Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Oğuz Öztürk 4 September 2010 | Yorumsuz!

Fenerbahçe‘de geri dönüş dendiğinde akla ilk gelenler meşhur 4-3′lük Galatasaray ve Gaziantepspor maçları oluyor. Fakat zaman içinde unutulan iki adet daha geri dönüş var ki, onlarda en az diğer iki geri dönüş kadar hikayesi bol maçlar…
8 Ağustos 1999, Fenerbahçe 3-2 Vanspor
Rıdvan Dilmen takımın teknik sorumlusudur ve bu maç ligin ilk maçıdır. Rıdvan Dilmen için bu maçın önemi de Vanspor’un geçen sezonki teknik direktörü olması ve birinci lige çıkarmış olmasıdır. Fenerbahçe ilk şoku dakika 40′ta Muammer ile yaşar. Hemen iki dakika sonra Ercüment Şahin durumu 2-0′a getiriverir. İlk yarının sonlarında Alpay’ın attığı gol Fenerbahçe’nin moral bulmasını sağlar. İkinci yarıda Fenerbahçe inanılmaz bir baskı kurar. 79′da Elvir Boliç önce 2-2 yapar 85′te de galibiyet golü gelir.
Ancak Fenerbahçe bu stresi boşu boşuna yaşar. Çünkü Vanspor, 18 kişilik kadrosuna paf’tan oyuncu almadığı için hükmen 3-0 mağlup sayılır…
25 Mart 1990, Bursaspor 3-2 Fenerbahçe
Bu kez Fenerbahçe yine hikayenin içinde ama tam ters yönde… Ligin 26. Haftasında Bursaspor şampiyonluk yolundaki Fenerbahçe’yi konuk eder. Maç başlamadan önce şike iddiaları ortaya atılır, ama doğal olarak ciddiye alınmaz. Hakan Tecimer ve Şenol Ulusavaş Fenerbahçe’yi önce 2-0 öne geçiren golleri atarlar. 49. dakikada Erhan Kiremitçi durumu 2-1 yapar. Yılmaz Vural hakem tarafından tribüne yollanmıştır ve orada coşmaktadır. Aynı Erhan 65′te bir gol daha atar ve maçın seyri bir anda değişiverir. Yine Erhan 85′te durumu 3-2 yapar ve tarih yazılır. Fenerbahçe önce maçı Bursaspor’a, sonra da şampiyonluğu Beşiktaş’a kaptırır…
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Muharrem Belge 17 May 2010 | Yorumsuz!
Türk futbol tarihinin en unutulmaz gecelerinden biri daha yaşandı, bir Kadıköy’de bir de Bursa Atatürk’te. Hangi açıdan bakmak isterseniz bakın, unutulmaz, tarihi bir noktaya denk gelirsiniz. Tarih tekerrürden ibarettir derlerdi de bu kadar tekerrürü beklemezdim. 14 Mayıs 2006, dört sene sonra tekerrür etti! Yeni tarih 16 Mayıs 2010. O gün Denizlispor’un küme düşmemek için ihtiyacı olan galibiyet, tarihin yazılışına büyük etkendi. Bugün ise tekerrür etmesinin çok daha zor olduğu bir durumda, hem Kadıköy‘de hem de galibiyete muhtaç olmayan bir rakibe karşı dahi kazanamayan Fenerbahçe, en az bi 2006′daki kadar yaşıyor dramı, belki de daha fazlasını…
Son maçta kaçan galibiyet, Bursaspor‘a verilen şampiyonluk bir yana. Ama diğer tekerrür, çok daha ilginç… Bursa maçının 2-2 bittiğine dair yapılan anons, son saniyeleri geri pasla geçiren takım, başlayan şampiyonluk kutlamaları, sahaya giren binlercesi, atılan konfetiler, yakılan meşaleler. 40 yıl önce yaşanan olayı tebessümle hatırlarken, tekrarlanacağını düşünmezdik haliyle. Ama oldu, bu da oldu. Allah düşmanıma yaşatmasın denilecek durumlardan biri yaşandı Kadıköy‘de. Yaşanan bu dramdan sonra da çok çirkin hareketler başladı. Stadın yakılışı, takımların yaşadığı güçlükler, Bağdat Caddesi’nin aldığı hal. En kötüsü de bunların pek şaşırılacak durumlar olmaması…
İşin bir perdesi bu, diğerinde ise büyük bir zafer var. İplerin Fenerbahçe’nin elinde bulunduğu bir durumda Kadıköy’de yaşananlar hiç unutulmayacak, tarihi nitelikte olunca onların dramı konuşuluyor daha çok. Ama biz Trabzonspor‘un başarısını, Bursaspor‘un zaferini de unutmayalım, kutlamayı es geçmeyelim. Gündemi ikili takip etmek gerek, her iki pencereden de bakmak gerek. Bursaspor hem kendi tarihinin hem de Türk futbol tarihinin en önemli gecesini yaşadı. İnanılmaz bir şampiyonluğa imza attılar. 2006′yı yaşayan biri olarak, 2010′daki durumları biliyorum ama bu kez de ilk şampiyonluğun nasıl karşılandığını kestirmem mümkün değil. Pek tarif edilebilecek durumlar değil kısacası, hele hele sıcağı sıcağına yapılmaya uğraşılırsa. Ee bu, uç noktalarda sevinç, uç noktalarda hüzünün yaşandığı ortamda da futbol adına teknik yorumlar yapmak zor. Daha çok hüznü ve sevinci yaşayanlardan maçın hikayesini dinlemek gerek. Bugün onların konuşması gerek. Fenerbahçeliler ve Bursasporlular anlatabilir, onlar konuşabilir bugünü, daha çok…
Benim futbol adına konuşmam gerekiyorsa ise şu kadarını ekleyebilirim sadece. Maçın 1-1 bitmesi hakikaten büyük mucize! Fenerbahçe büyük baskıyla başladı, sonucu da aldı. Aldı ama az bile aldı. Kaçan öylesine pozisyonlardan sonra Burak‘ın attığı ilginç gol, futbol ilahlarıyla açıklanabilir ancak. Nasıl geçtiğimiz haftalarda kaleci hataları olduysa lehte, dün de acayip işler oldu aleyhte. Olmayınca olmuyor diye bir şey var. Yalnız 1-1′den sonra yaşanan ortam ilginç. Bir anda demoralize olundu, hem saha içinde hem tribünde. Henüz o dakikada yapılacak iş değildi, hele hele beraberliğin olduğu dakikada. Bursa‘dan gelen haberler daha da stres yükledi Kadıköy’e. Son saniyeye kadar süren baskı, titreyen ayaklar ile gelince, atılamadı o gol, gelemedi bir türlü. Ne sakinlikle gelen bir güzel atak izlenebildi ne de akıllıca yapılan bir son vuruş. Hal böyle olunca kazanamadı Fenerbahçe, Bursasporluların yüzünü güldürdü…
Ne kadar komplo teorisi varsa, ne kadar klişe laflar varsa gömüldü tarihin derinliklerine, yine ve yine! Ama o teorisyenler yok olmadığı sürece, onlara tamah edilmediği sürece bitmez bu teoriler. Birçoğu yok oldu düne kadar, dün de bi bu kadarı kayboldu. Ama yarın yine başlar, umarım gün geçtikçe daha az inanan çıkar. Yıllar sonra dört büyük diye tabir edilen takımlar dışından biri aldı şampiyonluğu. Zor bir süreçti, ellerindeki ipleri devretmişlerdi. Tarihi olaylar olmasa 2.likle yetinmek zorunda kalacaklardı muhtemelen. Ama önce tarih tekerrür etti, sonra yeni bir tarih yazıldı, Bursaspor şampiyon oldu. Canı gönülden tebrikler Bursaspor‘a. “Onur”lu mücadelesiyle Fenerbahçe’ye çelmeyi takan Trabzonspor‘a da tebrikler. İki haftada ikinci dramı yaşattılar, 96′nın rövanşını feci aldılar.. Dört yılda bir tarihi dramlar yaşamanın ne olduğunu da bilemiyorum, empati de yapamıyorum açıkcası. Ama şu açık ki, önümüzdeki günler her açıdan çok şeye gebe…
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Muharrem Belge 2 May 2010 | Yorumsuz!
Aynı anda üç maç birden takip etme uğraşında olunca, artık önemli olan oyun değil skor klişesine takılıp kalıyorsun ister istemez. Neler olduğunu bilmeden skora bakıyorsun çünkü. İyi oynadılar ama kaybettilerin karşılığı kalmıyor misal ya da kötüydüler ama kazandıların. Üç farklı kanaldaki üç farklı maça baktığımızda, daha doğrusu bakmaya çalıştığımızda şunu söyleyebiliriz sadece. Kanallar farklı maçlar farklı ama vaziyetler aynı. Puan tablosundaki görüntü dün ne ise bugün de o… Ha zaten düne kadar da iyi oyun göremiyorduk ya neyse, o ayrı, bambaşka bir yazının konusu…
Bir o kanala bir bu kanala giderken kumanda eskitmeyi çokca yaşayan biri olarak bu kez en rahat maçtaydım ben. Sakin, rahat bir mücadeleydi Olimpiyat‘taki. Yine yakalanan ve kaçan çokca pozisyon vardı ki bu kez birinden faydalanmayı başardı Galatasaray, Milan Baros ile. İstanbul bşb ise kendinden beklendiği üzere kaçtı defans arkasına, çok kez hem de. Ama yeri geldi bayrağa, yeri geldi Aykut’a, yeri geldi kendi beceriksizliklerine takıldılar. Maçtan geriye kalan en önemli anlardan biri de Harry Kewell‘ın oyuna girişi oldu. Aylar sonra Galatasaray formasını geçirdi sırtına, çıktı sahaya. Oyuna girerken ise Baros’du seke seke kenara gelen isim. Umuyorum ki ciddi değildir sakatlığı, sevinç yanında buruklukla gelmez…
Ne zaman çevirsem kanalı Kadıköy‘e, golle karşılaştım. Önce Alex dört yıl sonra frikik golüyle buluştu, sonra Ivesa topu içeri aldı. Rakipler için çok sinir bozucudur ama ince farklarla gelen şampiyonlukların içinde, şans da vardır, istisnalar da, basit hatalar da. Son dakika golleriyle gülersin de şampiyon olursun misal. Ya da Bobo penaltı kaçırır, Murat Şahin boşa çıkar, Ivesa içeri alır. 4 yıldır olmayan şey olur, Alex frikik golü atar. Topun canı vardır çünkü, kimisini sever, kimisini sevmez. Bunlar olsa olsa şampiyonluğun gelişine katkı sağlar, komplo teorilerinin manası yok. Keza gördüğüm ve söylenenler kadarıyla iyi de oynamış Fenerbahçe, atarmış zati golünü şampiyonluğun bilinciyle kurulan Kadıköy baskısında…
Turgay‘ın golünü yakalayamadım ama Kayserisporlu futbolcuların itirazlarına denk geldim. Hemen ardından da Ivankov‘un penaltı golü. Kayserispor karşısında 2-0 kazanan Bursaspor, hem Fenerbahçe ile arasındaki farkı korudu hem de Şampiyonlar Ligi vizesi aldı. Maça Şampiyonlar Ligi müziğiyle girmişlerdi, en kötü ihtimal o yolda ön eleme oynama şansını elde ettiler. Bu aynı zamanda Galatasaray‘ın şansının bittiği anlamına geliyor tabii. Şimdi gözler Ankaragücü-Fenerbahçe maçında. Haftayı bay geçen Bursaspor, aklın yanında taraftar olarak da Ankara’da olacaktır. Bir kayıp Bursaspor’a, bir galibiyet Fenerbahçe’ye, artık son haftaya taşınması kesin olan şampiyonluk yolunda büyük avantaj sağlayacak…
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Muharrem Belge 26 April 2010 | Yorumsuz!

En merakla beklenen haftalardan biri daha sona erdi ve avantaj bu kez Fenerbahçe‘nin eline geçti. Gündüz Kasımpaşa deplasmanında aldıkları galibiyetin anlamı, gece Sami Yen‘deki beraberlik neticesinde liderlik oldu. Şimdi iş onların yapacaklarına veya yapamayacaklarına bakıyor. Bursaspor elindeki avantajı kullanamadığından, Fenerbahçe’nin kalan üç haftada puan kaybetmesini kollayacak artık. Son üç haftada şampiyonluk el değiştirebilir ancak şu artık net bir hal aldı ki, yarışta iki takım kaldı. Aksi bir sonuç tarihin en büyük sürprizlerinden biri olur. Galatasaray ve Beşiktaş, önümüzdeki sezonki Avrupa Ligi defterini daha geç açmak için üçüncülüğü kollayacak, bundan sonra. Bu yarışta da ipler Galatasaray’ın elinde…
Pazar günü Kasımpaşa‘da açıldı. Her iki takım da maça sakin, durgun ve etkisiz başladı. Daha çok rakibi kollama, süzme diye söz edilen bir durum vardır ya hani o misal. Koca bir ilk yarı öğle uykusu şeklinde geçti. Fenerbahçe biraz daha topa sahip olan ve defansın arkasına atılan toplarla etkili olmaya çalışan bir görüntü çizdi. Kasımpaşa ise yakaladığı imkanları ayağa paslarla hızlı kontrataklara çevirme amacında. Kısır geçen ilk yarının ardından, ikinci yarı ise bol pozisyona sahne oldu.
İlk etapta Kasımpaşa da devreye girme çabasındaydı ancak olay daha çok Fenerbahçe‘nin kontrolündeydi. Kasımpaşa’nın defansında verdiği açıkları yakınen biliyoruz, her ne kadar bu durum açık futbol oynadıklarından dolayı övgü malzemesi olarak kullanılsa da. Misal, Galatasaray‘ın deplasmanda 3, Sami Yen’de 4 gol attığı bir takım olduklarından pek övülesi bir durum yok bence. Yine Fenerbahçe‘nin de Kasımpaşa kalesinde kurduğu baskı, yarattığı pozisyonlar fazlacaydı. Ancak bu yaratılan pozisyonların kaçırılması işin en inanılmaz tarafı. Kaçan net pozisyonların karşılığı kaybedilen bir şampiyonluk olabilirdi, eğer Murat Şahin‘in büyük hatası gelmese…
Yaratılan suni ve bir o kadar da ahlaksız söylemlerden oluşan gündemin, boş bir yaftalama olduğu ise akşam saatlerinde ortaya çıktı. Haftanın, hatta sezonun en kaliteli maçlarından biriydi, golsüzlüğe rağmen üstelik. Özellikle ikinci yarıda Galatasaray özelinde olmak üzere, her iki kalede onca net pozisyonlar harcandı ki, maçın golsüz bitmesi büyük mucize. İnanılmaz bir maçtı hakikaten. 0-0 sona ermesi anlaşılabilir veyahut anlatılabilir bir durum değil. Net olan tek durum ise bu durumun her iki takıma da yaramadığı. Beraberliğin anlamı kayıptı, bir nevi mağlubiyetti hem Galatasaray hem Bursaspor adına. O sebeple daha çok iki mağlup çıktığını söylemek gerekir bu süper maçtan. Haliyle tamamen Fenerbahçe’ye yaradığını. Galibiyet dışındaki sonuçlar ilk ikiye havlu atmak anlamındaydı Galatasaray için, nitekim öyle oldu. Galibiyet dışındaki iki sonuç da aynı derecede avantajı Fenerbahçe’ye teslim etmekti Bursaspor adına, nitekim öyle oldu. İlk dördün aynı kalacağı tahmini olabilecek en basit tahmin. Bir değişiklik olur mu olmaz mı, onun takibi olacak bu kalan üç haftada…
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Ali İhsan Karakaş 22 April 2010 | Yorumsuz!

Ligin bitimine 4 hafta kala şampiyonluk yarışı da son derece çekişmeli bir hâl almış durumda. Fenerbahçe’nin Beşiktaş derbisini kayıpsız atlatması, pazar günkü Galatasaray-Bursaspor maçını biraz daha değerli bir duruma getirdi şüphesiz. Bu zorlu dönemeç öncesi Bursaspor burun farkıyla önde olsa da Fenerbahçe emin adımlarla takibini sürdürüyor. Şu an bu iki takım arasında puan farkı 1 gibi görünse de Bursaspor’un 33. haftadaki Ankaraspor maçından gelecek garanti bir 3 puanı daha cepte. Ancak bu durum yine de Bursaspor’a puan kaybetme lüksü tanımıyor. Fenerbahçe’nin tüm maçlarını kazanmasını durumunda ciddi şekilde şampiyonluk şansı var ama garantisi yok. Tam tersi Bursaspor ise şu anda ipleri kendi elinde tutan taraf. Sahaya çıkıp, kazanması gereken Galatasaray, Kayserispor ve Beşiktaş maçlarını 3′er puanla kapatması durumunda tarihinde ilk kez lig şampiyonluğu yaşayacak Bursa halkı. Yani Bursaspor şimdilik burun farkıyla önde götürüyor yarışı ama daha adımlık bir fark yaratabilmiş değil diğer takımlarla arasında. O nedenle bu hafta alınacak sonuçlar, o adımı atmaları konusunda çok önemli. Sonuçlara göre bu adımı atacak taraf Fenerbahçe de olabilir pek tabi. Ancak sonuçlar ne olursa olsun, matematiksel olarak şampiyonun bu hafta belli olmayacağını söyleyebiliriz. Şampiyonluk yarışında çok çok düşük olsa da Beşiktaş dahil toplam 4 takımında şansı olduğu için klasik “Şampiyon Kim Olur ?” sorusu yerine şampiyonun kaçıncı haftada belli olacağını soruyoruz biz de.
Evet, kalan maçlara bakarak sizce Şampiyon Kaçıncı Hafta Belli Olur ???
Oylarınızı sol taraftaki “Anket” bölümümüzden kullanabilirsin…
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Muharrem Belge 19 April 2010 | Yorumsuz!
Haftalardır süregelen düğümün her geçen hafta daha da karmaşık bir hal alması bizleri bir hayli şaşırttı, bu son süreçte. Alışığız aslında her hafta ilan edilen şampiyonluklara, hem de farklı farklı takımlar adına. Ama biz daha çok günü konuşmayı tercih ederek ilerisi için çok kesin fikirler beyan etmedik. Şampi demedik mesela, avantaj dedik! Elde edilen veya kaybolan avantajlardan bahsettik. Nitekim şampiyonluk ipleri bir o elde bir bu elde olunca, haliyle biz de buna uygun olarak her geçen gün el değiştiren ipten söz ettik. Detayına gireriz de, öyle ya da böyle düğümün çözüleceği, ipin sahibini bulacağı son viraja girmiş bulunuyoruz. Sakin bir giriş yaptığıma bakmayın ayrıca, sinirler bir hayli gergin. Salt bugünü konuşmak şu gergin ortamda pek de mümkün değil. Hani insan bu konuştuklarımızın hepsi boş, olay başka şeylere bakıyor diyerek sinirlerini boşaltmak istiyor. Ama ben şu an için, evet şimdilik, sukunetimi koruyarak, elimde olmadan son yazımdan bu yana geçen vakit için özür dilemek ve genel bir toparlama yapmak istiyorum…
Önce Bursaspor… Son bahsettiğimiz durumdan bu yana pek değişen bir şey yok Bursaspor için. Diğer takımlara nazaran daha istikrarlılar, iyi veya kötü anlamda. Son virajda en büyük rakipleri olarak baskıyı ön plana çıkarmıştık. Baskıdan kastımız da çok geniş anlamdaydı. Kariyerlerinin aksine bu kez şampiyonluk için kazanma zorunluluğuydu onların sorunu. Virajın sonu demek tecrübe demekti çünkü. Nitekim süreç zorlu bir şekilde geçmeye devam ediyor. Bursa’daki maçlar her şeye rağmen bir şekilde atlatıldı, atlatılıyor da. Hani biraz da topun sevmesi durumu vardır ya, hani bir şekilde ağlarla buluşur ya o meşin yuvarlak, öyle işte! Çok iyi geçmeyen ama kazanılan Manisa ve Denizli maçları malum. Keza İstanbul bşb mağlubiyetinden sonra alınan Antalya galibiyeti. Bu haftaki Gaziantepspor galibiyeti de aynı şekilde, belki biraz daha rahat geldiği söylenebilir. Ama o iki maç arasındaki G.Birliği beraberliği sıkıntı mesela! Pek tahammülü olmayan maçlar çünkü bunlar. Rakiplerin de kayıp yaşıyor olması biraz olsun teselli oldu onlar için. Ama şu son geldiğimiz noktada, hemen bir adım gerilerinde Fenerbahçe’nin olması, özellikle Galatasaray maçı düşünüldüğünde şampiyonluk şansının zirvelerde gezmediğini gösteriyor. İpler Bursaspor’un elinde ama o ipleri elde tutmak pek kolay değil. Tahminlerden kaçınmak gerek yine de, göreceğiz diyelim…
Haftalarca süren hatta aylara uzanan galibiyet hasreti, oynanan çok kötü futbol ya da iyi olsa da sonuca etki etmeyen oyun neticesinde çok sıkıntılı günler geçiriyordu Fenerbahçe. Samandıra’nın içini bilemem ama saha içindeki sıkıntı kadar takım içinde de kazanın kaynadığı kamuoyuna yansıyordu. Ancak artık alışılagelmiş bir şekilde, özellikle derbi galibiyetleriyle tüm o eski defterleri yırtıp çöpe attılar! Fener gol gol gol şampiyonluk gidiyor tezahüratı, ki hakikaten de ilk havlu atan takım olmak üzereydiler, birdenbire Fener gol gol gol şampiyonluk geliyor‘a döndü! Ligin en ilginç senaryolarından biriydi. Geri dönüşün en büyük kilidi de Sami Yen‘deki 1-0′lık galibiyet tabii. Ama Sami Yen’deki galibiyet de dahil olmak üzere, skor anlamındaki geri dönüş kadar oyun anlamındaki dönüşten bahsetmek zor. Tezahüratın en kilit kelimesi değişti ama oyun pek değişmedi. Çok ama çok kötü iki takımın mücadelesinin kazananını Kadıköy’den vurulan Mecidiyeköy’de gol olan bir şut belirledi mesela. Keza bugünkü senaryo da pek farklı değildi, oyun anlamında yine kötü bir tablo vardı…
Gelelim o sıcak maça… Maça hızlı başlayan Fenerbahçe perdeyi erken açmanın avantajıyla iyi başladı oyuna ama devamı gelmedi. Alex‘in golü ve elde edilen 1-0′lık skor Beşiktaş‘ın da planlarını alt üst etti haliyle. Ama ne plandı Denizli‘ninki de! İlk yarıda o kadar belirgin bir şekilde değildi ama ikinci yarının hemen tamamında dengeyi sağlayan bir Beşiktaş vardı sahada. Topu kontrol etmek, gezdirmek, oynamaya çalışmak, güzel şeylerdi bunlar onlar adına. Ama sekiz savunma oyuncusuyla anca çalışırsın, yapamazsın. Bu kadro tercihi ile gol bulmak, böylesine etkisiz ve kötü oynayan bir Fenerbahçe‘ye karşı dahi mucizeden öte bir durumdu ki yakalanan penaltı mucizelerin yaşanabilirliğine işarettir en fazla. Ve penaltıyı kaçıran Bobo, yalnızca kendi takımının değil üç takımın birden kaderini çizen ender birkaç isimden biri olmuştur herhalde. Herhalde diyorum, bir kaçan penaltıyla üç takımın birden başını yakan başka bir isim var mıdır bilemiyorum çünkü… Yok, yok, maç bununla sınırlı değildi, maalesef! En azından çabaladım ben, yalnızca oyunu konuşmaya, ama hayır! Bu sözler, yalnızca oyundan bahsetme isteği fazlasıyla iyimser kaldı. Öylesine rezalet bir yönetim gösterdi ki Göçek efendi! Ne söylesek boştur. Bir hakem bir kez daha bir maçın önüne geçmeyi başardı, sağolsun! O hakemi atayan merkez hakem kuruluna da selamlarımızı iletelim buradan. Bilica ile ilgili ise şöyle tam yerine rast gelecek bir söz bulamıyorum. Ne söylersem ağır kaçacak galiba. O da sizlerin takdirine kalsın…
Ve Galatasaray ile Beşiktaş… Şampiyonluk yarışındaki avantajlarını tüketen, artık mucizenin peşinden koşan iki takım. Biri çok daha büyük mucize peşinde tabii. Galatasaray tıpkı geçen sezonda olduğu gibi, iyi başladığı sezonun finalini getirmeyi başaramadı. Her maçın ayrı senaryosu vardı tabiiki, teker teker bahsetmeye gerek yok. Ama genel olarak hangi final mücadelesine çıktıysa kaybetti. Son ihtimalin peşinden koşarken aldığı derbi mağlubiyetiyle işini ellere bıraktı. Ama şu gün baktığımızda derbi mağlubiyetinin bir son olmadığını da görmekteyiz. Bu sebepten Sivas deplasmanında alınan beraberlik de en az derbi mağlubiyeti kadar acıdır. İhtimallerin sona ermediği anda edilen pes neticesinde tribünlerin gösterdiği protestolar çok daha derin bir konu tabii. Şimdi Bursaspor ile oynayacakları çok kritik bir mücadele var önlerinde. Kalan dört haftada iki rakibin puan değil puanlar kaybetmesini bekleyecekler… Beşiktaş ise Galatasaray ve Kayseri maçlarından 4 puan çıkararak iddiasını ortaya koymuştu. Ama sonrasında oynadığı kötü futbol ve ardı ardına gelen puan kayıplarıyla havlu atma durumuna geldiler. Kasımpaşa, Ankaragücü, Trabzonspor maçlarında yaşanan kayıplar Fenerbahçe derbisini son şans niteliğinde gösteriyordu. Ama onu da ‘öyle ya böyle’ geçemeyerek şanslarını inanılmaz zora soktular…
Başta dediğim gibi, sıcak gündemden ziyade bir toparlama yapmaktır bu yazının amacı… Fenerbahçe-Beşiktaş derbisinde yaşananlar daha çok söz konusu edilecektir çeşitli ortamlarda. Ben istemeden verdiğim ara nedeniyle bir kez daha özür dileyerek, bu arada neler olduğuna değinmek istedim kısaca. Ve belki son olarak, bu ip öyle kaygan ki, ne zaman kimin elinde kalacağı belli olmaz diye bir mesaj verebilirim…
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Ali İhsan Karakaş 27 March 2010 | Yorumsuz!

Ligde artık en kritik dönemece girildi. Derbi öncesi dün Bursaspor’un İstanbul Büyükşehir Belediye deplasmanında 3 puan bırakmasıyla puan tablosundaki son görünüm daha da heyecan verici oldu.
1-) Bursaspor – 58 puan
2-) Galatasaray – 53 puan
3-) Fenerbahçe – 52 puan
4-) Beşiktaş – 52 puan
Bursaspor’un yenilmesine sevindim diyemem ama bu hafta puan kaybetmeleri bence hem derbinin hem de kendilerinin hayrına oldu. Final niteliğinde son 6 maç öncesi Bursaspor’un puan kaybetmesinin hayrı şu nedenden kaynaklanıyor. Eğer bu haftayı 3 puanla kapatsalardı, derbiden gelecek her türlü sonuca rağmen büyük bir rehavete kapılacaklar, henüz bitmeden bitti diyeceklerdi. Bu durumun bir anadolu kulübü olmasıyla da alakası yok. Şu tabloda Bursaspor’un yerine hangi takımı ilk sıraya koyup, yanına 61 puan yazsanız aynı durum o takımda da görülür. Bu nedenle Bursaspor’un daha hiç birşeyin bitmediğini, yarışın halen devam ettiğini anlaması ve tekrar toparlaması için bu puan kaybının olması gerekiyordu. Tabi burada bir de şampiyonluk baskısı var. Bu durumdan en az zararla çıkmaları gerekiyordu ama olmadı. Dün aldıkları yenilgiyle şampiyonluk mücadelesinde geçici bir süreyle ipleri Galatasaray’ın eline verdiler. Bursaspor dün kaybetmeyip berabere kalsaydı eğer, Galatasaray derbi dahil kalan 8 maçının tamamını kazansa bile şampiyon olamayabilirdi. Ancak dünkü mağlubiyetten sonra artık Galatasaray, 8′de 8 yapması durumunda rakiplerinin alacağı sonuçları önemsenmeksizin şampiyon olacak. Şimdi önümüzde Galatasaray-Fenerbahçe, Fenerbahçe-Beşiktaş, Galatasaray-Bursaspor ve Bursaspor-Beşiktaş gibi 4 tane kilit maç var. Yani ilk 4 sıradaki her takım, şampiyonluk treninini kaçırmamak için 2 kritik kırılma maçı oynayacak kalan haftalarda. Ve bu 4 büyük maçtan en belirleyicisi olmasa da isim olarak en büyüğü yarın Ali Sami Yen’de oynanacak.
Sahadakiler kısmına geçmeden önce maç öncesi atmosfere bakmak lâzım. Bildiğiniz gibi Galatasaray’da bugün başkanlık seçimi var. Şu ana kadar basının yansıttığı bilgiler doğrultusunda büyük bir süpriz olmazsa Galatasaray, yoluna Adnan Polat’ın başkanlığında devam edecek. Seçim sonundaki oy oranları başkanı ve yönetim kurulunu belirlemekle beraber bir yandan da mevcut yönetime karşı olan güvenin de göstergesi olacak. Ancak sene başında yapılan hamleleri düşünürsek, listesinde 8 kişilik bir kan değişimine giden Adnan Polat’ın başladığı icraatleri olumlu/olumsuz sonuçlandırması için tekrar seçilmesi akla en yatkını. Seçim nedeniyle de Galatasaray’da heyecan ve coşku bugünden başlayacaktır.
Fenerbahçe’de ise 21 gün hak mahrumiyeti cezası alan Aziz Yıldırım’ın dün yaptığı basın toplantısıyla yükselen bir tansiyon var. Tabi bu çıkış derbiye değil federasyona yönelikti. Derbi hususunda Manisaspor maçında Özhan Canaydın’ın vefatı münasebetiyle başlayan bir fair-play söylemi mevcut Fenerbahçe’de. Yalnız bu dostluk, kardeşlik nâmelerinin hep Ali Sami Yen’deki maçlar öncesine denk gelmesi dikkat çekici doğrusu. Karşı olduğum için değil ama bu ortamın sadece belli dönemlerde değil her zaman olması gerektiği için söylüyorum bunu. Neyse, genel hatlarıyla maç öncesi atmosfer bu şekilde.

Şimdi tüm kelimeleri kıfayetsiz kılacak, tüm hayalleri yer ile yeksan edeceklere, işin sahadakiler kısmına geçelim. Öncelik ev sahibinin. Takımların kadroları, oynanacak oyun için bir öndeyi geliştirmemiz açısından önemli. Ancak sakatlıklardan ve taktik gereği de olabilir tabi, bir belirsizlik havası hakim. Galatasaray için herşeyden önemlisi bu maçta Arda’nın oynayıp, oynamayacağı. Arda’sız bir Galatasaray’ın ilerde top tutmada yaşadığı sıkıntıyı en son geçen hafta Trabzon’da gördük. Arda’nın dünkü antrenmanın bir bölümünde takımla birlikte çalıştığı bilgisi var resmi sitede. Şahsen ben Arda’nın böylesi bir derbiyi kaçıracağını zannetmiyorum. Onun dışında Rijkaard’ın defanstaki Emre Güngör-Servet tercihi de merak konusu. Defansın solunda Caner’in yerine tekrar Hakan Balta’yı görmeyi umut ediyorum. Orta saha ve ilerideki isimler az çok belli gibi; Mustafa Sarp, Elano, Keita ve Dos Santos. Forvet konusunda da Jo-Baros ikilemi var ama bu mevki için tercihin, son 2 maçta oyuna sonradan girerek toplamda 50 dakikadan fazla süre alan Baros olacağını düşünüyorum. Hatta ilk defa Elano-Arda-Keita-Dos Santos ve Baros’u aynı anda sahada görebiliriz, en azından temmennimiz o yönde. Arda’nın oynamaması, bu şablonu tamamen bozar ama benim tahmini kadrom şöyle;
————-Leo Franco—————-
Sabri—-Neill—-E.Güngör—-H.Balta
————-Sarp——Elano———–
Keita————-Arda———–Santos
——————–Baros—————-
Öncelikle, aldığı son sonuçlar itibariyle Galatasaray için yapılan “içerde aslan, dışarda kedi” yakıştırmalarına katılmadığımı belirtiyim. İstisna maçları olmakla birlikte Galatasaray’ın deplasmanlarda oynaması gerektiği gibi oynadığını düşünüyorum. Sıkıntı yaşadığı maçlar ise tam aksine iç saha maçları. Aklıma ilk gelen örnekler; Manisa, Eskişehir ve İstanbul Belediye maçları. Galatasaray bu 3 maçta tam 6 puan bıraktı Sami Yen’de. Bunların üzerine skor olarak olmasa da oynanan oyun olarak bir de Gençlerbirliği ve Gaziantepspor maçlarını ekleyelim. Hükmen tescil edilen Ankaraspor maçını saymazsak, Galatasaray’ın içerde oynadığı 12 maçtan 5′i bunlar. Bu 5 maçın hepsinde oynanan oyun aynı. Maçın başında coşkulu bir hücum futbolu ve bol pozisyon, ardından araya sıkıştırılabilirse 1 gol ve golden sonra saldım çayıra Mevla’m kayıra… Galatasaray’ın bu futbolu, tribünlere rahat maç izlettirmese de Antep ve Gençler’e karşı skor anlamında başarılı olurken diğer 3 maçta çok kritik puanları öğüttü. Gelmek istediğim nokta şu ki, yarında buna benzer bir tablo görebiliriz. Galatasaray’ın yarın en az 1 gol atacağını tamin ediyorum. Ancak sorun şu ki atılacak 1 gol, Galatasaray’ın derbiyi kazanmasına yeter mi? Bence ı-ıhh…

Ve Fenerbahçe. Sarı Lacivertlilerde de bir kadro belirsizliği mevcut. Galatasaray’da Arda’ya yüklediğimiz kilit rol, Fenerbahçe cephesinde ise Emre Belözoğlu’nda. Onun oynayıp oynamaması Fenerbahçe adına çok önemli. Aslında fenerbahce.org’da yer alan bilgiler ışığında Sarı Lacivertlilerin orta sahasında önemli bir sıkıntı bekliyor Daum’u. Deniz, Selçuk, Emre ve Cristian dünkü idmanda takımla birlikte çalışmamış. Tüm bunların bir strateji olabileceğini tekrar hatırlatırken, en kötü ihtimalle bu 4 isimden birinin yarın ilk 11′de olacağını düşünüyorum ben. Ama eğer öyle bir durum olmazsa Deivid, Mehmet Topuz, Özer ve Santos orta sahasını göreceğiz muhtemelen. Bir tahmini kadroda Fenerbahçe için verirsek;
——————Volkan———————-
Gökhan—-Bilica—-Lugano—-Vederson
M.Topuz—–Emre—–Selçuk—-Santos
——————––Alex———————-
———————Guiza———————
Fenerbahçe’nin son 4 maçta 3 galibiyet, 1 beraberlik alması ve kalesinde hiç gol görmemesine rağmen oynadığı oyun yönüyle beğenildiğini söylemek güç. Ancak ikinci yarının ilk maçlarına kıyasla eski mücadeleci ruhun döndüğü aşikar. Bu mücadeleyi başlatan ön alanda baskı, onu en iyi yapan da Emre Belözoğlu. Fenerbahçe’nin maçlarındaki belirleyici nokta orta sahasının direnci. Ancak Emre’ye bu konuda yeterli destek gelmediği için Fenerbahçe’nin performansı da sadece ona endeksli oluyor. Skor değiştirme yeteneğiyle ona yardımcı olabilecek tek isim Alex. İlginçtir ki, Alex’in de Ali Sami Yen’de hiç golü yokmuş. Yine oynaması durumunda Selçuk ve Semih, Galatasaray maçlarına yönelik özel seçicilikleriyle skora etki edebilir.
Derbi öncesi maçın kazanından çok, kaybedenini merak ediyorum şahsen. Fenerbahçe ve Galatasaray cepheleri tek seçenek olarak galibiyeti düşürken, Beşiktaş ve Bursaspor tarafları da beraberlik için duacı olacaklar. Zaten her türlü sonuçta yarının kazananı, dolaylı yollarla Bursaspor ve Beşiktaş olacak. Ancak önemli olan derbiyi kazanamayıp şampiyonluk trenini kimin kaçıracağı. Bu sene öyle ikramlar oluyor ki bakarsınız ikisi birden el sallar trenin arkasından, kim bilir? Maç sonunda hakemi değil futbolu konuşacağımız, adının hakkını veren güzel bir derbi izlemek dileğiyle…
Önceki Yazılar