2000 Diyarbakır‘dan sonra 3 kez İzmir, 2 kez İstanbul, 2 kez Bursa, 1 kez Antalya ve 1 kez de Kayseri, Türkiye Kupası’na ev sahipliği yaptı. 2010′daki rotamız ise Urfa’yı, Şanlıurfa‘yı gösteriyordu. Yapımı hemen hemen yeni tamamlanan GAP Arena, 2010 Ziraat Türkiye Kupası’na güzel bir ev sahipliği yaptı. Tıpkı 2000′deki gibi gündüz oynanması da bence keyifliydi. Çok güzel geçen ortamda gülen takım ise Trabzonspor oldu…
Özellikle eleminasyon sisteminin yerini grup maçlarına bırakmasıyla ilginin azaldığından bahsetmek mümkün. Ama Fenerbahçe‘nin finali oynayan taraflardan biri olması Türkiye Kupası‘na olan ilgiyi ciddi bir oranda artırdı. Hemen herkesin gözü kulağı Urfa’da, 27 yıllık hasretin bitip bitmeyeceği sorusunun cevabındaydı. O 27 yıllık süreç içerisinde birçok engel çıktı Fenerbahçe’nin önüne. 82-83‘de kupayla sonuçlanan Mersin İdmanyurdu finalinden sonra 6 final mücadelesi gördüler. Bunlardan 3′ünde Beşiktaş‘a, 2’sinde Galatasaray‘a, 1′inde de Gençlerbirliği‘ne kaybettiler. Geri kalan yıllarda ise, hemen ilk turlar, çeyrek finaller ve yarı finaller elendikleri turlar oldu. O 27 yılın sonundaki rakip ise Trabzonspor’du…
Gelgelelim hasreti bitirme amacı olan Fenerbahçe değil Trabzonspor‘du sanki. Maç boyunca çok üstün bir oyun oynayarak, hakettikleri bir kupaya ulaştı Bordo-Mavililer. Koca bir ilk yarı tek kalede geçti. Yalnızca son bölgede etkinlik sağlayamadılar. Yakaladıkları tüm topları, özellikle Alanzinho ve Colman ile, yerden kısa paslarla ve hızlı bir şekilde karşı kaleye taşıdılar. Hızlı hücumlar maç boyu en büyük silahlarıydı zaten. Ama Umut Bulut da, namı değer Trabzonspor’un Guiza’sı, yine formundaydı misal! Onun haricinde de bol bencillik, bol bulunan pozisyonları bol bol harcamak derken gole bir türlü ulaşamadılar. Soyunma odalarına golsüz eşitlikle girildi ama ikinci yarı tam 4 gole sahne oldu. Maçı tamamen kendi sahasında kabul eden ve Trabzonspor’un ne yapacağını izlemekle yetinen Fenerbahçe, ender bulunan pozisyondan gülerek çıkmayı başardı Alex ile. Ama kısa sürede toparlanan ve baskıyı git gide artıran Trabzonspor, gole ve hatta gollere ulaşmayı başardı. Kaçan onca pozisyondan sonra duran topta geldi gol, o pozisyonların kahramanı Umut ile.
Maç bolca stres yüklü başlamış, Umut Bulut’un kaçırdığı ilk pozisyona kadar sakin geçmişti. Ondan sonrası malum, kaçan pozisyonlar. İkinci yarıda gelen gollerden sonra ise stres yükü arttı tekrardan. Tek bir hata koca bir maçı götüreceğinden, çok dikkatli olunması gereken dakikalar bekliyordu her iki takımı. İşte o önemli kilidi açmayı başaran takım yine, herşeye rağmen hücumu düşünen Trabzonspor oldu. Maçın yıldızı Engin Baytar çıktı sahneye, 80. dakikada. Bu gol kupayı getirmişti zaten, geri kalan dakikalar prestijdi adeta. 10 dakikalık süreç geri dönüş için yeterliydi halbuki. Ama maç boyunca etkisiz olan Fenerbahçe, koca 10 dakikayı da boş geçti. Boş geçmekle kalmadı, kalesinde bir gol daha gördü. 90+3′de Colman‘dan gelen gol, kolbastı havasına soktu binlerce Trabzonluyu.
48. Türkiye Kupası’nı kazanan Trabzonspor‘a ve tüm taraftarlarına tebrikler.. Hasret demişken Trabzonspor’un da 5 yıllık hasrete son verdiğini ekleyebiliriz belki. Bu kupa müzeye giden ise 8. kupa oldu. 14 kupayla en çok kazanan Galatasaray. Beşiktaş‘ın 8 kupası var. Trabzonspor sayıyı eşitledi. Hasreti 28 yıla çıkan Fenerbahçe’nin ise yalnızca 4 kupası bulunuyor. Ankaragücü, Göztepe, Altay, Gençlerbirliği ve Kocaelispor 2′şer kupası olan takımlar. Bursaspor, Eskişehirspor, Sakaryaspor ve Kayserispor’un ise 1′er kupası var…
Aynı anda üç maç birden takip etme uğraşında olunca, artık önemli olan oyun değil skor klişesine takılıp kalıyorsun ister istemez. Neler olduğunu bilmeden skora bakıyorsun çünkü. İyi oynadılar ama kaybettilerin karşılığı kalmıyor misal ya da kötüydüler ama kazandıların. Üç farklı kanaldaki üç farklı maça baktığımızda, daha doğrusu bakmaya çalıştığımızda şunu söyleyebiliriz sadece. Kanallar farklı maçlar farklı ama vaziyetler aynı. Puan tablosundaki görüntü dün ne ise bugün de o… Ha zaten düne kadar da iyi oyun göremiyorduk ya neyse, o ayrı, bambaşka bir yazının konusu…
Bir o kanala bir bu kanala giderken kumanda eskitmeyi çokca yaşayan biri olarak bu kez en rahat maçtaydım ben. Sakin, rahat bir mücadeleydi Olimpiyat‘taki. Yine yakalanan ve kaçan çokca pozisyon vardı ki bu kez birinden faydalanmayı başardı Galatasaray, Milan Baros ile. İstanbul bşb ise kendinden beklendiği üzere kaçtı defans arkasına, çok kez hem de. Ama yeri geldi bayrağa, yeri geldi Aykut’a, yeri geldi kendi beceriksizliklerine takıldılar. Maçtan geriye kalan en önemli anlardan biri de Harry Kewell‘ın oyuna girişi oldu. Aylar sonra Galatasaray formasını geçirdi sırtına, çıktı sahaya. Oyuna girerken ise Baros’du seke seke kenara gelen isim. Umuyorum ki ciddi değildir sakatlığı, sevinç yanında buruklukla gelmez…
Ne zaman çevirsem kanalı Kadıköy‘e, golle karşılaştım. Önce Alex dört yıl sonra frikik golüyle buluştu, sonra Ivesa topu içeri aldı. Rakipler için çok sinir bozucudur ama ince farklarla gelen şampiyonlukların içinde, şans da vardır, istisnalar da, basit hatalar da. Son dakika golleriyle gülersin de şampiyon olursun misal. Ya da Bobo penaltı kaçırır, Murat Şahin boşa çıkar, Ivesa içeri alır. 4 yıldır olmayan şey olur, Alex frikik golü atar. Topun canı vardır çünkü, kimisini sever, kimisini sevmez. Bunlar olsa olsa şampiyonluğun gelişine katkı sağlar, komplo teorilerinin manası yok. Keza gördüğüm ve söylenenler kadarıyla iyi de oynamış Fenerbahçe, atarmış zati golünü şampiyonluğun bilinciyle kurulan Kadıköy baskısında…
Turgay‘ın golünü yakalayamadım ama Kayserisporlu futbolcuların itirazlarına denk geldim. Hemen ardından da Ivankov‘un penaltı golü. Kayserispor karşısında 2-0 kazanan Bursaspor, hem Fenerbahçe ile arasındaki farkı korudu hem de Şampiyonlar Ligi vizesi aldı. Maça Şampiyonlar Ligi müziğiyle girmişlerdi, en kötü ihtimal o yolda ön eleme oynama şansını elde ettiler. Bu aynı zamanda Galatasaray‘ın şansının bittiği anlamına geliyor tabii. Şimdi gözler Ankaragücü-Fenerbahçe maçında. Haftayı bay geçen Bursaspor, aklın yanında taraftar olarak da Ankara’da olacaktır. Bir kayıp Bursaspor’a, bir galibiyet Fenerbahçe’ye, artık son haftaya taşınması kesin olan şampiyonluk yolunda büyük avantaj sağlayacak…
En merakla beklenen haftalardan biri daha sona erdi ve avantaj bu kez Fenerbahçe‘nin eline geçti. Gündüz Kasımpaşa deplasmanında aldıkları galibiyetin anlamı, gece Sami Yen‘deki beraberlik neticesinde liderlik oldu. Şimdi iş onların yapacaklarına veya yapamayacaklarına bakıyor. Bursaspor elindeki avantajı kullanamadığından, Fenerbahçe’nin kalan üç haftada puan kaybetmesini kollayacak artık. Son üç haftada şampiyonluk el değiştirebilir ancak şu artık net bir hal aldı ki, yarışta iki takım kaldı. Aksi bir sonuç tarihin en büyük sürprizlerinden biri olur. Galatasaray ve Beşiktaş, önümüzdeki sezonki Avrupa Ligi defterini daha geç açmak için üçüncülüğü kollayacak, bundan sonra. Bu yarışta da ipler Galatasaray’ın elinde…
Pazar günü Kasımpaşa‘da açıldı. Her iki takım da maça sakin, durgun ve etkisiz başladı. Daha çok rakibi kollama, süzme diye söz edilen bir durum vardır ya hani o misal. Koca bir ilk yarı öğle uykusu şeklinde geçti. Fenerbahçe biraz daha topa sahip olan ve defansın arkasına atılan toplarla etkili olmaya çalışan bir görüntü çizdi. Kasımpaşa ise yakaladığı imkanları ayağa paslarla hızlı kontrataklara çevirme amacında. Kısır geçen ilk yarının ardından, ikinci yarı ise bol pozisyona sahne oldu.
İlk etapta Kasımpaşa da devreye girme çabasındaydı ancak olay daha çok Fenerbahçe‘nin kontrolündeydi. Kasımpaşa’nın defansında verdiği açıkları yakınen biliyoruz, her ne kadar bu durum açık futbol oynadıklarından dolayı övgü malzemesi olarak kullanılsa da. Misal, Galatasaray‘ın deplasmanda 3, Sami Yen’de 4 gol attığı bir takım olduklarından pek övülesi bir durum yok bence. Yine Fenerbahçe‘nin de Kasımpaşa kalesinde kurduğu baskı, yarattığı pozisyonlar fazlacaydı. Ancak bu yaratılan pozisyonların kaçırılması işin en inanılmaz tarafı. Kaçan net pozisyonların karşılığı kaybedilen bir şampiyonluk olabilirdi, eğer Murat Şahin‘in büyük hatası gelmese…
Yaratılan suni ve bir o kadar da ahlaksız söylemlerden oluşan gündemin, boş bir yaftalama olduğu ise akşam saatlerinde ortaya çıktı. Haftanın, hatta sezonun en kaliteli maçlarından biriydi, golsüzlüğe rağmen üstelik. Özellikle ikinci yarıda Galatasaray özelinde olmak üzere, her iki kalede onca net pozisyonlar harcandı ki, maçın golsüz bitmesi büyük mucize. İnanılmaz bir maçtı hakikaten. 0-0 sona ermesi anlaşılabilir veyahut anlatılabilir bir durum değil. Net olan tek durum ise bu durumun her iki takıma da yaramadığı. Beraberliğin anlamı kayıptı, bir nevi mağlubiyetti hem Galatasaray hem Bursaspor adına. O sebeple daha çok iki mağlup çıktığını söylemek gerekir bu süper maçtan. Haliyle tamamen Fenerbahçe’ye yaradığını. Galibiyet dışındaki sonuçlar ilk ikiye havlu atmak anlamındaydı Galatasaray için, nitekim öyle oldu. Galibiyet dışındaki iki sonuç da aynı derecede avantajı Fenerbahçe’ye teslim etmekti Bursaspor adına, nitekim öyle oldu. İlk dördün aynı kalacağı tahmini olabilecek en basit tahmin. Bir değişiklik olur mu olmaz mı, onun takibi olacak bu kalan üç haftada…
Ligin bitimine 4 hafta kalaşampiyonluk yarışı da son derece çekişmeli bir hâl almış durumda. Fenerbahçe’nin Beşiktaş derbisini kayıpsız atlatması, pazar günkü Galatasaray-Bursaspor maçını biraz daha değerli bir duruma getirdi şüphesiz. Bu zorlu dönemeç öncesi Bursaspor burun farkıyla önde olsa da Fenerbahçe emin adımlarla takibini sürdürüyor. Şu an bu iki takım arasında puan farkı 1 gibi görünse de Bursaspor’un 33. haftadaki Ankaraspor maçından gelecek garanti bir 3 puanı daha cepte. Ancak bu durum yine de Bursaspor’a puan kaybetme lüksü tanımıyor. Fenerbahçe’nin tüm maçlarını kazanmasını durumunda ciddi şekilde şampiyonluk şansı var ama garantisi yok. Tam tersi Bursaspor ise şu anda ipleri kendi elinde tutan taraf. Sahaya çıkıp, kazanması gereken Galatasaray, Kayserispor ve Beşiktaş maçlarını 3′er puanla kapatması durumunda tarihinde ilk kez lig şampiyonluğu yaşayacak Bursa halkı. Yani Bursaspor şimdilik burun farkıyla önde götürüyor yarışı ama daha adımlık bir fark yaratabilmiş değil diğer takımlarla arasında. O nedenle bu hafta alınacak sonuçlar, o adımı atmaları konusunda çok önemli. Sonuçlara göre bu adımı atacak taraf Fenerbahçe de olabilir pek tabi. Ancak sonuçlar ne olursa olsun, matematiksel olarak şampiyonun bu hafta belli olmayacağını söyleyebiliriz. Şampiyonluk yarışında çok çok düşük olsa da Beşiktaş dahil toplam 4 takımında şansı olduğu için klasik “Şampiyon Kim Olur ?” sorusu yerine şampiyonun kaçıncı haftada belli olacağını soruyoruz biz de.
Evet, kalan maçlara bakarak sizce Şampiyon Kaçıncı Hafta Belli Olur ???
Oylarınızı sol taraftaki “Anket” bölümümüzden kullanabilirsin…
Tarih: 21 Nisan 2001 Yer: Şükrü Saraçoğlu Stadyumu / İstanbul
Tarihte bugün, 21 Nisan 2001. Süper Lig’in 29. hafta mücadelesinde Gaziantepspor ile karşılacak olan Fenerbahçe, oynadığı son 3 maçta da galibiyet görememişti. Bunlardan ikisi lig maçı olurken, biri de Türkiye Kupası finaliydi. Normal süresi 2-2′lik beraberlikle biten maçı Gençlerbirliği, penaltı atışları sonunda 4-1 kazanmış ve tarihinde 2. kere bu kupanın sahibi olmuştu. Fenerbahçe’nin ise 18 yıldır süren Türkiye Kupası hasreti 19 yıla çıkacaktı.
29.hafta maçları öncesi Galatasaray ve Fenerbahçe 61′er puanla liderliği paylaşıyor, Anadolu’nun flaş ekibi Gaziantepspor ise 58 puanla bu iki devi yakından takip ediyordu. Son 4 senedir şampiyonluk göremeyen ve Galatasaray’ın başarıları altında ezilen Fenerbahçe, Türkiye Kupası’nın da gitmesiyle birlikte tüm konsantresini lige vermişti artık. Aynı şekilde Galatasaray da hafta içi oynadığı Şampiyonlar Ligi çeyrek final maçında 3-2′nin rövanşında Real Madrid’e deplasmanda 3-0 yenilmiş ve elde kalan tek hedef lige yönelmişti.
Bitime 6 hafta kala müthiş bir çekişmeye sahne olan ligde 29. haftada Galatasaray, Çaykur Rize deplasmanına giderken, Fenerbahçe Kadıköy’de Gaziantepspor ile ligin kırılma maçlarından birine çıkıyordu. Bir önceki hafta Beşiktaş ve Fenerbahçe basketbol takımları arasında oynanan maçta olay çıkardıkları tespit edilen bazı taraftarlar polis tarafından gözaltına alındığı için bu önemli maç öncesi Kadıköy’de alışılmış atmosfer yoktu. Hatta protesto amacıyla tribünler ilk 30 dakikayı çıt çıkarmadan izlemeyi tercih etmişlerdi. Tüm bu şartlar Sakıp Özberk yönetimindeki Ömer Çatkıç’lı, Hasan Özer’li ve Fatih Tekke’li Gaziantepspor’un işine gelmiş ve 43 dakikada Fenerbahçe’ye kendi sahasında 3 gol atmışlardı.
Devre arasında silkinip, kendine gelen taraftar tarihinin en unutulmaz maçlarından birinde takımları için pistol vazifesi görmek için hazırdı. İkinci yarı için takımı erkenden sahaya çıkaran Mustafa Denizli, sahanın ortasında taktikler veriyor, ardından taraftar “Bizler inandık, siz de inanın” diye takımı motive ediyordu. Devre arasında oyundan alınan Baliç’in staddan çıkıp Samandıra’ya gitmesi ilerleyen günlerde belki bir gündem oluşturacaktı ama asıl gündem onun yerine oyuna giren Rapaiç’in sahada yaptıkları olacaktı. Taraftarla birlikte uyanan Fenerbahçe, ikinci yarının tamamında belki de o zamanda kadarki en iyi futbolunu oynuyor, taraftarın içindeki arzuyu sahada mücadeleye çeviriyordu. Bu azim ve mücadele rakibi de hataya zorluyor ve ilk yarıdaki 3 avans, sadece 80. dakikaya kadar idare edebiliyordu Gaziantep’i. 80. dakikada Milan Rapaiç bir kere daha sahneye çıkıyor ve Fenerbahçe’ye 3-0′lık mağlubiyetten 4-3′lük galibiyeti getiren golü atıyordu.
İşte Melih Gümüşbıçak’ın unutulmaz anlatımıyla, ilerde torunlarınıza anlatabileceğiniz o maç;
Unutulmaz Anlatımlar Serisi‘nin diğer yazıları için tıklayınız…
Fenerbahçe o sezon Kadıköy’de oynadığı bütün maçlarını kazanarak 17′de 17 yaptı ve ligin sonunda Galatasaray’ın 3 puan önünde 76 puanla, 14. kez şampiyonluğa ulaştı. Mustafa Denizli’nin önderliğinde Galatasaray’ın 4 senelik hanedanlığına son veren Fenerbahçe, bu şampiyonluğu “Efsane Geri Döndü” sloganıyla kutladı ama sonu şampiyonluğa giden asıl geri dönüş Gaziantepspor maçının devre arasından sonra gerçekleşmişti. 1989 yılında Federasyon Kupası’nda Mustafa Denizli’nin çalıştırdığı Galatasaray karşısında da benzer şekilde 3-0′dan 4-3 kazanan Fenerbahçe, birkez daha aynı şeyi gerçekleştirdi ve 21 Nisan’ı tarihinin unutulmazları arasına soktu.
Haftalardır süregelen düğümün her geçen hafta daha da karmaşık bir hal alması bizleri bir hayli şaşırttı, bu son süreçte. Alışığız aslında her hafta ilan edilen şampiyonluklara, hem de farklı farklı takımlar adına. Ama biz daha çok günü konuşmayı tercih ederek ilerisi için çok kesin fikirler beyan etmedik. Şampi demedik mesela, avantaj dedik! Elde edilen veya kaybolan avantajlardan bahsettik. Nitekim şampiyonluk ipleri bir o elde bir bu elde olunca, haliyle biz de buna uygun olarak her geçen gün el değiştiren ipten söz ettik. Detayına gireriz de, öyle ya da böyle düğümün çözüleceği, ipin sahibini bulacağı son viraja girmiş bulunuyoruz. Sakin bir giriş yaptığıma bakmayın ayrıca, sinirler bir hayli gergin. Salt bugünü konuşmak şu gergin ortamda pek de mümkün değil. Hani insan bu konuştuklarımızın hepsi boş, olay başka şeylere bakıyor diyerek sinirlerini boşaltmak istiyor. Ama ben şu an için, evet şimdilik, sukunetimi koruyarak, elimde olmadan son yazımdan bu yana geçen vakit için özür dilemek ve genel bir toparlama yapmak istiyorum…
Önce Bursaspor… Son bahsettiğimiz durumdan bu yana pek değişen bir şey yok Bursaspor için. Diğer takımlara nazaran daha istikrarlılar, iyi veya kötü anlamda. Son virajda en büyük rakipleri olarak baskıyı ön plana çıkarmıştık. Baskıdan kastımız da çok geniş anlamdaydı. Kariyerlerinin aksine bu kez şampiyonluk için kazanma zorunluluğuydu onların sorunu. Virajın sonu demek tecrübe demekti çünkü. Nitekim süreç zorlu bir şekilde geçmeye devam ediyor. Bursa’daki maçlar her şeye rağmen bir şekilde atlatıldı, atlatılıyor da. Hani biraz da topun sevmesi durumu vardır ya, hani bir şekilde ağlarla buluşur ya o meşin yuvarlak, öyle işte! Çok iyi geçmeyen ama kazanılan Manisa ve Denizli maçları malum. Keza İstanbul bşb mağlubiyetinden sonra alınan Antalya galibiyeti. Bu haftaki Gaziantepspor galibiyeti de aynı şekilde, belki biraz daha rahat geldiği söylenebilir. Ama o iki maç arasındaki G.Birliği beraberliği sıkıntı mesela! Pek tahammülü olmayan maçlar çünkü bunlar. Rakiplerin de kayıp yaşıyor olması biraz olsun teselli oldu onlar için. Ama şu son geldiğimiz noktada, hemen bir adım gerilerinde Fenerbahçe’nin olması, özellikle Galatasaray maçı düşünüldüğünde şampiyonluk şansının zirvelerde gezmediğini gösteriyor. İpler Bursaspor’un elinde ama o ipleri elde tutmak pek kolay değil. Tahminlerden kaçınmak gerek yine de, göreceğiz diyelim…
Haftalarca süren hatta aylara uzanan galibiyet hasreti, oynanan çok kötü futbol ya da iyi olsa da sonuca etki etmeyen oyun neticesinde çok sıkıntılı günler geçiriyordu Fenerbahçe. Samandıra’nın içini bilemem ama saha içindeki sıkıntı kadar takım içinde de kazanın kaynadığı kamuoyuna yansıyordu. Ancak artık alışılagelmiş bir şekilde, özellikle derbi galibiyetleriyle tüm o eski defterleri yırtıp çöpe attılar! Fener gol gol gol şampiyonluk gidiyor tezahüratı, ki hakikaten de ilk havlu atan takım olmak üzereydiler, birdenbire Fener gol gol gol şampiyonluk geliyor‘a döndü! Ligin en ilginç senaryolarından biriydi. Geri dönüşün en büyük kilidi de Sami Yen‘deki 1-0′lık galibiyet tabii. Ama Sami Yen’deki galibiyet de dahil olmak üzere, skor anlamındaki geri dönüş kadar oyun anlamındaki dönüşten bahsetmek zor. Tezahüratın en kilit kelimesi değişti ama oyun pek değişmedi. Çok ama çok kötü iki takımın mücadelesinin kazananını Kadıköy’den vurulan Mecidiyeköy’de gol olan bir şut belirledi mesela. Keza bugünkü senaryo da pek farklı değildi, oyun anlamında yine kötü bir tablo vardı…
Gelelim o sıcak maça… Maça hızlı başlayan Fenerbahçe perdeyi erken açmanın avantajıyla iyi başladı oyuna ama devamı gelmedi. Alex‘in golü ve elde edilen 1-0′lık skor Beşiktaş‘ın da planlarını alt üst etti haliyle. Ama ne plandı Denizli‘ninki de! İlk yarıda o kadar belirgin bir şekilde değildi ama ikinci yarının hemen tamamında dengeyi sağlayan bir Beşiktaş vardı sahada. Topu kontrol etmek, gezdirmek, oynamaya çalışmak, güzel şeylerdi bunlar onlar adına. Ama sekiz savunma oyuncusuyla anca çalışırsın, yapamazsın. Bu kadro tercihi ile gol bulmak, böylesine etkisiz ve kötü oynayan bir Fenerbahçe‘ye karşı dahi mucizeden öte bir durumdu ki yakalanan penaltı mucizelerin yaşanabilirliğine işarettir en fazla. Ve penaltıyı kaçıran Bobo, yalnızca kendi takımının değil üç takımın birden kaderini çizen ender birkaç isimden biri olmuştur herhalde. Herhalde diyorum, bir kaçan penaltıyla üç takımın birden başını yakan başka bir isim var mıdır bilemiyorum çünkü… Yok, yok, maç bununla sınırlı değildi, maalesef! En azından çabaladım ben, yalnızca oyunu konuşmaya, ama hayır! Bu sözler, yalnızca oyundan bahsetme isteği fazlasıyla iyimser kaldı. Öylesine rezalet bir yönetim gösterdi ki Göçek efendi! Ne söylesek boştur. Bir hakem bir kez daha bir maçın önüne geçmeyi başardı, sağolsun! O hakemi atayan merkez hakem kuruluna da selamlarımızı iletelim buradan. Bilica ile ilgili ise şöyle tam yerine rast gelecek bir söz bulamıyorum. Ne söylersem ağır kaçacak galiba. O da sizlerin takdirine kalsın…
Ve Galatasaray ile Beşiktaş… Şampiyonluk yarışındaki avantajlarını tüketen, artık mucizenin peşinden koşan iki takım. Biri çok daha büyük mucize peşinde tabii. Galatasaray tıpkı geçen sezonda olduğu gibi, iyi başladığı sezonun finalini getirmeyi başaramadı. Her maçın ayrı senaryosu vardı tabiiki, teker teker bahsetmeye gerek yok. Ama genel olarak hangi final mücadelesine çıktıysa kaybetti. Son ihtimalin peşinden koşarken aldığı derbi mağlubiyetiyle işini ellere bıraktı. Ama şu gün baktığımızda derbi mağlubiyetinin bir son olmadığını da görmekteyiz. Bu sebepten Sivas deplasmanında alınan beraberlik de en az derbi mağlubiyeti kadar acıdır. İhtimallerin sona ermediği anda edilen pes neticesinde tribünlerin gösterdiği protestolar çok daha derin bir konu tabii. Şimdi Bursaspor ile oynayacakları çok kritik bir mücadele var önlerinde. Kalan dört haftada iki rakibin puan değil puanlar kaybetmesini bekleyecekler… Beşiktaş ise Galatasaray ve Kayseri maçlarından 4 puan çıkararak iddiasını ortaya koymuştu. Ama sonrasında oynadığı kötü futbol ve ardı ardına gelen puan kayıplarıyla havlu atma durumuna geldiler. Kasımpaşa, Ankaragücü, Trabzonspor maçlarında yaşanan kayıplar Fenerbahçe derbisini son şans niteliğinde gösteriyordu. Ama onu da ‘öyle ya böyle’ geçemeyerek şanslarını inanılmaz zora soktular…
Başta dediğim gibi, sıcak gündemden ziyade bir toparlama yapmaktır bu yazının amacı… Fenerbahçe-Beşiktaş derbisinde yaşananlar daha çok söz konusu edilecektir çeşitli ortamlarda. Ben istemeden verdiğim ara nedeniyle bir kez daha özür dileyerek, bu arada neler olduğuna değinmek istedim kısaca. Ve belki son olarak, bu ip öyle kaygan ki, ne zaman kimin elinde kalacağı belli olmaz diye bir mesaj verebilirim…
Ligde artık en kritik dönemece girildi. Derbi öncesi dün Bursaspor’un İstanbul Büyükşehir Belediye deplasmanında 3 puan bırakmasıyla puan tablosundaki son görünüm daha da heyecan verici oldu.
1-) Bursaspor – 58 puan
2-) Galatasaray – 53 puan
3-) Fenerbahçe – 52 puan
4-) Beşiktaş – 52 puan
Bursaspor’un yenilmesine sevindim diyemem ama bu hafta puan kaybetmeleri bence hem derbinin hem de kendilerinin hayrına oldu. Final niteliğinde son 6 maç öncesi Bursaspor’un puan kaybetmesinin hayrı şu nedenden kaynaklanıyor. Eğer bu haftayı 3 puanla kapatsalardı, derbiden gelecek her türlü sonuca rağmen büyük bir rehavete kapılacaklar, henüz bitmeden bitti diyeceklerdi. Bu durumun bir anadolu kulübü olmasıyla da alakası yok. Şu tabloda Bursaspor’un yerine hangi takımı ilk sıraya koyup, yanına 61 puan yazsanız aynı durum o takımda da görülür. Bu nedenle Bursaspor’un daha hiç birşeyin bitmediğini, yarışın halen devam ettiğini anlaması ve tekrar toparlaması için bu puan kaybının olması gerekiyordu. Tabi burada bir de şampiyonluk baskısı var. Bu durumdan en az zararla çıkmaları gerekiyordu ama olmadı. Dün aldıkları yenilgiyle şampiyonluk mücadelesinde geçici bir süreyle ipleri Galatasaray’ın eline verdiler. Bursaspor dün kaybetmeyip berabere kalsaydı eğer, Galatasaray derbi dahil kalan 8 maçının tamamını kazansa bile şampiyon olamayabilirdi. Ancak dünkü mağlubiyetten sonra artık Galatasaray, 8′de 8 yapması durumunda rakiplerinin alacağı sonuçları önemsenmeksizin şampiyon olacak. Şimdi önümüzde Galatasaray-Fenerbahçe, Fenerbahçe-Beşiktaş, Galatasaray-Bursaspor ve Bursaspor-Beşiktaş gibi 4 tane kilit maç var. Yani ilk 4 sıradaki her takım, şampiyonluk treninini kaçırmamak için 2 kritik kırılma maçı oynayacak kalan haftalarda. Ve bu 4 büyük maçtan en belirleyicisi olmasa da isim olarak en büyüğü yarın Ali Sami Yen’de oynanacak.
Sahadakiler kısmına geçmeden önce maç öncesi atmosfere bakmak lâzım. Bildiğiniz gibi Galatasaray’da bugün başkanlık seçimi var. Şu ana kadar basının yansıttığı bilgiler doğrultusunda büyük bir süpriz olmazsa Galatasaray, yoluna Adnan Polat’ın başkanlığında devam edecek. Seçim sonundaki oy oranları başkanı ve yönetim kurulunu belirlemekle beraber bir yandan da mevcut yönetime karşı olan güvenin de göstergesi olacak. Ancak sene başında yapılan hamleleri düşünürsek, listesinde 8 kişilik bir kan değişimine giden Adnan Polat’ın başladığı icraatleri olumlu/olumsuz sonuçlandırması için tekrar seçilmesi akla en yatkını. Seçim nedeniyle de Galatasaray’da heyecan ve coşku bugünden başlayacaktır.
Fenerbahçe’de ise 21 gün hak mahrumiyeti cezası alan Aziz Yıldırım’ın dün yaptığı basın toplantısıyla yükselen bir tansiyon var. Tabi bu çıkış derbiye değil federasyona yönelikti. Derbi hususunda Manisaspor maçında Özhan Canaydın’ın vefatı münasebetiyle başlayan bir fair-play söylemi mevcut Fenerbahçe’de. Yalnız bu dostluk, kardeşlik nâmelerinin hep Ali Sami Yen’deki maçlar öncesine denk gelmesi dikkat çekici doğrusu. Karşı olduğum için değil ama bu ortamın sadece belli dönemlerde değil her zaman olması gerektiği için söylüyorum bunu. Neyse, genel hatlarıyla maç öncesi atmosfer bu şekilde.
Şimdi tüm kelimeleri kıfayetsiz kılacak, tüm hayalleri yer ile yeksan edeceklere, işin sahadakiler kısmına geçelim. Öncelik ev sahibinin. Takımların kadroları, oynanacak oyun için bir öndeyi geliştirmemiz açısından önemli. Ancak sakatlıklardan ve taktik gereği de olabilir tabi, bir belirsizlik havası hakim. Galatasaray için herşeyden önemlisi bu maçta Arda’nın oynayıp, oynamayacağı. Arda’sız bir Galatasaray’ın ilerde top tutmada yaşadığı sıkıntıyı en son geçen hafta Trabzon’da gördük. Arda’nın dünkü antrenmanın bir bölümünde takımla birlikte çalıştığı bilgisi var resmi sitede. Şahsen ben Arda’nın böylesi bir derbiyi kaçıracağını zannetmiyorum. Onun dışında Rijkaard’ın defanstaki Emre Güngör-Servet tercihi de merak konusu. Defansın solunda Caner’in yerine tekrar Hakan Balta’yı görmeyi umut ediyorum. Orta saha ve ilerideki isimler az çok belli gibi; Mustafa Sarp, Elano, Keita ve Dos Santos. Forvet konusunda da Jo-Baros ikilemi var ama bu mevki için tercihin, son 2 maçta oyuna sonradan girerek toplamda 50 dakikadan fazla süre alan Baros olacağını düşünüyorum. Hatta ilk defa Elano-Arda-Keita-Dos Santos ve Baros’u aynı anda sahada görebiliriz, en azından temmennimiz o yönde. Arda’nın oynamaması, bu şablonu tamamen bozar ama benim tahmini kadrom şöyle;
Öncelikle, aldığı son sonuçlar itibariyle Galatasaray için yapılan “içerde aslan, dışarda kedi” yakıştırmalarına katılmadığımı belirtiyim. İstisna maçları olmakla birlikte Galatasaray’ın deplasmanlarda oynaması gerektiği gibi oynadığını düşünüyorum. Sıkıntı yaşadığı maçlar ise tam aksine iç saha maçları. Aklıma ilk gelen örnekler; Manisa, Eskişehir ve İstanbul Belediye maçları. Galatasaray bu 3 maçta tam 6 puan bıraktı Sami Yen’de. Bunların üzerine skor olarak olmasa da oynanan oyun olarak bir de Gençlerbirliği ve Gaziantepspor maçlarını ekleyelim. Hükmen tescil edilen Ankaraspor maçını saymazsak, Galatasaray’ın içerde oynadığı 12 maçtan 5′i bunlar. Bu 5 maçın hepsinde oynanan oyun aynı. Maçın başında coşkulu bir hücum futbolu ve bol pozisyon, ardından araya sıkıştırılabilirse 1 gol ve golden sonra saldım çayıra Mevla’m kayıra… Galatasaray’ın bu futbolu, tribünlere rahat maç izlettirmese de Antep ve Gençler’e karşı skor anlamında başarılı olurken diğer 3 maçta çok kritik puanları öğüttü. Gelmek istediğim nokta şu ki, yarında buna benzer bir tablo görebiliriz. Galatasaray’ın yarın en az 1 gol atacağını tamin ediyorum. Ancak sorun şu ki atılacak 1 gol, Galatasaray’ın derbiyi kazanmasına yeter mi? Bence ı-ıhh…
Ve Fenerbahçe. Sarı Lacivertlilerde de bir kadro belirsizliği mevcut. Galatasaray’da Arda’ya yüklediğimiz kilit rol, Fenerbahçe cephesinde ise Emre Belözoğlu’nda. Onun oynayıp oynamaması Fenerbahçe adına çok önemli. Aslında fenerbahce.org’da yer alan bilgiler ışığında Sarı Lacivertlilerin orta sahasında önemli bir sıkıntı bekliyor Daum’u. Deniz, Selçuk, Emre ve Cristian dünkü idmanda takımla birlikte çalışmamış. Tüm bunların bir strateji olabileceğini tekrar hatırlatırken, en kötü ihtimalle bu 4 isimden birinin yarın ilk 11′de olacağını düşünüyorum ben. Ama eğer öyle bir durum olmazsa Deivid, Mehmet Topuz, Özer ve Santos orta sahasını göreceğiz muhtemelen. Bir tahmini kadroda Fenerbahçe için verirsek;
Fenerbahçe’nin son 4 maçta 3 galibiyet, 1 beraberlik alması ve kalesinde hiç gol görmemesine rağmen oynadığı oyun yönüyle beğenildiğini söylemek güç. Ancak ikinci yarının ilk maçlarına kıyasla eski mücadeleci ruhun döndüğü aşikar. Bu mücadeleyi başlatan ön alanda baskı, onu en iyi yapan da Emre Belözoğlu. Fenerbahçe’nin maçlarındaki belirleyici nokta orta sahasının direnci. Ancak Emre’ye bu konuda yeterli destek gelmediği için Fenerbahçe’nin performansı da sadece ona endeksli oluyor. Skor değiştirme yeteneğiyle ona yardımcı olabilecek tek isim Alex. İlginçtir ki, Alex’in de Ali Sami Yen’de hiç golü yokmuş. Yine oynaması durumunda Selçuk ve Semih, Galatasaray maçlarına yönelik özel seçicilikleriyle skora etki edebilir.
Derbi öncesi maçın kazanından çok, kaybedenini merak ediyorum şahsen. Fenerbahçe ve Galatasaray cepheleri tek seçenek olarak galibiyeti düşürken, Beşiktaş ve Bursaspor tarafları da beraberlik için duacı olacaklar. Zaten her türlü sonuçta yarının kazananı, dolaylı yollarla Bursaspor ve Beşiktaş olacak. Ancak önemli olan derbiyi kazanamayıp şampiyonluk trenini kimin kaçıracağı. Bu sene öyle ikramlar oluyor ki bakarsınız ikisi birden el sallar trenin arkasından, kim bilir? Maç sonunda hakemi değil futbolu konuşacağımız, adının hakkını veren güzel bir derbi izlemek dileğiyle…