O yıllar Barcelona teknik direktörü olan Louis Van Gaal o gün takımın neredeyse yarısından fazlasının grip salgını nedeniyle haftasonunda forma giyemeyeceğini öğrendiğinde canı çok sıkılmıştı.
Teknik ekipten gelen bir tavsiye üzerine Van Gaal, genç takım ile bir hazırlık maçı yapıp yeni isimleri A takım için keşfetmeyi amaçladı.
Maç başladığında Van Gaal, genç takımda libero olarak oynayan oyuncuyu sordu…
” O mu? 17 yaşında altyapıya katıldı… Adı Puyol. ama yeterince iyi olduğunu düşünmüyoruz. Malaga’ya göndermek üzereyiz. ”
Van Gaal, Carles Puyol‘u hemen kanatlarının altına alarak A takıma çıkarttı. Onu çok beğenmişti. Van Gaal, Puyol’u kapıdan çıkarken yakalamıştı adeta. Puyol’un bu hikayesinden de görüyoruz ki bir yıldız olmak ya çok zor, ya da çok kolay!
Dünkü Barcelona-Inter maçının anlatırken İlker Yasin‘in sıklıkla Xavi’ye Iniesta demesi dikkatinizi çekmiştir. Bu Iniesta takıntısı direk olarak geçen seneki Chelsea-Barcelona maçını getirdi aklıma. Geçen sezon Roma, Bordeaux ve Cluj ile birlikte A grubunda yer alan Chelsea, grubu Roma’nın arkasında 2. sırada bitirmiş ve bir üst tura yükselmişti. Daha sonra da 2.turda Juventus’u, çeyrek finalde de Liverpool’u 4-4′lük bir rövanş maçı sonrası eleyerek yarı finale kadar gelmişti. Son şampiyon Barcelona ise görece daha kolay bir grupta Sporting Lisbon, Shakhtar Donetsk ve Basel’in önünde lider olarak yükselmişti 2. tura. Bu turda Lyon, çeyrek finalde de Bayern Münih karşısında farklı galibiyetler alan Katalanlar da finalin kapısını aralamış ve yarı finalde Hiddink’in Chelsea’si ile eşleşmişti.
Daha önce Nou Camp’ta oynadığı son 3 Şampiyonlar Ligi yarı finalinde olduğu gibi bu yılda Barcelona kendi sahasındaki ilk maçta gol atamadı. Chelsea’nin harika savunması deplasmandan 0-0′lık beraberlik getirmeye yetti. Stamford Bridge’de de benzer bir maç beklenirken Essien’in henüz maçında attığı nefis gol, Barcelona adına işleri biraz daha zorlaştırdı. Takım savunmasını son derece iyi yapan Hiddink’in öğrencileri, fizik mücadelede de rakibine üstünlük kuruyordu. Maçın ilerleyen bölümünde bu seneki Fiorentina-Bayern Münih maçını da katleden hakem Tom Henning Ovrebo’nun hatalı kararları Barcelona’yı maçın sonuna kadar oyunun içinde tuttu. 0-0′ın rövanşında deplasmanda atılacak 1 gol ve alınacak her türlü gollü beraberlik Barcelona’yı finale taşıyacaktı. Alışılagelen hücum varyasyonlarını izlettiremese de son dakikaya kadar turu getirecek golü kovaladı Barcelona ve dakikalar 90+3′ü gösterirken rakibini Iniesta’yla vurdu. İşte o Londra’yı yasa boğan unutulmaz gol, İlker Yasin’in anlatımıyla…
Unutulmaz Anlatımlar Serisi‘nin diğer yazıları için tıklayınız…
Arsene Wenger benim en beğendiğim teknik adamlardan bir tanesi. Gerek vizyonu, gerek futbola bakış açısı ve futbola armağan ettiği yıldızlarla en iyisi… Fakat Arsene Wenger’de ufak tefek hatalar yapamaz mı? Geçmişte az da olsa örnekleri mevcut.
P. Vieira ile başlangıcı yapalım…
1996 yılında Milan‘dan 3.5 milyon pounda transfer olan Vieira daha sonra Arsenal’den Juve‘ye 13.5 milyon pounda gitmişti ve Wenger böylece kulübe harika bir finansal katkı yapmıştı. Wenger’in aynı başarıyı T. Henry‘de de sergilediğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Juve’den alınan Henry herşeyini Arsenal’e verdikten sonra 6 milyon pound kar ile Barca‘ya satılmıştı. İyi örneklerden bir diğeri de Nicolas Anelka. Wenger 1997′de PSG’den 500.000 pounda aldığı oyuncuyu iki yıl sonra harika bir kar ile 23 milyona Real’e satmıştı… Adebayor’un Man City‘ye trasnferi de bunlara bir örnek niteliğinde…
Peki ya ters istikametler? Wenger’in ufak hatalar yaptığı transfer hamleleri de olmuştu…
Arsenal’e yaklaşık olarak 50 futbolcu transfer eden Wenger S. Wiltord’u Bordeaux‘ten 13 milyon pounda almıştı. Fakat Wiltord 2004′te kapısından çıktığı Arsenal‘e hiçbir gelir sağlamadı. Yine Francis Jeffers’ta 8 milyon pounda alınmış fakat 2.6 milyona Charlton’un yolunu tutmuştu.
Wenger’in Arsenal’e çok şey verdiği ortada. Zaten başarısız transferlerine baktığımızda sadece iki ismin adını görüyoruz. Peki gelecekte kulübe katkı sağlayacak oyuncular hangileri? Sanıyorum en güçlü aday Wermaalen…
El-Clasico yaklaşırken unutulmaz anlatımlar serisinde de Barcelona ve Real Madrid’e bir yer vermek lâzım. Ancak konumuz kendi aralarında yaptıkları unutulmaz maçlardan biri değil, daha da unutulmaz olan bir şampiyonluk hikayesi olacak. 2006/2007 sezonunda bitime 2 hafta kala puan durumu ve kalan maçlar şu şekildeydi;
1-) Real Madrid – 73 2-) Barcelona – 73
3-) Sevilla – 71
37.Hafta Maçları
Barcelona-Espanyol
Real Zaragoza-Real Madrid
38.Hafta Maçları
Real Madrid-Real Mallorca
Gimnastic-Barcelona
9 Haziran 2007 akşamı aynı saatte başlayan maçlarda Barcelona, Katalunya Başkenti Derbisi’nde Espanyol’u konuk ediyordu. Maçın ilk yarım saatlik dilimi dolarken savunmanın arasına sızan Raul Tamudo’nun golü, Rijkaard’ın Barcelona’sı önünde Espanyol’u 1-0 öne geçiriyordu. Bu gole yanıt ise Messi’den gelecekti. Maçın hakemi Julian Rodríguez Santiago’yu ve yardımcısını ülke meselesi haline getirebilecek pozisyonda, savunmadan seken topu takip eden Lionel Messi, müthiş bir ilizyonla golü atıyor ve vatandaşı Maradona’ya selamı çakıyordu. Nou Camp’ta ilk yarı 1-1 biterken, kulaklıklardaki radyolardan gelen Zaragoza’nın önde olduğu 1-0’lık devre skoru da mutlu ediyordu Katalanları.
Bu moralle 2. yarıya hızlı başlayan Barcelona, 56. dakikada yine Messi’nin attığı golle bu sefer öne geçiyordu. Zaragoza’dan gelen haberlerde iyiydi. Real Madrid önce beraberliği yakalamasına rağmen 64. dakikada tekrar mağlup duruma düşmüştü. Bu skorlar Barcelona’yı şampiyon yapıyordu. Bunun bilincindeki Barça taraftarları da şampiyonluk şarkılarıyla maçın bitimini bekliyordu. Ancak her şeye rağmen son düdük çalmadığı sürece futbolda hep bir ihtimal daha vardı. Ve o ihtimalin ilk ayağını da 89. dakikada yine Raul Tamudo’nun attığı kendisinin ve takımının 2. golü oluşturdu. Yenen son dakikada golüyle bir anda keyifleri kaçan Camp Nou sakinleri içinse, bir umutla mikrofonları Zaragoza’ya, Real Zaragoza-Real Madrid maçına çevirmenin tam sırasıydı.
Şampiyonluk için diğer kritik maçın oynandığı Zaragoza’da her şey ev sahibi ekibin istediği gibi başlamıştı. Espanyol’un öne geçtiği 30’lu dakikalarda, eş zamanlı bir şekilde Real Zaragoza da Diego Militopenatı golüyle şampiyonluğun diğer ciddi adayı Real Madrid karşısında 1-0 öne geçmişti. Bu skorla biten ilk yarının ardından 57. dakikada Nistelrooy sahneye çıkarak skora dengeyi getirmiş ama çok geçmeden 64’te Milito bir kez daha skoru, Zaragoza’nın lehine çevirmişti. Kalan 30 dakikayı Barcelona’nın 2-1 önde, kendi takımlarınınsa aynı skorla 2-1 geride olduğu büyük bir baskıyla oynadı Capello’nun Real Madrid’i. Ve dakikalar 89′u gösterirken bir mucize, aynı anda hem Barcelona’da, hem Zaragoza’da zuhur ediyordu. Ruud Van Nistelrooybitime 1 dakika 15 saniye kala tekrar skora dengeyi getiren golü atıyordu. Hemen ardından da Nou Camp’tan Espanyol’un gol haberi geliyordu. Unutulmaz bir şampiyonluk yarışına sahne olan kritik haftada ligin kaderini attıkları 2’şer golle 4 farklı isim tayin ediyordu; Real Tamuda, Lionel Messi, Diego Milito ve Ruud Van Nistelrooy. Van Nistelrooy’un son golü, 89. dakikaya kadar çoktan “Şampiyonluğa Tanrı’nın Eli” manşetlerini atmış medyaya yazdıklarını sildiriyor ve yerine “İlahi Adalet” yazdırıyordu büyük puntolarla. İşte NTV yayınından, Okay Karacan’ın eşsiz anlamıyla o unutulmaz dakikalar;
La Liga’da ikili averaj sistemi uygulandığı için, içerde 2-0 kazanıp, Nou Camp’ta Barcelona’yla 3-3 berabere kalan Real Marid, o geceki sonuçlardan sonra büyük bir avantaj elde ediyordu. Ligin son haftasında Barcelona’nın deplasmanda Gimnastic’e 5 atması fayda vermiyor ve Bernabeu’da Mallorca’yı 3-1 yenen Real Madrid, 76 yıllık La Liga’da 30. kez şampiyonluk kupasını müzesine götürüyordu.
Unutulmaz Anlatımlar Serisi‘nin diğer yazıları için tıklayınız…
Avrupa Liglerindeki muhteşem maçlarla dolu bir pazar günü vardı. Bir de Avrupa dışından Super Clasico olsaydı tadından yenmezdi hani. Boca-River maçı şiddetli yağmur nedeniyle iptal edildi. Ama Messi yağmurunu dindirebilecek bir güç daha bulunmuş değil. Bir de müthiş Manu-Liverpool maçı vardı takip edebildiğim. Benim açımdan pek güzel başlamadı gerçi ama genel anlamda iyiydi. Şahsi mesele ama belki örnek teşkil edebilir. Turksat üzerinden izlediğim Ligtv üyeliğini 1 yıllık taahhüt ederken, Turkmax, Spormax gibi kanallar için de anlaşmıştım. Ama dün itibariyle öğrendim ki, taahhüt süresi bittiği için Spormax üyeliğim sona ermiş. Halbuki ilk görüştüğüm kişi Spormax’in hediye olduğundan bahsetmemişti. Anlayacağınız müşteriye hizmet amacıyla oradalar ama birbirlerinden bile habersizler, herkese farklı tarife, farklı kampanya uyguluyorlar. Ne söylediklerini bile bilmediklerinden dikkat edilesi bir durum. Sonra siz de 400 milyon doların altında kalmaları şeklindeki beddualara başvurmayasınız. Kendimden biliyorum…
Nani vurdu ve kaleci çeldi… Maç iki golle başladı ama benim için başlangıç cümlesi buydu. Bi 25-30 dakika kadar geç başladım yani maça. Önce Torres açmış perdeyi sonra Rooney eşitlemiş durumu. Maçtan önce twitterda “kaçan iki follower için iki gol atacak Rooney, sözü var bana” diye yazmıştım, ama yalnızca yarısını yerine getirebildi. Evet, belki espriydi, ama yine de bekliyordum sözünü tutmasını, kırgınım. 30′dan sonrasını konuşmak gerekirse Nani‘nin şutuyla başlayıp aynı baskıyla devam ettiğini söylemek mümkün. Kale önü etkinliği azdı, pozisyon bakımından kısırdı belki. Ama topla oynayan, oyunu idare eden, üstünlük kuran takımın Manu olduğu gerçeği var. Nitekim ikinci yarının başında Fletcher‘ın müthiş ortasına tekmeye kafa sokan cinsten uçarak kafa vuruşu yapan Park, Manu’yu galibiyete taşıyan isim oldu.
Geceyi noktalayan ise Messi oldu ki, öyle böyle değil, o ne noktaydı öyle. Acayip bir adam bu. Kendisine olan övgü sözlerini de bitirmiş durumda, söylenmedik söz sanırım kalmadı. Arka arkaya iki hafta hat-trick yapmak. Ne denilebilir, nasıl övülebilir ki. Real Madrid‘in Gijon’u 3-1 yendiği haftada, Real Zaragoza deplasmanına çıkan Barça 4-2 kazandı. Messi 3 golle şovuna devam ederken, penaltı ile kazanılan 4.golün de mimarıydı. 5, 66 ve 78. dakikalarda attığı gollerden hangi birinden bahsetmeli bilemiyorum, ama ikinci golü daha ön planda tabii. Geçtiğimiz hafta Valencia karşısında yaptığı hat-trick’i tekrarlarken, yaptırdığı penaltının önemi de çok büyüktü. 85 ve 89.dakika iki gol bulan Zaragoza mucize mi gerçekleştiriyor derken, sahneye çıktı ve Barça‘ya penaltı kazandıran isim oldu. İbra‘nın golüyle sonuçlanan maçtan gelen 3 puanla şampiyonluk yarışına devam ediyorlar. El Clasico‘yu heyecanla bekliyoruz efendim…
Zirveye ulaşmak, yapılabilecek her şeyi ama her şeyi yapmak nasıl bir histir diye sorsak Barçalılara, anlatılmaz yaşanır derler muhtemelen. Yalan yok, pek anlatılabilecek bir durum değil. Bundan sonra yapacakları, yaptıklarının tekrarı olacak en fazla. Başkalarının yaptıkları ise rekoru paylaşmak. Bütün bunların yanında pek de doymuş değiller hani. Gerçi ilk fireyi verdiler geçtiğimiz aylarda. Ama en önemli iki kupada emin adımlarla ilerliyorlar. Başarıyı tekrarlamanın üzerine yüklenen maneviyat ise fazlasıyla motive edici. La Liga şampiyonluğu için Real Madrid ile girilen mücadeleden, Real Madrid‘in stadında yapılacak Şampiyonlar Ligi finaline ulaşmaya kadar müthiş hedefler var şimdi önlerinde. İşin maddiyatı geçen sene başarıyla noktalandı tüm kupalar alınarak. Şimdi işin maneviyatı var. Başarıyı Real Madrid‘in önünde ve stadında tekrarlamak gibisi olamaz. Sonunda kim güler bilinmez ama biz futbolun zevkine varmak isteyenler olarak daha çok güleceğiz anlaşılan…
Futbolda takım oyununun önemi malumumuz. Takımda parlayan bir isim varsa, o parlaklığın geri kalan isimlerin katkısıyla olduğu da aynı şekilde malumumuz. Önümüzde Messi’li Arjantin örneği var, tam da konuyla, tek bir olağanüstü insanın dahi takımın kaderini çizmeye yetmediği konusuyla alakalı. Demem odur ki, bu dünyadan olmadığını düşündüğümüz süperstar, megastar, hiperstar ya da ne biliyim acayipstarları överken, geri kalan isimleri unutmayalım. Xavi’nin İniesta’nın Pedro’nun Bojan’ın, kimsenin hakkını yemeyelim. Barça tam anlamıyla bir takım çünkü, baştan sona, aşağıdan yukarıya. Hele hele Messi‘nin korneriyle başlayan, İniesta‘nın ortasıyla devam eden, Alves‘in kafa vuruşuyla sonuçlanacak derken Henry ile değerlendirilemeyen bir pozisyon var ki, yüzyılın golleri arasına girerdi…
Tamam, şimdi Messi‘yi övmeye başlayabiliriz. Ama bunu nasıl yapacağımızı bilemiyorum. Ne kaldı ki geriye söylenmedik. İnsan değil, olağanüstü, fevkaladenin fevkinde, muhteşem vesaire vesaire. Onu tanımlamak zor. Ufo desek yeridir. Hani ufo acayip bir tanım oldu tabii de, tanımlanamayan cisim diyelim. Messi’nin neyin nesi olduğunu çözmek zor arkadaş. Playstation severler bilirler. Pes 2010 gerçekçi olması amacıyla geçtiğimiz yıllara nazaran daha zorlaştı. Bir adamla herkesi çalımlamak imkansız dendi, gerçekte böyle bir durum yok dendi, çalım atmak zorlaştırıldı misal. İyi de kardeşim, kime göre? Kime göre herkesi çalımlamak imkansız? Messi, pes’te yapılabilecekleri de aştı. Gerçekte böyle işler olmuyor, oyunu gerçekçi kılalım diyorsunuz da, Messi yapıyor kardeşim yapılamaz dediklerinizi. O kadar sakin, o kadar kolay bir şekilde yapıyor ki bir de, sanki hakikaten basit işler bunlar. Bir Şaban-Ramazan diyaloğu vardır ya hani, onun gibi; Messi insan değilsin sen! Sana insan diyenin gözü çıksın! Sen meleksin melek…:)
Mikrofonların diğer ucunda ise Fransızlar güldü Bordeaux ile. Grupta Juventus’u ve B.Münih’i perişan eden Bordeaux, kupanın en flaş takımlarından biri hakikaten. Olympiakos‘u deplasmanda 1-0, içerde 2-1 ile geçerek şovlarına devam ediyorlar. Anlaşılan bu şov daha devam edecek. Nereye kadar süreceği bilinmez tabii ama kurada hangi takımla eşleşeceklerini merak ediyorum. Kura çekiminin başlı başlına heyecan verici olduğunu söylemeyek gerek yok. Bakalım daha ne ilginç eşleşmeler, ne şahane maçlar ile karşılacağız. Siniri stresi taraftarları yapsın, biz keyfimizi yaşamaya devam edelim. Messi‘nin döneminde yaşadığımız için şükretmekle başlayalım mesela…
Geçen sene bugün, yani 11 Mart 2009. Sporting, Shakhtar ve Basel’le birlikte yer aldığı C grubunu lider bitiren Barcelona, Şampiyonlar Ligi 2. turunda; Bayern, Steaua ve Fiorentina’lı F gurubunu 2. bitiren Olympic Lyon ile eşleşiyordu. 24 Şubat’ta Fransa’da oynanan maçta Lyon, Juninho’nun frikik golüyle 1-0 öne geçmesine rağmen Barcelona, 67′de Henry’nin kafa golüyle beraberliği buluyor ve rövanş için avantaj elde ediyordu.
İspanya’daki rövanş maçında ise tam bir gol yağmuru yaşanıyordu. 5′i ilk yarıda olmak üzere toplam 7 gol izlediğimiz maçta Barcelona, Lyon’u farklı bir skorla geçerek çeyrek finale yükseliyordu. 5-2 biten maçta Messi, Etoo, Keita ve Henry’nin 2 golüne Lyon, sadece Juninho ve Makoun‘un golleriyle cevap verebiliyordu. Ancak bu 7 golün içinde öyle bir gol vardı ki Star Tv‘de maçı anlatan spiker Ertem Şener‘i kendinden geçiriyordu. İşte unutulmaz bir anlatımla, Messi’nin Barcelona’yı 3-0 öne geçirdiği o gol;