Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Muharrem Belge 17 Mayıs 2010 | Yorumsuz!
Türk futbol tarihinin en unutulmaz gecelerinden biri daha yaşandı, bir Kadıköy’de bir de Bursa Atatürk’te. Hangi açıdan bakmak isterseniz bakın, unutulmaz, tarihi bir noktaya denk gelirsiniz. Tarih tekerrürden ibarettir derlerdi de bu kadar tekerrürü beklemezdim. 14 Mayıs 2006, dört sene sonra tekerrür etti! Yeni tarih 16 Mayıs 2010. O gün Denizlispor’un küme düşmemek için ihtiyacı olan galibiyet, tarihin yazılışına büyük etkendi. Bugün ise tekerrür etmesinin çok daha zor olduğu bir durumda, hem Kadıköy‘de hem de galibiyete muhtaç olmayan bir rakibe karşı dahi kazanamayan Fenerbahçe, en az bi 2006′daki kadar yaşıyor dramı, belki de daha fazlasını…
Son maçta kaçan galibiyet, Bursaspor‘a verilen şampiyonluk bir yana. Ama diğer tekerrür, çok daha ilginç… Bursa maçının 2-2 bittiğine dair yapılan anons, son saniyeleri geri pasla geçiren takım, başlayan şampiyonluk kutlamaları, sahaya giren binlercesi, atılan konfetiler, yakılan meşaleler. 40 yıl önce yaşanan olayı tebessümle hatırlarken, tekrarlanacağını düşünmezdik haliyle. Ama oldu, bu da oldu. Allah düşmanıma yaşatmasın denilecek durumlardan biri yaşandı Kadıköy‘de. Yaşanan bu dramdan sonra da çok çirkin hareketler başladı. Stadın yakılışı, takımların yaşadığı güçlükler, Bağdat Caddesi’nin aldığı hal. En kötüsü de bunların pek şaşırılacak durumlar olmaması…
İşin bir perdesi bu, diğerinde ise büyük bir zafer var. İplerin Fenerbahçe’nin elinde bulunduğu bir durumda Kadıköy’de yaşananlar hiç unutulmayacak, tarihi nitelikte olunca onların dramı konuşuluyor daha çok. Ama biz Trabzonspor‘un başarısını, Bursaspor‘un zaferini de unutmayalım, kutlamayı es geçmeyelim. Gündemi ikili takip etmek gerek, her iki pencereden de bakmak gerek. Bursaspor hem kendi tarihinin hem de Türk futbol tarihinin en önemli gecesini yaşadı. İnanılmaz bir şampiyonluğa imza attılar. 2006′yı yaşayan biri olarak, 2010′daki durumları biliyorum ama bu kez de ilk şampiyonluğun nasıl karşılandığını kestirmem mümkün değil. Pek tarif edilebilecek durumlar değil kısacası, hele hele sıcağı sıcağına yapılmaya uğraşılırsa. Ee bu, uç noktalarda sevinç, uç noktalarda hüzünün yaşandığı ortamda da futbol adına teknik yorumlar yapmak zor. Daha çok hüznü ve sevinci yaşayanlardan maçın hikayesini dinlemek gerek. Bugün onların konuşması gerek. Fenerbahçeliler ve Bursasporlular anlatabilir, onlar konuşabilir bugünü, daha çok…
Benim futbol adına konuşmam gerekiyorsa ise şu kadarını ekleyebilirim sadece. Maçın 1-1 bitmesi hakikaten büyük mucize! Fenerbahçe büyük baskıyla başladı, sonucu da aldı. Aldı ama az bile aldı. Kaçan öylesine pozisyonlardan sonra Burak‘ın attığı ilginç gol, futbol ilahlarıyla açıklanabilir ancak. Nasıl geçtiğimiz haftalarda kaleci hataları olduysa lehte, dün de acayip işler oldu aleyhte. Olmayınca olmuyor diye bir şey var. Yalnız 1-1′den sonra yaşanan ortam ilginç. Bir anda demoralize olundu, hem saha içinde hem tribünde. Henüz o dakikada yapılacak iş değildi, hele hele beraberliğin olduğu dakikada. Bursa‘dan gelen haberler daha da stres yükledi Kadıköy’e. Son saniyeye kadar süren baskı, titreyen ayaklar ile gelince, atılamadı o gol, gelemedi bir türlü. Ne sakinlikle gelen bir güzel atak izlenebildi ne de akıllıca yapılan bir son vuruş. Hal böyle olunca kazanamadı Fenerbahçe, Bursasporluların yüzünü güldürdü…
Ne kadar komplo teorisi varsa, ne kadar klişe laflar varsa gömüldü tarihin derinliklerine, yine ve yine! Ama o teorisyenler yok olmadığı sürece, onlara tamah edilmediği sürece bitmez bu teoriler. Birçoğu yok oldu düne kadar, dün de bi bu kadarı kayboldu. Ama yarın yine başlar, umarım gün geçtikçe daha az inanan çıkar. Yıllar sonra dört büyük diye tabir edilen takımlar dışından biri aldı şampiyonluğu. Zor bir süreçti, ellerindeki ipleri devretmişlerdi. Tarihi olaylar olmasa 2.likle yetinmek zorunda kalacaklardı muhtemelen. Ama önce tarih tekerrür etti, sonra yeni bir tarih yazıldı, Bursaspor şampiyon oldu. Canı gönülden tebrikler Bursaspor‘a. “Onur”lu mücadelesiyle Fenerbahçe’ye çelmeyi takan Trabzonspor‘a da tebrikler. İki haftada ikinci dramı yaşattılar, 96′nın rövanşını feci aldılar.. Dört yılda bir tarihi dramlar yaşamanın ne olduğunu da bilemiyorum, empati de yapamıyorum açıkcası. Ama şu açık ki, önümüzdeki günler her açıdan çok şeye gebe…
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Muharrem Belge 26 Nisan 2010 | Yorumsuz!

En merakla beklenen haftalardan biri daha sona erdi ve avantaj bu kez Fenerbahçe‘nin eline geçti. Gündüz Kasımpaşa deplasmanında aldıkları galibiyetin anlamı, gece Sami Yen‘deki beraberlik neticesinde liderlik oldu. Şimdi iş onların yapacaklarına veya yapamayacaklarına bakıyor. Bursaspor elindeki avantajı kullanamadığından, Fenerbahçe’nin kalan üç haftada puan kaybetmesini kollayacak artık. Son üç haftada şampiyonluk el değiştirebilir ancak şu artık net bir hal aldı ki, yarışta iki takım kaldı. Aksi bir sonuç tarihin en büyük sürprizlerinden biri olur. Galatasaray ve Beşiktaş, önümüzdeki sezonki Avrupa Ligi defterini daha geç açmak için üçüncülüğü kollayacak, bundan sonra. Bu yarışta da ipler Galatasaray’ın elinde…
Pazar günü Kasımpaşa‘da açıldı. Her iki takım da maça sakin, durgun ve etkisiz başladı. Daha çok rakibi kollama, süzme diye söz edilen bir durum vardır ya hani o misal. Koca bir ilk yarı öğle uykusu şeklinde geçti. Fenerbahçe biraz daha topa sahip olan ve defansın arkasına atılan toplarla etkili olmaya çalışan bir görüntü çizdi. Kasımpaşa ise yakaladığı imkanları ayağa paslarla hızlı kontrataklara çevirme amacında. Kısır geçen ilk yarının ardından, ikinci yarı ise bol pozisyona sahne oldu.
İlk etapta Kasımpaşa da devreye girme çabasındaydı ancak olay daha çok Fenerbahçe‘nin kontrolündeydi. Kasımpaşa’nın defansında verdiği açıkları yakınen biliyoruz, her ne kadar bu durum açık futbol oynadıklarından dolayı övgü malzemesi olarak kullanılsa da. Misal, Galatasaray‘ın deplasmanda 3, Sami Yen’de 4 gol attığı bir takım olduklarından pek övülesi bir durum yok bence. Yine Fenerbahçe‘nin de Kasımpaşa kalesinde kurduğu baskı, yarattığı pozisyonlar fazlacaydı. Ancak bu yaratılan pozisyonların kaçırılması işin en inanılmaz tarafı. Kaçan net pozisyonların karşılığı kaybedilen bir şampiyonluk olabilirdi, eğer Murat Şahin‘in büyük hatası gelmese…
Yaratılan suni ve bir o kadar da ahlaksız söylemlerden oluşan gündemin, boş bir yaftalama olduğu ise akşam saatlerinde ortaya çıktı. Haftanın, hatta sezonun en kaliteli maçlarından biriydi, golsüzlüğe rağmen üstelik. Özellikle ikinci yarıda Galatasaray özelinde olmak üzere, her iki kalede onca net pozisyonlar harcandı ki, maçın golsüz bitmesi büyük mucize. İnanılmaz bir maçtı hakikaten. 0-0 sona ermesi anlaşılabilir veyahut anlatılabilir bir durum değil. Net olan tek durum ise bu durumun her iki takıma da yaramadığı. Beraberliğin anlamı kayıptı, bir nevi mağlubiyetti hem Galatasaray hem Bursaspor adına. O sebeple daha çok iki mağlup çıktığını söylemek gerekir bu süper maçtan. Haliyle tamamen Fenerbahçe’ye yaradığını. Galibiyet dışındaki sonuçlar ilk ikiye havlu atmak anlamındaydı Galatasaray için, nitekim öyle oldu. Galibiyet dışındaki iki sonuç da aynı derecede avantajı Fenerbahçe’ye teslim etmekti Bursaspor adına, nitekim öyle oldu. İlk dördün aynı kalacağı tahmini olabilecek en basit tahmin. Bir değişiklik olur mu olmaz mı, onun takibi olacak bu kalan üç haftada…
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Muharrem Belge 19 Nisan 2010 | Yorumsuz!
Haftalardır süregelen düğümün her geçen hafta daha da karmaşık bir hal alması bizleri bir hayli şaşırttı, bu son süreçte. Alışığız aslında her hafta ilan edilen şampiyonluklara, hem de farklı farklı takımlar adına. Ama biz daha çok günü konuşmayı tercih ederek ilerisi için çok kesin fikirler beyan etmedik. Şampi demedik mesela, avantaj dedik! Elde edilen veya kaybolan avantajlardan bahsettik. Nitekim şampiyonluk ipleri bir o elde bir bu elde olunca, haliyle biz de buna uygun olarak her geçen gün el değiştiren ipten söz ettik. Detayına gireriz de, öyle ya da böyle düğümün çözüleceği, ipin sahibini bulacağı son viraja girmiş bulunuyoruz. Sakin bir giriş yaptığıma bakmayın ayrıca, sinirler bir hayli gergin. Salt bugünü konuşmak şu gergin ortamda pek de mümkün değil. Hani insan bu konuştuklarımızın hepsi boş, olay başka şeylere bakıyor diyerek sinirlerini boşaltmak istiyor. Ama ben şu an için, evet şimdilik, sukunetimi koruyarak, elimde olmadan son yazımdan bu yana geçen vakit için özür dilemek ve genel bir toparlama yapmak istiyorum…
Önce Bursaspor… Son bahsettiğimiz durumdan bu yana pek değişen bir şey yok Bursaspor için. Diğer takımlara nazaran daha istikrarlılar, iyi veya kötü anlamda. Son virajda en büyük rakipleri olarak baskıyı ön plana çıkarmıştık. Baskıdan kastımız da çok geniş anlamdaydı. Kariyerlerinin aksine bu kez şampiyonluk için kazanma zorunluluğuydu onların sorunu. Virajın sonu demek tecrübe demekti çünkü. Nitekim süreç zorlu bir şekilde geçmeye devam ediyor. Bursa’daki maçlar her şeye rağmen bir şekilde atlatıldı, atlatılıyor da. Hani biraz da topun sevmesi durumu vardır ya, hani bir şekilde ağlarla buluşur ya o meşin yuvarlak, öyle işte! Çok iyi geçmeyen ama kazanılan Manisa ve Denizli maçları malum. Keza İstanbul bşb mağlubiyetinden sonra alınan Antalya galibiyeti. Bu haftaki Gaziantepspor galibiyeti de aynı şekilde, belki biraz daha rahat geldiği söylenebilir. Ama o iki maç arasındaki G.Birliği beraberliği sıkıntı mesela! Pek tahammülü olmayan maçlar çünkü bunlar. Rakiplerin de kayıp yaşıyor olması biraz olsun teselli oldu onlar için. Ama şu son geldiğimiz noktada, hemen bir adım gerilerinde Fenerbahçe’nin olması, özellikle Galatasaray maçı düşünüldüğünde şampiyonluk şansının zirvelerde gezmediğini gösteriyor. İpler Bursaspor’un elinde ama o ipleri elde tutmak pek kolay değil. Tahminlerden kaçınmak gerek yine de, göreceğiz diyelim…
Haftalarca süren hatta aylara uzanan galibiyet hasreti, oynanan çok kötü futbol ya da iyi olsa da sonuca etki etmeyen oyun neticesinde çok sıkıntılı günler geçiriyordu Fenerbahçe. Samandıra’nın içini bilemem ama saha içindeki sıkıntı kadar takım içinde de kazanın kaynadığı kamuoyuna yansıyordu. Ancak artık alışılagelmiş bir şekilde, özellikle derbi galibiyetleriyle tüm o eski defterleri yırtıp çöpe attılar! Fener gol gol gol şampiyonluk gidiyor tezahüratı, ki hakikaten de ilk havlu atan takım olmak üzereydiler, birdenbire Fener gol gol gol şampiyonluk geliyor‘a döndü! Ligin en ilginç senaryolarından biriydi. Geri dönüşün en büyük kilidi de Sami Yen‘deki 1-0′lık galibiyet tabii. Ama Sami Yen’deki galibiyet de dahil olmak üzere, skor anlamındaki geri dönüş kadar oyun anlamındaki dönüşten bahsetmek zor. Tezahüratın en kilit kelimesi değişti ama oyun pek değişmedi. Çok ama çok kötü iki takımın mücadelesinin kazananını Kadıköy’den vurulan Mecidiyeköy’de gol olan bir şut belirledi mesela. Keza bugünkü senaryo da pek farklı değildi, oyun anlamında yine kötü bir tablo vardı…
Gelelim o sıcak maça… Maça hızlı başlayan Fenerbahçe perdeyi erken açmanın avantajıyla iyi başladı oyuna ama devamı gelmedi. Alex‘in golü ve elde edilen 1-0′lık skor Beşiktaş‘ın da planlarını alt üst etti haliyle. Ama ne plandı Denizli‘ninki de! İlk yarıda o kadar belirgin bir şekilde değildi ama ikinci yarının hemen tamamında dengeyi sağlayan bir Beşiktaş vardı sahada. Topu kontrol etmek, gezdirmek, oynamaya çalışmak, güzel şeylerdi bunlar onlar adına. Ama sekiz savunma oyuncusuyla anca çalışırsın, yapamazsın. Bu kadro tercihi ile gol bulmak, böylesine etkisiz ve kötü oynayan bir Fenerbahçe‘ye karşı dahi mucizeden öte bir durumdu ki yakalanan penaltı mucizelerin yaşanabilirliğine işarettir en fazla. Ve penaltıyı kaçıran Bobo, yalnızca kendi takımının değil üç takımın birden kaderini çizen ender birkaç isimden biri olmuştur herhalde. Herhalde diyorum, bir kaçan penaltıyla üç takımın birden başını yakan başka bir isim var mıdır bilemiyorum çünkü… Yok, yok, maç bununla sınırlı değildi, maalesef! En azından çabaladım ben, yalnızca oyunu konuşmaya, ama hayır! Bu sözler, yalnızca oyundan bahsetme isteği fazlasıyla iyimser kaldı. Öylesine rezalet bir yönetim gösterdi ki Göçek efendi! Ne söylesek boştur. Bir hakem bir kez daha bir maçın önüne geçmeyi başardı, sağolsun! O hakemi atayan merkez hakem kuruluna da selamlarımızı iletelim buradan. Bilica ile ilgili ise şöyle tam yerine rast gelecek bir söz bulamıyorum. Ne söylersem ağır kaçacak galiba. O da sizlerin takdirine kalsın…
Ve Galatasaray ile Beşiktaş… Şampiyonluk yarışındaki avantajlarını tüketen, artık mucizenin peşinden koşan iki takım. Biri çok daha büyük mucize peşinde tabii. Galatasaray tıpkı geçen sezonda olduğu gibi, iyi başladığı sezonun finalini getirmeyi başaramadı. Her maçın ayrı senaryosu vardı tabiiki, teker teker bahsetmeye gerek yok. Ama genel olarak hangi final mücadelesine çıktıysa kaybetti. Son ihtimalin peşinden koşarken aldığı derbi mağlubiyetiyle işini ellere bıraktı. Ama şu gün baktığımızda derbi mağlubiyetinin bir son olmadığını da görmekteyiz. Bu sebepten Sivas deplasmanında alınan beraberlik de en az derbi mağlubiyeti kadar acıdır. İhtimallerin sona ermediği anda edilen pes neticesinde tribünlerin gösterdiği protestolar çok daha derin bir konu tabii. Şimdi Bursaspor ile oynayacakları çok kritik bir mücadele var önlerinde. Kalan dört haftada iki rakibin puan değil puanlar kaybetmesini bekleyecekler… Beşiktaş ise Galatasaray ve Kayseri maçlarından 4 puan çıkararak iddiasını ortaya koymuştu. Ama sonrasında oynadığı kötü futbol ve ardı ardına gelen puan kayıplarıyla havlu atma durumuna geldiler. Kasımpaşa, Ankaragücü, Trabzonspor maçlarında yaşanan kayıplar Fenerbahçe derbisini son şans niteliğinde gösteriyordu. Ama onu da ‘öyle ya böyle’ geçemeyerek şanslarını inanılmaz zora soktular…
Başta dediğim gibi, sıcak gündemden ziyade bir toparlama yapmaktır bu yazının amacı… Fenerbahçe-Beşiktaş derbisinde yaşananlar daha çok söz konusu edilecektir çeşitli ortamlarda. Ben istemeden verdiğim ara nedeniyle bir kez daha özür dileyerek, bu arada neler olduğuna değinmek istedim kısaca. Ve belki son olarak, bu ip öyle kaygan ki, ne zaman kimin elinde kalacağı belli olmaz diye bir mesaj verebilirim…
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Muharrem Belge 27 Mart 2010 | Yorumsuz!
Yıl 2009, Mayıs’ın 9′u... Sivas şehri inanmış. Her yer kırmızı-beyaz, herkesin dilinde şampiyonluk. Basının yarattığı kamuoyunun desteği tam, Anadolu‘dan çıkacak şampiyon bekleniyor… Gelgelelim ne şehrin inancı, ne dillerdeki şampiyonluk ne de kamuoyunun desteği yeterli olmuyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Sivasspor’u 2-1 mağlup ederek, yoluna taş koyuyor…
Yıl 2010, Mart’ın 26’sı... Bursa şehri inanmış. Her yer yeşil-beyaz, herkesin dilinde şampiyonluk. Basının yarattığı kamuoyunun desteği tam, Anadolu‘dan çıkacak şampiyon bekleniyor… Gelgelelim ne şehrin inancı, ne dillerdeki şampiyonluk ne de kamuoyunun desteği yeterli olmuyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Bursaspor’u 2-1 mağlup ederek, yoluna taş koyuyor…
İnanç, destek, dillerde şampiyonluk İstanbul yoluna çıkan binlerce taraftar… Her şey güzel, iyi hoş. Ama bu iş tecrübeyle sabit. Tüm bunların önemi bir yana, tek başına yeterli olmadığı açık ve seçik. Tüm bunların takımın arkasında rüzgar olabileceği gibi baskının takımın önünde engel olabileceği de malum. Nitekim Bursasporlu futbolcular şu an için bu baskıyı kaldıramamış durumda. Ligin en kötü takımlarından Manisaspor ve Denizlispor’a karşı da baskı hissedilmiş, tüm zorluklara rağmen galibiyet gelmişti. Ancak İstanbul Bld. söz konusu şampiyonluk ise, İstanbullu takımlara çalışmaya devam edince, Bursaspor‘un planları bir nebze bozuldu…
Hemen her şeyde tecrübe girer devreye, özellikle son viraja girmek ise söz konusu olan. Ligin son bölümünde, oyunu da skoru da tecrübe etkiler. Şampiyonluk inancı, taraftarları geçtim şehrin desteği, kamuoyunun sizden söz etmesi iyidir hoştur. Ama mesele bu durumu lehine çevirebilmekte. Daha önce bu tür bir baskıyı yaşamamış olmak Bursaspor‘un en büyük dezavantajıydı. Nitekim gördük ki hemen ilk ciddi maçta puan kaybı yaşandı. Normal şartlarda, sıradan bir lig maçı havasında, haneye eksi yazılsa da pek önemsenmeyecek bir durumda belki de kazanan Bursaspor olurdu. Ama şampiyonluk için kazanma zorunluluğu, daha önce hiç yaşamadıkları üzere, kayba tahammülleri olmaması çok farklı bir durum. O anları yaşamak ve başarıyla atlatmak çok çok farklı bir durum..
İlk dakikalarda girdikleri sayısız ofsayt pozisyonu olsa da, yüzlerinden belliydi yaşadıkları sıkıntı. Hemen 9′da yedikleri gol zaten var olan sıkıntıyı büyük derecede artırdı, işleri inanılmaz zora soktu. 29′da gelen gol ise adeta ipleri çekti. O dakikaya kadar yaşadıkları baskının, sıkıntının üzerine bir de 2-0′lık skor eklenince, şok üstüne şoka uğradılar. Hangi takım ki, futboldan ziyade sertliğe, ona buna laf yetiştirmeye, hakemin üzerine oynamaya başlar, o takım kaybetmeye mahkumdur! Bursasporlu futbolcular da kaldıramadıkları baskının ardından skor anlamında düştükleri durumun da etkisiyle sağa sola saldırmaktan oyunlarına konsantre olamadılar…
İkinci yarıda da vaziyet aynıydı, son 10 dakikaya kadar hatta. Moral motivasyon olarak çöken Bursaspor, yapması gereken hiçbirşeyi yapamazken, İstanbul bşbli futbolcular skorun rahatlığını yaşadı. 79′da gelen gol, çok geç bir uyanışı getirdi Bursaspor adına. O andan sonra yüklenebildikleri kadar yüklendiler. Fenerbahçe ve Beşiktaş deplasmanlarında yaptıkları sürprizdi, beklenmiyordu, rahat bir psikoloji vardı. Ama bu kez onlardan beklenen yine bu geri dönüşü gerçekleştirmek olunca, altından kalkmak çok daha zordu. Nitekim bunda başarılı olamayan Bursaspor, elindeki büyük avantajı kullanamadı..
Geçen haftaki skorlardan sonra ipler Bursaspor‘un eline geçmişti. Galatasaray‘a kaybetseler dahi diğer maçlarını kazanmaları yeterli olacaktı. Ama ellerindeki ipin ucu rakiplere geçti. Galatasaray’a yenilme lüksü büyük avantajdı. Şimdi ise Sami Yen’de galip gelmeleri veyahut Galatasaray‘ın yarından itibaren kaybetmesi için dua etmeleri gerek. Vaziyet yalnız bununla da sınırlı değil. Derbinin sonucuna da endeksli bir şekilde hemen bir adım geride Fenerbahçe ve Beşiktaş da var. Galatasaray’ın kaybı, diğer iki büyüğü devreye sokar ki Bursaspor’un rakibi bu kez o iki büyük olur misal. İpler daha çok el değiştirebilir yani. Henüz hiçbir şey bitmiş değil. Ancak Bursaspor‘un bundan sonra yapması gereken, psikolojik olarak hazırlanmak. Sivasspor’un yaşadığını değil üç büyüklerin yaşadıklarını yapmak istiyorlarsa, inanç, destek, şampiyonluk naraları iyi hoş, ama takımın baskıyı kaldırabilmesi, psikolojik olarak oyunlarına konsantre olabilmesi şart. Dün yapamadılar, yarın yapabilirler mi, hep birlikte göreceğiz…
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Oğuz Öztürk 24 Mart 2010 | Yorumsuz!

Hatırlarsınız…
Bana göre Türkiye’ye gelmiş en iyi defans oyuncularından biridir Halilagiç.
Sead’ın Türkiye’de adını duyurduğu ilk sezon 97-98′de İstanbulspor‘da oynamaya başladığı yıldı. O sezon bir maç hariç hepsinde oynadı. Ligi dördüncü tamamlayan İstanbulspor’un Sergen, Oğuz ve Saffet’le beraber en iyi isimlerindendi. O sezonun sonunda Galatasaray ve Trabzonspor’la flört etti ancak anlaşamadı.
Süleyman Seba 1999-2000 sezonun başında ‘herkes rahat etsin, Alpay’ın yerine Halilagiç’i alıyorum’ dedi ve transfer edildi. Ancak Halilagiç İstanbulspor günlerinden uzaktı, ilerleyen aylarda sakatlandı. Bosna’da tedavi gördü… Ligden uzak kaldı.
Daha sonra Adanaspor forması ile Türkie’ye tekrar döndü…
İstanbulspor’dan sonra şiir gibi bir stoper olamadı fakat bu ona bir şiir kitabı çıkartmasına engel olmadı. Çizdiği resimlerle beraber futbolu bırakıp sanat dünyasına adım attı, o yolda ilerledi.
Halilagiç bizde İstanbulspor performansı ile ve uzun bandanalı saçları ile yer etti…
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Muharrem Belge 22 Mart 2010 | Yorumsuz!
“Bizim her zaman bir maça çıkarken bakış açımız iyi bir sonuç almak ve taraftarımıza iyi bir futbol seyrettirmek. Ama tabii sizin de dediğiniz gibi özellikle artık ligin bu zamanlarında alınacak sonuçlar çok daha önemli.”
Son haftalara girildikçe başlayan bir muhabbet vardır ya hani, artık önemli olan futbol oynamak değil maç kazanmak diye. Pek anlam verdiğim bir yorum değildir. Elalem hem futbol oynuyor hem de maç kazanıyorken, maç kazanmanın tek yolunu anti futbol olarak görmek çok doğru olmasa gerek. O sebepten Türk futbolunun vaziyetini çizen bir görüş olur bu en fazla. Rijkaard‘ın bu konuyla ilgili yorumu yukarıda. İşin gayet farkında. Amaç hem iyi futbol hem iyi sonuç. Ama ilkini yapar ikincisini alamazsan kötüsün bir kere! Cümlenin üzerinden birkaç gün geçmeden yaşandı bile işte acı tecrübesi. Galatasaray, taraftarlarına iyi bir futbol seyrettirmek şeklindeki bakış açısını uygularken, iyi bir sonuç almayı başaramadı. İkincisini yapsa ilkini yapmasaydı, misal Kasımpaşa ya da Ankaragücü maçındaki gibi, kraldı şimdi. Ama skor olmayınca, bu işten en fazla ekmek yiyen skor yorumcuları dolaşınca ortada, Galatasaray‘ı eleştirme vaktidir haliyle. Kimileri için tabii…
Skor yorumculuğu o kadar sinir bozucu bir durum ki. Yalnızca tabelaya bakarak yorum yapanlar para kazanıyor ya bu işten, o kadar moral bozucu bir durum ki. Dediğim gibi iyi futbol, iyi sonuçtan yalnız ikincisi olsa da kafidir bazıları için. Ama yalnızca ilkinin olması dar ağacına çıkarma sebebidir. Konu şampiyonluk olunca kaybedilen önemli bir maç var ortada, doğru. Onunla ilgili de birkaç kelam edeceğiz hep birlikte. Ama bunu oyun ve skoru birbirinden ayırarak yapacağız. Skor böyle olduğu için oyun böyledir demeyeceğiz…
Elbet herkesin bir yorumu var hemen her takım veyahut her isim hakkında. Genel bir fikri var her konuyla alakalı. Ama bunları dile getirmenin bir yeri bir zamanı var. Aksi takdirde çok komik oluyor, gerçekten. Misal Leo Franco’yu beğenmeyebilirsin. Ama dünkü maçtan sonra eleştirmeye kalkarsan çok komik olursun. Bu misaldan çıkarsak yola genel oyun değerlendirmesi yapmak daha mantıklı geliyor bana. Çok kötü tarafları da var Galatasaray‘ın, daha önce defalarca yazdığım üzere. Ama dünkü maçtan çıkan sonuç, Rijkaard‘ın bakış açısından ikincisinin gerçekleştiği ama ilkine ulaşılamadığı yönündedir.
Olabilecek en iyi kadro ile çıktı sahaya Galatasaray. Neill-Emre ikilisi yerindeydi. Ama bir hata Emre‘yi yerle bir etti. Bana göre değil, kamuoyuna göre. Mağlubiyete neden olabilecek kadar büyük bir hata olduğu gerçek elbette. Ama performansı iyi olan bir ismi, aynı maç içerisinde de birkaç net pozisyonu önlemiş iken üstelik, bir çırpıda harcamak doğru değil. Neill-Emre ikilisini, bir hata yüzünden bozmak doğru değil. Ama tabeladaki skor kötü ya, vuran vurana Emre’ye. Servet’in düz yolda yürüyemez haline, sağından atıp solundan geçen rakiplere rağmen oynaması gerektiğini söyleyenler bile var yahu. Maç öncesi Emre’nin oynamasını doğru bulduklarına emin olmasam, bir fikirdir saygı duymalı diyeceğim. Ama o kadar eminim ki, yalnızca skorla alakalı olduğuna. Rijkaard müneccim ya sanki, çok iyi performans gösteren Emre’yi oynatmaması lazımdı, bilmeliydi böyle bir hata yapacağını.
Öte yandan Hakan Balta dönebilse Caner sol açıktaki yerini alabilecekti, ama olmayınca Giovani devreye girdi. Öyle böyle değil, çok da iyi girdi. Özellikle ikinci yarıda tüm takım Giovani’ye at, o ne yapacağını bilir havasındaydı. O driplinglerle, çalımlarla, şutlarla Barça’daki günlerini hatırlatan bir oyun oynadı Giovani. Hani ön liberodaki rezil performanslar yüzünden Giovani değil iyi bir ön libero tercih edilmeli demiştim ya, düşünün artık ön liberodaki sorunun ne kadar büyük olduğunu. Giovani gibi bir ismi bile mevkiisel olarak değerlendirip harcayabiliyor insan. O bahsettiğim rezil bölgede Sarp-Barış ikilisi vardı yine. Topal-Ayhan ikilisine yeterince tahammül etmiş, geçen hafta vazgeçmişti Rijkaard. Uç bölgedeki isimler ise beklenildiği üzereydi. Belki Giovani’nin sağda, Keita‘nın solda oynaması sürprizdi.
Trabzon gibi zor bir deplasmanda oynanan iyi oyun, yakalanan çokca pozisyon, ama bunları değerlendirememek bir yana, kişisel bir hata sonucu yenilen golle mağlup olduğundan bahsettik Galatasaray‘ın. Şimdi de işin skor yönüne, bir başka deyişle puan tablosuna bakalım. Galatasaray‘ın ve Beşiktaş‘ın puan kaybettiği bir haftada kazanan Fenerbahçe son şansını kullanmak için çıkacak derbiye. Kazanırsa Bursaspor’un kaybını kollayacak, aksi takdirde işleri çok zor. Galatasaray ise en şanslı takım ünvanını Bursa’ya bırakmak üzere. Bursa bu akşam kazanırsa aradaki fark bir maçın üzerine çıkacak, Sami Yen’deki Galatasaray galibiyeti de yetmeyecek.
O nedenle iş daha da kızıştı. Daha birçok şey değişebilir. Ama Galatasaray‘ın da tahammülü kalmadı. Derbide bir testinin kırılacağı artık net olan bir durum, hatta ikisi birden kırılabilir. Galatasaray da önce derbiyi, sonra Bursa maçını kazanıp, Bursa’nın bir maçta daha puan kaybetmesini bekleyecek. Beşiktaş ise Galatasaray-Kayseri virajını iyi geçmiş, son viraja iddialı girmişti. Ama Kasımpaşa beraberliğiyle önemli bir kayıp yaşadı. Önce derbiyi izleyecekler. En az birini, belki de her iki takımı geride bırakma şansları var. Önce herkes gibi Bursa’nın sonra derbinin kazananının puan kaybetmesini bekleyecekler, tabii kendi maçlarını kazandıkları taktirde. Sözün özü avantaj Bursaspor‘un eline geçmek üzere. Ne Gs’ın ne Fb’nin ne de Bjk’ın puan kaybına tahammülü kalmadı. Ne gibi bir senaryoyla karşılacağımızı hep birlikte göreceğiz…
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Muharrem Belge 22 Şubat 2010 | Yorumsuz!

Şartların gerektirdiği üzere tam bir deplasman takımı oldu Galatasaray. Eksikler, performansı düşük oyuncular derken önce savunmaya önem veren, bulduğu ender pozisyonları da değerlendirmeye çalışan, kısacası Madrid ve İnönü deplasmanlarında nasıl oynaması gerektiklerini bilen bir yapıdalar. İki 1-1′lik maça bakarsak bunu başarabildiklerini, istediklerini aldıklarını söylemek mümkün. A.Madrid maçındaki yapı hemen hemen aynı şekilde sahadaydı, ama tek farkla. Henüz iki gün önce Madrid deplasmanında olan ve hem fizik olarak hem de zihin olarak derbiye yalnızca bir günde hazırlanabilen bir Galatasaray vardı. Bu yorgunluk ve oyun yapısında sahaya çıkan Galatasaray‘ı, Beşiktaş‘ın özellikle ilk yarıda A.Madrid’den farklı olarak yapmaya çalıştıkları zorladı. Ama bu baskı bir şekilde geçilince, çok dengeli bir ikinci yarı oldu. Santraforsuzluğun ne kadar büyük bir sorun olduğu ise Jo‘nun oyuna girişiyle daha da ortaya çıktı. Ender pozisyonlar, Jo‘nun oyuna girişiyle etkinlik kazandı. Beşiktaş savunmasındaki bir büyük hata ve Arda‘nın golü galibiyeti getiriyordu ki, duran toptaki karambol Beşiktaş‘a beraberliği sağladı.
Formsuz Servet yerini Emre Güngör‘e bıraktı, Mustafa Sarp ise Barış Özbek’e. Onun haricinde A.Madrid deplasmanındaki takım sahadaydı. Beşiktaş‘ta ise yine sürprizler vardı. Defans dörtlüsü ve iki ön libero değişmez ama hücumdaki tercihler ilginç. Zira bu tercihler ilk yarıdaki baskının golle sonuçlanmamasında da etken. Beşiktaş tam anlamıyla siyah-beyazdı. İlk yarıda oyuna hakim olarak baskı kurdular. Özellikle kanatlarda çok boş alan yakaladılar ve bunu değerlendirme çabasındaydılar. Ancak yeri geldiğinde savunmanın direnci ile Leo‘nun kurtarışları golü engellerken yeri geldiğinde hücum oyuncuları şansları kullanamadı, son bölgede etkili olamadı. İlk yarıyı bitiren düdük Galatasaray için hızır gibi yetişti.

İkinci yarıda ise Beşiktaş’ın siyah tarafı vardı. İyi başlayan ve dengeyi sağlayan takım Galatasaray‘dı. İlk yarıdaki Beşiktaş ortalarda gözükmezken Jo‘nun oyuna girişiyle hücumdaki etkinliğini artıran bir Galatasaray vardı. Nitekim defansın da hatasıyla Arda‘nın golü geldi. Ama sonrasında Arda ile Elano‘nun yaşadıkları sakatlıklar Galatasaray‘ın şanssızlığı Beşiktaş’ın ise avantajı oldu. İleride top tutacak adamı kalmayan Galatasaray geriye çekilmek zorunda kaldı. Geriye çekilmenin topu rakibin kontrol etmesini izlemek olduğu malum. Son dakikalarda atmosferin de etkisiyle baskı kurmaya çalışan Beşiktaş, duran topta yaşanan karambolde Sivok ile güldü.
Maç öncesi bahsedilecek bir 1-1′lik skoru Galatasaray‘ın aldığı 1 puan, Beşiktaş‘ın kaybettiği 2 puan olarak görmek mümkündü. Oyunun gelişimi neticesinde ilk golü bulan taraf Galatasaray olunca, galibiyetin kıyısından döndükleri için kayıp olarak değerlendirebilir. Ama ‘şartlar’ dahilinde, sezonun en kritik virajını iyi bir şekilde geçtiklerini söylemek gerek. İki A.Madrid maçı arasındaki derbi deplasmanından beraberlikle çıkmak başarıdır. Beşiktaş için ise şu iki-üç maçlık seriyi kritik olarak nitelemiş, ya tamam ya devam maçları olarak görmüştüm. Yorgun, hem fizik hem zihin olarak tam anlamıyla hazır olmayan bir Galatasaray‘ı yenmeleri gerekirdi kendi adlarına. Tamam demediler tabii ama İbrahim Üzülmez‘in de söylediği gibi “Seri galibiyetler almalıyız. İstikrar yakalamalıyız. Bir iyi bir kötü oynuyoruz. İyi oyuncularımız var, ama takım oyunu oynamalıyız” zorundalar…
Aynı yorumu Fenerbahçe-Ankaragücü maçında Ankaragücü’nün golü verilmediğinde yaptığım için vicdanım rahat. Kameralar ile durdurulan bir pozisyonu incelerken dahi net karar veremiyorken, hakemin o bir-iki saniyede verdiği karar eleştirilemez, doğru veya yanlış karar şeklinde. Onun haricinde Mehmet Topal‘ın düşürülüşü ve Keita‘ya verilmeyen kırmızı kartı da not olarak düşelim tabii, Fırat Aydınus‘un eksi hanesine…
Önceki Yazılar