştu. Rövanşta da Samsunspor’u yine 5 golle geçen Fenerbahçe, o sezonu 34. haftada yaşadığı Denizli faciasıyla 2. sırada bitirebilmişti. 4 büyükler, Ankaragücü, Altay, Bursaspor ve Gençlerbirliği’nin ardından 29 yıl ile Türkiye 1. Ligi’nde en çok yer alan 9. takım olan Samsunspor ise o sezonu 17. sırada bitrerek tam 13 yıl sonra Malatyaspor ve Diyarbakırspor ile birlikte küme düşmüştü.

Ercan Taner’in Alex’in golünü anlatırken kullandığı tanımlardan biri de “yok böyle bir gol” ifadesi. Biraz düşününce akıllara Bülent Korkmaz’ın 17 Kasım 2001′de Ali Sami Yen’de Diyarbakırspor’a orta sahadan attığı gol geliyor. Maçın spikeri yine Ercan Taner ve ağzından dökülen ifadeler yine aynı; “Yok Böyle Bir Gol”. Tabi  bir de golün rövaşata olmasından kaynaklanan bir coşku dikkat çekiyor. Bu nedenle bir de aklıma ilk gelen Necati’nin rövaşata gollerine göz attım. Yıl yine 2005 .  Necati’nin önce 15 Ocak’ta Almanya’da hazırlık maçında Schalke’ye, ardından 2004-2005 sezonun 2. yarısının açılış maçında 28 Ocak’ta deplasmanda Konyaspor’a attığı iki harika rövaşata golü var. Bu iki golün 2 hafta arayla olması da göze çarpan bir başka unsur. Sonuç olarak anlatım kısmına gelirsek, Necati’nin Schalke’ye attığı golü anlatan Gökhan Telkenar “mükemmel ve harika” ; Konyaspor’a attığı golü anlatan Melih Şendil ise “muhteşem, harika ve sahalarda ender görülen” ifadeleriyle nitelemiş bu görsel şovu. Ancak Ercan Taner’in bir rövaşata golü için kullanılabilecek bütün ifadeleri art arda sıralaması kesinlikle onun anlatımını unutulmaz kılıyor.

Meraklıları için;

  • Bülent Korkmaz’ın orta sahadan attığı gole, Ercan Taner’in anlatımıyla buradan,
  • Necati Ateş’in Schalke’ye attığı rövaşata gole, Gökhan Telkenar’ın anlatımıyla buradan,
  • ve yine  Necati Ateş’in Konyaspor’a attığı rövaşata gole, Melih Şendil’in anlatımıyla buradan ulaşabilirsiniz.

Önceki Yazılar  

Organik Futbol'u Her Yerden Takip Edin

RSS Organik Futbol Friendfeed Organik Futbol Twitter Organik Futbol Facebook Organik Futbol Haber.gen.tr Organik Futbol Google Buzz Organik Futbol

Kazakistan 0-3 Türkiye

Medya'dan Haberler

Şampiyonluğa Yürekten İnanıyorum

Galatasaray'da herhangi bir krizin

olmadığını belirten Adnan Polat,

kötü başladıkları sezonu şampiyon

bitireceklerine yürekten inandığını söyledi.

Kolay Olmayacak

Kazakistan galibiyetini değerlendirirken

zaman zaman yaşanan konsantrasyon

eksikliklerine değinen Guus Hiddink,

"Belçika maçı kolay olmayacak" dedi.

Nihat Efsaneler Arasında

Kazakistan'ı 3-0 yendiğimiz maçta

1 gol atan Nihat Kahveci, milli formayla

19 gole ulaştı ve efsane isimler Metin

Oktay ile Cemil Turan'ı yakaladı.

spor, spor haberleri, futbol transfer haberleri, formalar, Turkcell Süper Lig.