Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Oğuz Öztürk 1 October 2010 | 1 Yorum

Çubuklu
Çubuklu forma en yaygın kullanılanlardan biridir. Dikey olur, ince ya da kalın olarak tercih edilir. Türkiye’de Fenerbahçe ile özdeşleşmiştir ve Anadolu takımları sıklıkla kullanır.
Tek (Hakim) Renk
Baştan aşağıya tek renk vardır. Beyazda ya da koyu renklerde daha çok tercih edilir. Siyahı Beşiktaş’a güzel gider, beyazı da Real Madrid‘e…
Parçalı
Galatasaray formasıdır. Çok yaygın değildir. Ama giyen takımlar vardır. Hollanda’da Feyenoord’un formasıdır.
Enine Çizgili
Çok yaygın değildir. Ama Celtic denince akla gelir. Bir dönem Boluspor’da görüldü. Bursaspor’da giyiyor şimdilerde.
Dikine Şerit
Ajax Formasıdır… Başka bir tanımı yoktur…
Enine Şerit
Türk milli takımı tercihidir. Yeni dönemde yeniden tercih edilmiştir ve Arjantin’de Boca Juniors’ta giyer…
Çapraz Şerit
Çok istisnaidir. River Plate ve 1982′de Peru giymiştir. Çok kısa bir dönem İspanyol R. Vallecano’da giymiştir. Sünnet çocuğu esprileri halen yapılmaktadır…
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Oğuz Öztürk 24 September 2010 | Yorumsuz!

Uche‘nin Fenerbahçe‘ye geldiği yıl aynı ülkeden biri daha gelmişti…
Bu isim Brian Steen Nielsen‘di. Odense‘den gelen Nielsen, Fenerbahçe’de iki sezonda gösterdiği performansın ardından Danimarka Milli Takımı’nda yerini çoktan ayırtmıştı. Vatandaşı Högh‘ün Türkiye’ye geldiği sezon Fenerbahçe’den ayrılan Brian Nielsen, sene sonunda da Euro 96‘da oynamıştı.
Euro 96′dan sonra kısa süreli bir Japonya macerası yaşayan Nielsen ardından evine, Odense’ye dönmüştü. 1998 yılında da Boldkub’a transfer olan Nielsen, 2001′de de komşuya, Malmö’ye geçmişti. Euro 2000 ve 2002 Dünya Kupası‘nda da milli takımda yer almayı başaran Nielsen, futbol yaşantısını da Aarhus’ta noktalamıştı.
Türkiye’de kaldığı 2 yılda hem futbolunu hem de sol ayağını fazlasıyla sevdiren, 2002′den 2004′e kadar Aarhus forması giyen Brian Steen Nielsen, şimdiler de de aynı takımın futbol direktörlüğünü yapıyor.
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Oğuz Öztürk 2 August 2010 | 1 Yorum

Stanimir Stoilov Fenerbahçe‘ye geldiğinde sezon 1992-1993‘tü. Daha gelir gelmez ‘Aykut ile beraber çok gol atarız’ ve ‘Tanju ile çok iyi anlaşırız’ açıklamaları ile gündeme gelmişti.
Ancak Stoilov bu iddialı açıklamalarını bir türlü yerine getiremedi. Nedeni de sakatlıktan başka bir şey değildi. Geçirdiği ağır sakatlık nedeni ile ligde sadece 8 maça çıkabilen Stoilov 3 golün altına imzasını koymuştu.
Stoilov esasında ne kadar golcü bir adam olduğunu Ağustos 1992′de ağır sakatlık geçirmeden önce Trabzon’da oynanan Bulgaristan-Türkiye maçında attığı 2 güzel gol ile göstermişti. Eğer sürekli bahsettiğimiz sakatlık olmasa, Stoilov’un 1994′de Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen turnuvada büyük bir sürpriz gerçekleştiren Bulgar milli takımında yer almaması için hiçbir neden yoktu.
1998 yılında Levski Sofya‘daki üçüncü döneminde yardımı antrenör olan Stanimir Stoilov, bir dönem ülkesinde altyapıdan sorumlu işlerde çalıştıktan sonra 2004′te Levski’nin başına geçti.
2005-2006 sezonunda Levski Sofya’yı UEFA Kupası’nda çeyrek finale kadar taşıyıp tarihe geçti. 2005-2007 tarihleri arasında da ligde 2 şampiyonluk yaşadı. 2006-2007 sezonunda ise İtalyan takımı Chievo’yu eleyerek Levski Sofya’nın, Şampiyonlar Ligi‘nde gruplara kalan ilk Bulgar takımı olmasını sağladı. Stoilov şimdilerde Bulgaristan Milli takımını çalıştırıyor…
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Oğuz Öztürk 21 July 2010 | 1 Yorum

Fenerbahçe‘de Bariç’ten sonra getirilen Joachim Löw‘ün oynattığı yüksek tempolu futbol yavaşta olsa takıma katkı sağlamaya başlamıştı. Avrupa Arenası’nda Uefa Kupası’nda eleme turunda daha önce elenilen Göteborg saf dışı bırakıldı. İlk turda Fenerahçe’nin rakibi de böylece Buffon’lu, Thuram’lı, Cannavaro’lu ve Asprilla’lı Parma olmuştu.
Fenerbahçe mutlak olarak maçın favorisi değildi ancak dakika 23′te Elvir Baliç’in ortasına Moldovan harika bir kafa vuruşu ile karşılık verdi ve beyaz formalı Fenerbahçe 1-0 öne geçti. Maçın sonuna kadar da üstün olan taraf Fenerbahçe oldu ve sahadan galibiyetle ayrıldı. Maçın sonlarına doğru Parma’dan Dino Baggio ve Cannavaro’nun kırmızı kart görmesiyle Fenerbahçe’nin rövanşta işi kolaylaşmıştı.
Ancak rövanş istenilen gibi gitmemişti. 3 gol atmaları gerekiyordu ve attılar. İtalya’daki maçta önce Saffet Akbaş kendi kalesine gönderdi topu. Daha sonra Crespo durumu 2-0′a getiren golu attı. Baliç attığı golle Fenerbahçe’yi umutlandırsa da Bogossian tüm umutları bitiren gol atıyor, Baliç’in 86′da direkten dönen topu da saç baş yolduruyordu. Fenerbahçe böylece kupaya veda ederken, sezon sonu UEFA Kupası’nı alan taraf ta İtalyan ekibi Parma oluyordu…
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Muharrem Belge 17 May 2010 | Yorumsuz!
Türk futbol tarihinin en unutulmaz gecelerinden biri daha yaşandı, bir Kadıköy’de bir de Bursa Atatürk’te. Hangi açıdan bakmak isterseniz bakın, unutulmaz, tarihi bir noktaya denk gelirsiniz. Tarih tekerrürden ibarettir derlerdi de bu kadar tekerrürü beklemezdim. 14 Mayıs 2006, dört sene sonra tekerrür etti! Yeni tarih 16 Mayıs 2010. O gün Denizlispor’un küme düşmemek için ihtiyacı olan galibiyet, tarihin yazılışına büyük etkendi. Bugün ise tekerrür etmesinin çok daha zor olduğu bir durumda, hem Kadıköy‘de hem de galibiyete muhtaç olmayan bir rakibe karşı dahi kazanamayan Fenerbahçe, en az bi 2006′daki kadar yaşıyor dramı, belki de daha fazlasını…
Son maçta kaçan galibiyet, Bursaspor‘a verilen şampiyonluk bir yana. Ama diğer tekerrür, çok daha ilginç… Bursa maçının 2-2 bittiğine dair yapılan anons, son saniyeleri geri pasla geçiren takım, başlayan şampiyonluk kutlamaları, sahaya giren binlercesi, atılan konfetiler, yakılan meşaleler. 40 yıl önce yaşanan olayı tebessümle hatırlarken, tekrarlanacağını düşünmezdik haliyle. Ama oldu, bu da oldu. Allah düşmanıma yaşatmasın denilecek durumlardan biri yaşandı Kadıköy‘de. Yaşanan bu dramdan sonra da çok çirkin hareketler başladı. Stadın yakılışı, takımların yaşadığı güçlükler, Bağdat Caddesi’nin aldığı hal. En kötüsü de bunların pek şaşırılacak durumlar olmaması…
İşin bir perdesi bu, diğerinde ise büyük bir zafer var. İplerin Fenerbahçe’nin elinde bulunduğu bir durumda Kadıköy’de yaşananlar hiç unutulmayacak, tarihi nitelikte olunca onların dramı konuşuluyor daha çok. Ama biz Trabzonspor‘un başarısını, Bursaspor‘un zaferini de unutmayalım, kutlamayı es geçmeyelim. Gündemi ikili takip etmek gerek, her iki pencereden de bakmak gerek. Bursaspor hem kendi tarihinin hem de Türk futbol tarihinin en önemli gecesini yaşadı. İnanılmaz bir şampiyonluğa imza attılar. 2006′yı yaşayan biri olarak, 2010′daki durumları biliyorum ama bu kez de ilk şampiyonluğun nasıl karşılandığını kestirmem mümkün değil. Pek tarif edilebilecek durumlar değil kısacası, hele hele sıcağı sıcağına yapılmaya uğraşılırsa. Ee bu, uç noktalarda sevinç, uç noktalarda hüzünün yaşandığı ortamda da futbol adına teknik yorumlar yapmak zor. Daha çok hüznü ve sevinci yaşayanlardan maçın hikayesini dinlemek gerek. Bugün onların konuşması gerek. Fenerbahçeliler ve Bursasporlular anlatabilir, onlar konuşabilir bugünü, daha çok…
Benim futbol adına konuşmam gerekiyorsa ise şu kadarını ekleyebilirim sadece. Maçın 1-1 bitmesi hakikaten büyük mucize! Fenerbahçe büyük baskıyla başladı, sonucu da aldı. Aldı ama az bile aldı. Kaçan öylesine pozisyonlardan sonra Burak‘ın attığı ilginç gol, futbol ilahlarıyla açıklanabilir ancak. Nasıl geçtiğimiz haftalarda kaleci hataları olduysa lehte, dün de acayip işler oldu aleyhte. Olmayınca olmuyor diye bir şey var. Yalnız 1-1′den sonra yaşanan ortam ilginç. Bir anda demoralize olundu, hem saha içinde hem tribünde. Henüz o dakikada yapılacak iş değildi, hele hele beraberliğin olduğu dakikada. Bursa‘dan gelen haberler daha da stres yükledi Kadıköy’e. Son saniyeye kadar süren baskı, titreyen ayaklar ile gelince, atılamadı o gol, gelemedi bir türlü. Ne sakinlikle gelen bir güzel atak izlenebildi ne de akıllıca yapılan bir son vuruş. Hal böyle olunca kazanamadı Fenerbahçe, Bursasporluların yüzünü güldürdü…
Ne kadar komplo teorisi varsa, ne kadar klişe laflar varsa gömüldü tarihin derinliklerine, yine ve yine! Ama o teorisyenler yok olmadığı sürece, onlara tamah edilmediği sürece bitmez bu teoriler. Birçoğu yok oldu düne kadar, dün de bi bu kadarı kayboldu. Ama yarın yine başlar, umarım gün geçtikçe daha az inanan çıkar. Yıllar sonra dört büyük diye tabir edilen takımlar dışından biri aldı şampiyonluğu. Zor bir süreçti, ellerindeki ipleri devretmişlerdi. Tarihi olaylar olmasa 2.likle yetinmek zorunda kalacaklardı muhtemelen. Ama önce tarih tekerrür etti, sonra yeni bir tarih yazıldı, Bursaspor şampiyon oldu. Canı gönülden tebrikler Bursaspor‘a. “Onur”lu mücadelesiyle Fenerbahçe’ye çelmeyi takan Trabzonspor‘a da tebrikler. İki haftada ikinci dramı yaşattılar, 96′nın rövanşını feci aldılar.. Dört yılda bir tarihi dramlar yaşamanın ne olduğunu da bilemiyorum, empati de yapamıyorum açıkcası. Ama şu açık ki, önümüzdeki günler her açıdan çok şeye gebe…
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Muharrem Belge 10 May 2010 | Yorumsuz!
Hem kupadaki hem ligdeki final maçlarına çıktığı haftadan, ikisini birden kaybederek ayrılmak büyük dram olurdu Fenerbahçe adına. Kupadaki mağlubiyetten sonra, ligdeki finali kaybetmedi ve avantajı koruyarak son haftaya taşıdı. Ankaragücü deplasmanında alınan 3-0‘lık mağlubiyetin önemi büyük…
Ankara deplasmanında alınabilecek aksi bir sonuç için, Ankaragücü‘nün kapasitesini çokca aşması, Fenerbahçe‘nin ise olduğundan da kötü, duran toplarda dahi gol bulamayacak vaziyette olması gerekirdi. İkisi de olmayınca, sonuç da aksi olmadı. Ankaragücü hakikaten kötü bir takım. Tam anlamıyla hiçbir şey yapamamış olmaları, ufak bir etkinlik dahi sağlayamamaları, bomboş bir maç geçirmeleri pek de şaşırtıcı değil. Böylesine kötü bir takıma karşı dahi son haftalardaki oyununu bozmayan, daha çok savunmayı düşünen Fenerbahçe‘nin bu yaptığı ise bir o kadar ilginç. Böylesine bir kötü takım ve kapasitesinin altında oynayan bir takımın karşılaşması da futbol adına tatsız tutsuzdu. Özellikle ikinci golden sonra oynanan koca bir yarı çok anlamsızdı. Maç o dakikada bitmişti zati, gerisi prosedürün uygulanmasından ibaretti.
Yalnızca duran toplarda etkinlik sağladı yine Fenerbahçe. Hani şampiyon takım hüviyeti olarak tanımladığım, son dakika golleri, duran toplar, beklenmedik goller, basit hatalardı yine onları güldüren. Mehmet Topuz buluştu golle, ilk defa. İlk gol ama altın gol değerinde. Keza Christian‘ın çok uzaklardan attığı gol, alışılmış bir durum değil. En önemlisi de Guiza gol attı yahu! Tabii bu gollerin gelişinde Ankaragüçlülerin de hataları var. Mehmet Topuz dışında herkese adam adama savunma yaparken, onun unutulması pahalıya patladı. Keza Guiza’nın golünde de kaleci Serkan’ın hatası büyük. Ama şampiyonluklar da böyle böyle geliyor işte.
Öyle ya da böyle, son haftaya büyük avantajla giriyor Fenerbahçe. Kötü oynadığını söylemem şampiyonluğu haketmemekle eşdeğer değil kesinlikle. La Liga‘da iyilerin iyisi kazanır, 98 puanlı ikinci var misal. Yine Serie A‘da, keza Premier League‘de iyilerin iyileri kazanıyor. Ama bizim burada, maalesef, kötülerin iyisi gülüyor. Pek istediğimiz düzeyde futbol izleyemiyoruz, olay bu. Haftaya Kadıköy’de alınacak Trabzonspor galibiyeti şampiyonluğu getirecek. Aksi sonuç işi Bursaspor-Beşiktaş maçının sonucuna bırakacak ki böyle bi durum büyük mucize olur…
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Muharrem Belge 5 May 2010 | Yorumsuz!

2000 Diyarbakır‘dan sonra 3 kez İzmir, 2 kez İstanbul, 2 kez Bursa, 1 kez Antalya ve 1 kez de Kayseri, Türkiye Kupası’na ev sahipliği yaptı. 2010′daki rotamız ise Urfa’yı, Şanlıurfa‘yı gösteriyordu. Yapımı hemen hemen yeni tamamlanan GAP Arena, 2010 Ziraat Türkiye Kupası’na güzel bir ev sahipliği yaptı. Tıpkı 2000′deki gibi gündüz oynanması da bence keyifliydi. Çok güzel geçen ortamda gülen takım ise Trabzonspor oldu…
Özellikle eleminasyon sisteminin yerini grup maçlarına bırakmasıyla ilginin azaldığından bahsetmek mümkün. Ama Fenerbahçe‘nin finali oynayan taraflardan biri olması Türkiye Kupası‘na olan ilgiyi ciddi bir oranda artırdı. Hemen herkesin gözü kulağı Urfa’da, 27 yıllık hasretin bitip bitmeyeceği sorusunun cevabındaydı. O 27 yıllık süreç içerisinde birçok engel çıktı Fenerbahçe’nin önüne. 82-83‘de kupayla sonuçlanan Mersin İdmanyurdu finalinden sonra 6 final mücadelesi gördüler. Bunlardan 3′ünde Beşiktaş‘a, 2’sinde Galatasaray‘a, 1′inde de Gençlerbirliği‘ne kaybettiler. Geri kalan yıllarda ise, hemen ilk turlar, çeyrek finaller ve yarı finaller elendikleri turlar oldu. O 27 yılın sonundaki rakip ise Trabzonspor’du…
Gelgelelim hasreti bitirme amacı olan Fenerbahçe değil Trabzonspor‘du sanki. Maç boyunca çok üstün bir oyun oynayarak, hakettikleri bir kupaya ulaştı Bordo-Mavililer. Koca bir ilk yarı tek kalede geçti. Yalnızca son bölgede etkinlik sağlayamadılar. Yakaladıkları tüm topları, özellikle Alanzinho ve Colman ile, yerden kısa paslarla ve hızlı bir şekilde karşı kaleye taşıdılar. Hızlı hücumlar maç boyu en büyük silahlarıydı zaten. Ama Umut Bulut da, namı değer Trabzonspor’un Guiza’sı, yine formundaydı misal! Onun haricinde de bol bencillik, bol bulunan pozisyonları bol bol harcamak derken gole bir türlü ulaşamadılar. Soyunma odalarına golsüz eşitlikle girildi ama ikinci yarı tam 4 gole sahne oldu. Maçı tamamen kendi sahasında kabul eden ve Trabzonspor’un ne yapacağını izlemekle yetinen Fenerbahçe, ender bulunan pozisyondan gülerek çıkmayı başardı Alex ile. Ama kısa sürede toparlanan ve baskıyı git gide artıran Trabzonspor, gole ve hatta gollere ulaşmayı başardı. Kaçan onca pozisyondan sonra duran topta geldi gol, o pozisyonların kahramanı Umut ile.
Maç bolca stres yüklü başlamış, Umut Bulut’un kaçırdığı ilk pozisyona kadar sakin geçmişti. Ondan sonrası malum, kaçan pozisyonlar. İkinci yarıda gelen gollerden sonra ise stres yükü arttı tekrardan. Tek bir hata koca bir maçı götüreceğinden, çok dikkatli olunması gereken dakikalar bekliyordu her iki takımı. İşte o önemli kilidi açmayı başaran takım yine, herşeye rağmen hücumu düşünen Trabzonspor oldu. Maçın yıldızı Engin Baytar çıktı sahneye, 80. dakikada. Bu gol kupayı getirmişti zaten, geri kalan dakikalar prestijdi adeta. 10 dakikalık süreç geri dönüş için yeterliydi halbuki. Ama maç boyunca etkisiz olan Fenerbahçe, koca 10 dakikayı da boş geçti. Boş geçmekle kalmadı, kalesinde bir gol daha gördü. 90+3′de Colman‘dan gelen gol, kolbastı havasına soktu binlerce Trabzonluyu.
48. Türkiye Kupası’nı kazanan Trabzonspor‘a ve tüm taraftarlarına tebrikler.. Hasret demişken Trabzonspor’un da 5 yıllık hasrete son verdiğini ekleyebiliriz belki. Bu kupa müzeye giden ise 8. kupa oldu. 14 kupayla en çok kazanan Galatasaray. Beşiktaş‘ın 8 kupası var. Trabzonspor sayıyı eşitledi. Hasreti 28 yıla çıkan Fenerbahçe’nin ise yalnızca 4 kupası bulunuyor. Ankaragücü, Göztepe, Altay, Gençlerbirliği ve Kocaelispor 2′şer kupası olan takımlar. Bursaspor, Eskişehirspor, Sakaryaspor ve Kayserispor’un ise 1′er kupası var…
Önceki Yazılar