Şu an için Galatasaray taraftarına daha uzak gelebilir ama çok değil, sadece 2 yıl öncesi. 2008-2009 sezonu. UEFA Avrupa Ligi‘nde Benfica’yı, Hertha Berlin’i deplasmanda yenerek saf dışı bırakan Galatasaray, Metalist’in ardından B grubunu 2. sırada bitirerek UEFA Avrupa Ligi’nde gruplardan çıkan ilk Türk takımı ünvanıyla 3. tura yükseliyordu. Rakip Şampiyonlar Ligi‘nde Roma ve Chelsea’nin ardından grubunu 3. sırada bitiren Fransız temsilcisi Bordeaux‘du. Son yıllarda birbirleriyle eşleşmeleri olağan hale gelmiş iki takım, Fransa’daki ilk maçtan golsüz beraberlikle dönüyordu. İki takımın da İstanbul’daki rövanş maçı öncesi kendi liginde 5. sırada ve liderden 8 puan geride yer alması ise ilginç bir tesadüftü. Ancak Galatasaray için zirveden bu kadar uzaklaşmak ve rövanş öncesi lig sonuncusu Kocaelispor’a Ali Sami Yen‘de 5 gol yiyerek yenilmek, mali genel kurul öncesi yönetimi “radikal kararlar almaya” zorladı. Puan kayıplarının sorumlusu olarak fatura Michael Skibbe‘ye çıktı ve Alman teknik adamın görevine son verilerek ani bir şekilde yerine Florya’nın gerçek sahiplerinden Bülent Korkmaz getirildi. Cevat Güler ise yardımcı antrenör olarak görevine devam etti. Türkiye Kupası‘ndan elenilmiş, lig şampiyonluğu hayli zora girmiş, tutunulacak tek dal olarak Avrupa kalmış -ki Kadıköy’de final oynama ideali mevcut- İşte bu zorlu süreçte Galatasaray mutlak galibiyet parolasıyla çıkıyordu Sami Yen’in çimlerine…
Maçtan Kısa Kısa Notlar
- Maç öncesi başta Galatasaray-Kayserispor maçındaki yönetiminden dolayı Selçuk Dereli, MHK ve futbol federasyonuna karşı bir güç gösterisi niteliğinde Kapalı üstte açılan dev “Galatasaray Türkiye’dir” pankartı, bu maçın sonucu ve Euro 2008 hatıralarıyla çok daha farklı bir hâl aldı.
- Sırtı kırmızı, uzun kollu parçalı formanın duruşu ayrı, kısa kollularla Avrupa maçının düşüncesi ayrı güzel.
- Şifreli D-Smart platformuna edilen küfürler eşliğinde kahvehanelere yönelen veya kendi imkanlarıyla uydudan Fransız W9 kanalını arayan futbolseverler…
- Maçın ilk düdüğüyle daha yerleşmeye fırsat bulamayanları koltuklarına çivileyen şok Bordeaux golü. Sami Yen’de boğazlara düğümlenen ilk 3′lü…
- Gençlik Marşı‘nın gazıyla ilk şoku atlatıp, hareketlenen Galatasaray.
- Daha 15 dk dolmadan gelen 2. şok. Servet ve Emre Güngör’ün olmadığı dönemde üstüne bir de Mehmet Topal’ı kaybetmek.
- UEFA finalinde 35 dk kırık kolla oynayan Cesur Yürek‘in, Galatasaray’ın başındaki ilk resmi maçında yine bir kol sakatlığıyla zor duruma düşmesi…
- “19. dk’da 19 numarasıyla oyuna giren Harry Kewell” (by Emre Tilev)
- Devre bitmeden en azından beraberlik golü arayışları ve körün isteğine Allah’ın cevabı. Önce Arda’nın vuruşunu ıskalayan rakip ardındansa “KÜVIĞLLL”
- Emre Aşık.
- Kewell’ın golüne tribündeki Hasan Şaş’ın şaşkınlıkla karışık, küfürlü tepkisi.
- Golü daha da güzelleştiren, top daha Kewell’a gelirken hissetmişcesine tribünlerin şahlanması. “Lay lay la lay la lay la lay la…”
- Baros’un pembe kramponları.
- Kabus gibi başlayıp, hayal gibi biten bir ilk devre.
- Skorun da coşkusuyla son dönemdeki en iyi Galatasaray tribün performansı.
- “Bu sene de şampiyonluklar göreceğiz Galatasaray, Saraçoğlu’nda UEFA’yı alacağız Galatasaray İN-ŞAL-LAH”
- “Saldırın, saldırın, saldırın… Kadıköy’de final için saldırın…”
- Anadolu yakasına selam, Avrupa yolculuğuna devam.
- Tribünle birlikte coşan oyuncular ve sonu gol olmasa da Galatasaray’ın takım olarak yaptığı en iyi pas organizasyonu. Ders diye okutulur.
- “Allah’ım Brezilya mı?”
- Rakibini kendi korner direğine kadar kovalayan Arda Turan. [Arda'nın #66 olduğu dönemler. (vol.1)]
- Maç anlatırken bir spikerin başına gelebilecek en güzel şey. “3 gelecek gibi, gol kokuyor gol”
- “Önce koklattın, sonra tattırdın” (by Emre Tilev)
- Tribünlerin maçtaki tek kusuru, 3. gol sonrası yapılan tezahürat. “Saldır! Cimbom! Okey! Let’s Go!” wtf?
Bu gece Galatasaray için en önemlisi hiç kuşku yok ki Madrid’de alınan 1-1′lik avantajlı skor olacak… Sakatlıklar kadro yapılmasında ufak bir problem yaratacaktır fakat Rijkaard ve ekibi muhtemelen mevcut olan en iyi durumu sahaya sürecektir. Öncelikle söylenmesi gereken Leo Franco‘nun yerinin garanti olduğu… Defansata da büyük ihtimal bir değişiklik yaşanmayacaktır. Hakan-Uğur-Emre ve Neill. Herkes Hakan-Emre ve Neill üçlüsünden memnun gibi. Fakat son maçlardaki performansı ile Sabri‘nin özlenmesine neden olan bir Uğur var. Uğur’da sanıyorum bunun farkında…
Galatasaray‘ın bu maçta orta alanı biraz belirsizlik içinde… Ön liberoda fazla agresifliği biraz da beceriksizlik ile birleştiren Barış Özbektaraftara pek te güven vermiyor. Göbekte Elano‘nun son Beşiktaş maçındaki oyununu sergilemesini bekliyorum. Özellikle Atletico’nun muhtemel fazlaca atak yaptığı dakikalarda aayağındaki topu akıllıca Keitaya da Arda‘ya aktarması takımı oldukça rahatlatacaktır.
İleride ise iyileştiği takdirde Arda Turan‘ın oynaması gündemde… Eğer Arda’nın sakatlığı geçmediyseGio‘nun bu maç kendini göstermesi için elinden geleni yapması gerekecek. Fakat Arda’nın yerine Gio’nun oynaması durumunda sanıyorum Gio’nun kanada kayması ve forvete Keita’nın geçmesi daha olumlu bir hamle olacaktır. Aslında bu gibi bir durumda insan ‘keşke Gio değil de Jo Avrupa’da oynayabilse’ demeden edemiyor…
Maçın ilk ve son dakikaları çok önemli… Benim esasında korktuğum nokta turu kaybettirecek olan gollü beraberlikler…
STAT: Ali Sami Yen SAAT: 20:00 HAKEM: Gianluca Rocchi (İtalya) YAYIN:Star TV
Galatasaray‘ın yıldız futbolcusu Arda Turan’da domuz gribi virüsüne(H1N1) rastlandığı açıklandı. İki günlük tatil için İtalya’da bulunan ve İstanbul’a grip belirtileriyle(halsizlik, ateş ve burun akıntısı) dönen kaptan Arda Turan yüksek ateş nedeniyle dünkü antremana katılamadı.
Domuz giribi teşhisi konulan Arda Turan’a evinde serum tedavisi yapıldı. Akşam saatlerinde ateşinin normale döndüğü açıklandı.
Domuz gribiyle ilgili soruya Arda Turan espirili bir şekilde cevap verdi: “Ben domuz gribi olmam, olsam olsam ‘aslan gribi’ olurum!” Alınan bilgilere göre Arda’nın durumunun endişe verici olmadığı, teknik direktör Rijkaard’ın uygun görmesi halinde, bu hafta sonunda Manisaspor’a karşı forma giyebileceği öğrenildi.
İlk olarak Eskisehirspor karşısında tökezleyen Galatasaray, Sturm Graz maçında toparlanır diye ümit ediyordum. Ancak bu gerçekleşmediği gibi Ankaragücü karşısında Galatasaray, sezonun ilk mağlubiyetini aldı.
Sturm Graz maçı sonrası sakatlık problemi yaşayan Sabri,Keita ve Emre Aşık‘tan yoksun Galatasaray’da Servet’in yanında yine Hakan Balta stoper oynadı. Hakan Balta’nın yedeği olarak düşünülen Caner sol, Uğur Uçar ise Sabri’nin yerine sağ bekte başladı maça. Keita’nın yerinde Aydın şans bulurken, Ayhan’ın yanında Mustafa Sarp‘ı tercih etti Frank Rijkaard. Haftaiçi 11′de başlayan Mehmet Topal ise yedekler arasındaydı.
Maçın başlama düdüğüyle birlikte Galatasaray oyuna ağırlığını koydu. Son 2 maçta yaşadığı sıkıntılar nedeniyle ilk dakikalarda golü bulma eğilimiydeydi Sarı-Kırmızılılar. Yarım saatlik dilim içerisinde tek kale oynamasına rağmen Galatasaray, Uğur’un direkten dönen topu dışında etkili bir pozisyon yakalayamadı. Ankaragücü’nün çok adamlı savunmasına Galatasaray’ın ilerideki beceriksizliği de eklenince bırakın golü adamakıllı pozisyon oluşmadı. Son paslardan bir adım önce hep hata yaptılar. Bu durum işine gelen Ankaragücü’de aynı dirençle ayakta kalmaya devam etti. Onlar da Ceyhun, Semavi ve Murat Duruer‘le araya bir gol sıkıştırma derdindeydi. Ancak ilk yarıda iki tarafta skoru değiştirecek vuruşları yapamadılar.
İkinci yarının hemen başında ilk tehlike Ceyhun’la ev sahibi takımdan geldi. Ardından Baros’la Galatasaray inanılmaz bir gol kaçırdı. Penaltı noktası üzerindeki müsait pozisyonda kaleci Serkan bile gözlerini kapamışken Baros zor olanı becerdi. Sırf bu golü kaçırdığı için değil ama Elano ile birlikte Baros, maçın en etkisiz isimlerindendi. Alıştığımız mücadeleci, hırslı Baros’tan eser yoktu. Onun dışında haftalar ilerlemesine rağmen Elano için de hâla soru işaretleri mevcut. Bunu Elano kadroya girmeden de söylemiştim. Elano’nun ortada oynaması Galatasaray için sorun yaratıyor. Bu durum Arda’yı direkt olarak etkiliyor. Ortada harikalar yaratan bir Arda varken Elano’nun gelişiyle birlikte gözle görülür bir düşüş başladı. Kanattan istediği gibi oyunu yönetemeyince Hasan Şaş vari topla fantezilere başladı. Oysa ortadayken o 360 derecelik açıyla tüm oyunu kontrol edebiliyordu. Şimdi kanatta topu aldıktan sonra önce rakibini bir yokluyor, ardından ortaya doğru sokulmaya çalışıyor. Tabi bu arada savunmadan yardım gelince Arda’nın pas açıları da kayboluyor. Arda’da driblingine devam etmek durumunda kalıyor. Derken hem pozisyon kayboluyor, hem savunma yerleşiyor. Bu manada Brezilya Milli takımında bile kanatta oynayan Elano için ortada ısrar etmenin doğru olduğunu düşünmüyorum. Elano ortada daha verimli olsa Brezilya’da kanat oynamazdı. Tabi Brezilya’da orada Kaka var ama Türkiye şartlarında gösterdiği şu performansla Arda’nın da o bölgeyi Elano’dan alması lazım.
Etkisiz bir Elano’ya Rijkaard da 60 dakika dayanabildi. Elano’nun yerine Harry Kewell oyuna dahil oldu. Oyunun bu dakikaların Ankaragücü savunmanın arasına atılan toplarla önemli pozisyonlar buldu. Önce Metin’in aşırtması dışarı giderken ardından Semavi’nin vuruşu direkte patladı. Servet’in zor durumlara düştüğü ara paslarında Hakan Balta da bu açığı kapatamadı ki normaldir. Sezon başından beri 8 lig maçı geride kaldı ve Galatasaray’ın göbek oyuncuları sürekli değişti. Servet-Gökhan, Servet-Emre Aşık, Servet-Hakan Balta, Emre Güngör-Emre Aşık. 8 maçta 4 farklı ikilinin oynaması bir savunma için hiçte normal bir durum değil. Hele ki Hakan Balta’nın da sol bek olduğu düşünülürse…
Son 20 dakikaya girilirken Baros’un yerine Nonda‘yı da oyuna aldı Rijkaard. Ardından da Aydın-Topal değişikliğiyle en azından orta sahaya direnç katmayı düşündü. Baros’un kaldığı yerden Nonda kaçırmaya devam ederken o dakikaya kadar pusuda bekleyen Başkent ekibi Murat Duruer‘in golüyle avının üstüne çöktü. Ceyhun’un arapasıyla başlayan atakta günün iyi isimlerinden Uğur’un yediği çalım gol pozisyonunu doğurdu. Son 10 dakikaya girilirken Galatasaray 1-0 geriye düştü. Bu gole cevap niteliğinde Nonda ile beraberlik şansını yakalayan Galatasaray bir kez daha şansına küstü. Ceyhun’un yerine giren Emre Aygün önce Mehmet Topal’dan ardından Leo Franco’dan seken topların önünde kalmasıyla daha sahada terlemeden 2. golü attı. Neye uğradığını şaşıran ve omuzları düşen Galatasaray karşısında Ankaragücü santradan Hürriyet’le 3. golü de buldu. Galatasaray’ı kendi tarifesiyle vurdu, başkentte 3′ledi. Geçen hafta Eskişehir’in çizdiği fiyakayı bu hafta Ankaragücü hepten bozdu. Ortaya koydukları mücadele ve uyguladıkları taktik açısından Hikmen Karaman ve Ankaragücü’nü tebrik etmek lazım. İlk olmak her zaman önemlidir. Şimdi bütün rakipler eğer Rijkaard, en kısa sürede çözüm bulamazsa Galatasaray’ın bu maçtaki zaaflarına göre hazırlanacak.
Peki bu maçın kaybedilmesinin en önemli nedeni neydi? Bence herşeyden önce üstte bahsettiğim Elano ile Arda’nın uyumsuzluğu. Hücumcuların beceriksizliği ve konsantrasyon eksikliği. Sezonu erken açmaktan ötürü form düşüklüğü de olabilir ancak tüm oyuncuların bu kadar isteksiz olması bir konsantrasyon sorunudur. Belki de “Ben Oldum” düşüncesinden kaynaklanabilir. Ancak gördük ki Galatasaray henüz olmadı. Bunu anlamaları için de bu yenilgi bir ders olmalı. Eskişehir ve Sturm Graz maçlarında önemsenmeyen eksikler bu tokatla birlikte giderilmeli. Çünkü şu anda Galatasaray’ın öyle bir görüntüsü var ki 2-3 maç böyle kayıplar yaşarsa geri dönmekte zorlanabilir.
Daha önce Gordon Schildenfeld‘in göz sorunları olduğunu duymuştuk. Ama bu sefer biraz daha abartıp algıda sorun yaşamış. Birisinin ona kendisini D-Smart‘ın “Arda’yı Kimselere Kaptırmayın, Alın Evinize Götürün” reklamında olmadığını hatırlatması gerekti. Bu, 1 metre önündeki hakem olamayınca nacizane bu göreve talip oldum.
Galatasaray, playoff ilk maçında Levadia Tallinn’i 5-0 yenerek gruplara kalmayı garantiledi. Haftaya güzel bir Estonya tatili bekliyor oyuncuları.
Ligdeki rotasyon arasının ardından bugün yine alışılmış kadro ile çıktı sahaya Galatasaray. Sabri, Gökhan, Servet, Hakan Balta defans bloğunun önünde Mustafa ve Ayhan, ilerde de Arda, Aydın, Keita ve Baros dizilişi vardı. Kalite olarak rakibin çok üstünde bulunan Galatasaray, maça etkili başladı. Levadia takımı ise katı bir savunma uygulamayı tercih etti. Kilidi açmak için kanatları kullanan Galatasaray, Keita ile sağdan etkili ataklar geliştirdi. İlk yarının en çalışkan ve en arzulu oyuncusuydu Keita. Arda’nın girdiği gol pozisyonunu da çok iyi takip eden Popito, Galatasaray’ı 1-0 öne geçirdi. Yalnız bu gole rağmen Estonya ekibi gayretli savunmasından taviz vermedi. Rakip sahaya bile lütfenle geçtiler. Leo Franco‘nun piknik yaptığı bir maç oldu.
Devrenin yıldızı Keita, soyunma odasına gitmeden duran topun başına geçti. Ayhan dokundu, Sabri durdurdu. Duran top geleneği bozulmamış oldu. Keita’nın müthiş şutu Sami Yen’i coşturdu. Taraftarla arasında da müthiş bir bağ oluştu. Sempatik tavırları ve başarılı performansını devam ettirdiği takdirde Keita, Türkiye’de ikinci bir Nouma olabilir. Onun dışında ilk yarıda Arda’nın pozitif oyunu ve Aydın-Sabri ikilisinin vasat futbolu aklımda kalanlar. Rakibin çağ dışı oyunundan ötürü Galatasaray’da ilk yarı çok keyif vermedi. Böyle takımları bireysel yeteneklerle aşmak gerek klişesini de Keita yerine getirdi, ilk devre.
İkinci yarıya aynı kadroyla başlayan Galatasaray, 55. dakikada Baros’un yerde kaldığı pozisyonda ucuz bir penaltı kazandı. Günün şansız ismi Baros, penaltıdan bu sıkıntısına son verdi. Fark 3 oldu. Ertem Şener’in deyimiyle “Milan Baros, bu da çok hoş.” 3-0′dan sonra rakip, oyun disiplininden kopmaya başladı. Bunun üzerine Rijkaard’ın yaptığı Aydın-Kewell, Baros-Elano ve Sarp-Topal değşikliği farkın introsu oldu. Hakan Balta’nın güzel pasında, Kewell’ın sol çaprazdan tam köşeye yaptığı müthiş vuruş 4. golü getirdi. Kewell gibi bir oyuncuya sahip olmak inanılmaz bir şans. Onun kalitesi, yeteneği bambaşka. Elimde olsa Kewell’a süresiz mukavele imzalatırım, o derece.
Gelen goller ve ikinci yarıdaki oyun seyirciyi mest etmiş ve 5. golü isterken Arda’nın ortasında Leitan, Keita’dan önce davranarak kendi kalecisini mağlup etti. Skoru yuvarladı, 5 oldu. Böylece Arda’nın müthiş ortası da boşa gitmemiş oldu. Buna asist yazarlar mı bilmem ama Arda her zamanki gibi alkışı hak eden bir oyun çıkardı. Ortada başladı. Elano girdikten sonra sağa kaydı. Ama her iki bölgede de etkili oynadı. Günün taze çiçeği Elano ise siftahı yaptı. Maç koptuktan sonra girdiği ve kısa süre oynadığı için birşey söylemek yersiz olur. Oynadıkça görecez kendisini.
Sonuç olarak Galatasaray, alt sınıf takımlara karşı şovunu sürdürüyor. Hiç bulunmaması gereken turlarda mücadele ederek, acısını rakipten çıkarıyor. Neyse ki son bir maç kaldı. Bundan sonrası gruplar. Beşiktaş‘ın yanına bugünkü sonuçlarla Fenerbahçe ve Galatasaray‘ı da ekliyoruz Avrupa seyahatine. Maalesef Trabzon‘un işi mucizelere kaldı. Sivas ise biçare.
Gözüme Takılanlar
Keita’nın her golden sonra armayı öpmesi ve bir şekilde gol sevincine dahil etmesi. Tribünleri nasıl etkileyeceğini iyi biliyor Popito.
Haldun Üstünel‘in maçta olması. İspanya’da olduğuna dair haberler vardı ama tribünde görünce şaşırdım.
Ertem Şener repkileri. “İşte kader, işte kısmet, işte Keita” , “Harry Kewell, Galatasaray şimdi cıvıl cıvıl” gibi sözleri önceden hazırladığına dair hiçbir şüphem kalmadı artık. Amacı dikkat çekmek olduğu için dikkatimi çektiğini belirtiyim.
Galatasaray, yine kendi sahasındaki ilk lig maçında, yine Denizlispor’la karşılaştı. Sonuç geçen senenin aynısı: 4-1. Galatasaray adına ilk golü yine Kewell’ın atması da bir başka tesadüf…
Herkesin fark beklediği bir maçta Rijkaard, haftaiçindeki Milli maçlar ve perşembe günkü Avrupa maçını düşünerek kadroda revizyona gitti. Savunmayı baştan aşağı yenileyen Rijkaard, Ayhan ve Aydın’ı da bu kervana dahil etti. Uğur-Emre’ler ve Volkan Yaman’lı defansın önünde Sarp ve Barış yer aldı bugün. Aydın’ın yerine de Kewell’ı eklersek ileri hatta bir değişiklik yoktu. Haftaiçi maç oynamış Arda ve Baros ilk 11′de yer alırken, 90 dakika da sahada kaldı.
Sahaya çıkan kadro Volkan’ın dışında gayet iyi bir kadroydu ki zaten Galatasaray maça da beklenildiği gibi arzulu başladı. İstanbul’a beraberlik için geldiği izlenimi veren Denizlispor ise geçen haftakinin aksine son derece kapalı bir oyunu tercih etti. Hatta ilk dakikalardan itibaren oyunu yavaşlatmaya yönelik hareketlerle ne çalarsak kârdır hesabı yapıyorlardı. Tribünler özellikle kaleci Özden’in kulağını epey bir çınlattı.
Denizli’nin golüne kadar olan süreçte Galatasaray’ın etkili oyunu golün habercisiydi. Yalnız golü atan Galatasaray olmadı. Hücum organizasyonlarında sürekli kanatları deneyen Galatasaray, o dakikaya kadar çok iyi bir oyun çıkaran Barış’ın orta sahada gereksiz uğraşlara girerek kaybettiği bir topun devamında kalesinde golü gördü. Barış maçın maçında hücumda önemli pozisyonlar da buldu. Mücadelesi ve hem geriye hem ileriye desteğiyle müthiş bir dinamo.İnanılmaz bir ciğeri var. Ama az biraz teknik olmayınca fazla işe yaramıyor diğer tüm artılar. Kaptırılan o top Galatasaray’ın bugünkü yumuşak karnı olan sol beke gitti. Volkan’ın seyrettiği orta da Angelov‘un kafa vuruşu Denizlispor’u öne geçirdi. Volkan’ın hatası kadar ortadaki Emre’ler de o topa vurdurarak hatalar silsilesine ortak oldular. Ama onlarınki Volkan’la kıyaslanacak düzeyde değil benim nazarımda. Umarım Rijkaard’ın onu bugün 11′de sahaya sürmesi takımdan göndermeden önce son birkez izlemek içindir. Çünkü Alpaslan şüphesiz çok daha iyi Yaman’dan. Hem yaşı itibariyle hem hazırlık maçlarındaki performansıyla Hakan’ın arkasındaki isim Alpaslan olmalı. Bu düşüncemde Galatasaraylıların genelinde olduğu gibi bende de olan Alpaslan’a karşı sebepsiz sempatim de etkili galiba. Bu ikili için en iyi kararı verecek muhakkak takımı çok daha iyi gözlemleyen Rijkaard. Umudum Alpaslan’ın kalması yönünde.
Hesaplarda olmayan golle birlikte yaşanılan şok hemen atlatıldı. Keita’nın ortasında topa elle müdaheleyi fark eden yardımcı hakem, Deniz Çoban’a penaltıyı çaldırttı. Attığı iki gole rağmen henüz formsuz olduğu izlenimi veren Kewell devre bitmeden skoru dengeledi. Kewell ve Baros bugün tahminimin altında kaldılar. Kewell’ın aldığı sorumluluk ve takımdaki yeri bambaşka ama tam anlamıyla hazır değil. Baros da aynı şekilde. Çek Cumhuriyeti maçında golünü atan yıldız oyuncu bugün yakaladığı fırsatları değerlendiremedi.
İkinci yarının başında gelen Volkan ve Hakan değişikliğiyle Galatasaray daha rahat oynamaya başladı. Tekrar maçın başındaki baskıyı kurdu. Ve yine bir duran toptan golü buldu. Ben yazmaktan bıktım, onlar atmaktan bıkmadı. Yine bir duran top golü seyrettik. Bu manzaralara alışsak iyi olur. Kewell’ın ortasında Arda-Baros karışımı bir gol oldu. Lig Tv golü Arda’ya yazdı. Kaptan bu maçı da boş geçmemiş oldu. Arda da biraz yorgunluk gözlemledim bu akşam. Ama kesit kesit yine yaptı şovunu. Ardında Keita da katıldı bu şova. Rakibin solunu duman etmiş gidiyorken penaltıyla durdurabildiler anca. Geçen hafta Keita ile ilgili değinmiştim bu duruma. Bugünkü 4 golün üçünün asistini yaptı diyebiliriz. Penaltı pozisyonları ve dördüncü gol Keita üretimi. Taraftarı coşturan hareketleri ve sempatisi de bonusu. Arda bıraksa sebebiyet verdirdiği penaltıyı da kullanacaktı ama kaptan otoriter davrandı. Oz Büyücüsü ikinci kere fileleri havalandırdı.
Oyun üstündeki tüm planları bozulan ve yanlış değişiklikler yapan Denizlispor, bu sefer fark yememek için oynadı. Ancak Ayhan-Barış değişikliğiyle Galatasaray daha diri bir şekilde saldırmaya devam etti. Gecenin yıldızı Popito bu kez Baros’u asistlemek istedi. Burak izin vermedi, kendi attı, 4 oldu. Bu pozisyonda Keita’nın düşüncesini takdir etsem de oyun anlamında Keita’nın tek eleştirilecek yönü topla fazla oynaması. Bazı pozisyonlarda bencillikle suçlanabilecek derece de topu ayağında tutuyor. Taraftarın bu hareketlere tav olması ayrı mevzu ancak Galatasaray’a daha hızlı ve tek pas oynayan bir orta saha lazım. Önü boş olduğu zaman Keita mükemmel. Yalnız kapalı takımlara karşı ilerde yapılacak top kaybı Galatasaray’ın ağır savunması da göze alınınca büyük tehlike yaratır. Bu belki Denizli’ye karşı olmaz ama ligde de sadece bu tip takımlar yok. Bu konuda Barış ve Keita’ya ciddi uyarılar lazım. En güzel örnek Hakan Balta. Her teknik adamın isteyeceği bir sol bek. Basit ve çabuk oynuyor. Bugünkü ufak çaplı sıkıntının nedeni de ilk yarı onun eksikliğiydi. Belki maç içinde fazla göze batmaz. Ama böyle oyuncuların değerini eksikliğinde anlarsınız. Bu maç Hakan Balta’nın değerini gösterdi.
Son söz olarak Emre’ler ve Uğur. Yenilen golün dışında Emre’ler çok iyi bir oyun çıkardı. Emre Güngör özlediğimiz o isabetli uzun paslarını izletti bir kez daha. Aşık’la uyumu da çok iyiydi. Sağlam Emre, Zan’a forma bırakmaz. Aynı şey Uğur içinde geçerli. Küçük Kaptan 3 numarasıyla gün geçtikçe güven veriyor. Röpartajında iki haftaya kadar %100 döneceğim demişti. O yolda büyük adımlarla ilerliyor. Sabri’den çok üstün. Paf takımda stoper oynadığı için kademe anlayışı da mükemmel. Her zaman Galatasaray’ın sağından yüklenen rakipler, bu sefer sol kanadı tercih etti. Bunda Volkan Yaman‘ın zayıf kalması kadar Uğur’un da sağlam duruşu etkiliydi.
Galatasaray yoluna tam gaz devam ediyor. Bol gollü galibiyetler serisine Talinn maçıyla devam etmek ümidiyle…
Gözüme Takılanlar
Arda’nın gol sevinci. Geçen hafta aynı sevinci Antep’e attığı golden sonra da görmüştük. Yeni bir imza mı acaba ?
“Sanmasınlar Seni Yalnız, Biz BuralARDAyız” pankartı. Ahmet Çakar’ın geçen haftaki reyting oyunlarından nasibini alan Arda’ya taraftarın desteği takdire şayan.
Parçalı formanın altında beya yerine kırmızı şort ve çorap kullanılması. Forma tanıtımında beyaz versiyonu vardı ama bugün Galatasaray, Federasyon’un açıkladığı kategoride de yer alan 2. İç Saha formasını kullandı.
3 gol sonrası Sami Yen’i inleten “Nevizade Geceleri” tezahüratı. Artık klasik olmaya başladı. Skoru rahatlatan golle birlikte tribünler de bu tezahüratla coşuyor. Meraklıları buradan…
Geçen sene Kocaelispor’la Ali Sami Yen’de Galatasaray’ı beşleyerek Skibbe’yi yolcu eden Erhan Altın, bugün Denizli’nin başında dört yedi.