Organik Futbol Anasayfa »

Haftasonu Spor Ekranı (22-23-24 Mayıs)

Yazar: Ali İhsan Karakaş 22 Mayıs 2010 | Yorumsuz!

İşte bu hafta sonunun heyecan dolu spor ekranı;

22 Mayıs Cumartesi

17.00 Adanaspor-Karşıyaka => D Spor
18.00 Efes Pilsen-Fenerbahçe Ülker => Spormax – SKY Türk
19.30 Türkiye-Çek Cumhuriyeti (Hazırlık Maçı) => NTV Spor
21.45 Bayer Münih-Inter => Star TV – Rustavi 2 – Georgian Tv
03.30 Orlando Magic-Boston Celtics => NTV

23 Mayıs Pazar

19.00 Altay-Konyaspor => Futbol Smart
03.30 Los Angeles Lakers-Phoenix Suns => NTV Spor

24 Mayıs Pazartesi

22.00 İngiltere-Meksika (Hazırlık Maçı) => NTV Spor
23.50 Arjantin-Kanada (Tekrar) => NTV Spor

Organik Futbol Anasayfa »

Derbiye Doğru; Şampiyonluk Treni

Yazar: Ali İhsan Karakaş 27 Mart 2010 | Yorumsuz!

Ligde artık en kritik dönemece girildi. Derbi öncesi dün Bursaspor’un İstanbul Büyükşehir Belediye deplasmanında 3 puan bırakmasıyla puan tablosundaki son görünüm daha da heyecan verici oldu.

1-) Bursaspor – 58 puan
2-) Galatasaray – 53 puan
3-) Fenerbahçe – 52 puan
4-) Beşiktaş – 52 puan

Bursaspor’un yenilmesine sevindim diyemem ama bu hafta puan kaybetmeleri bence hem derbinin hem de kendilerinin hayrına oldu. Final niteliğinde son 6 maç öncesi Bursaspor’un puan kaybetmesinin hayrı şu nedenden kaynaklanıyor. Eğer bu haftayı 3 puanla kapatsalardı, derbiden gelecek her türlü sonuca rağmen büyük bir rehavete kapılacaklar, henüz bitmeden bitti diyeceklerdi. Bu durumun bir anadolu kulübü olmasıyla da alakası yok. Şu tabloda Bursaspor’un yerine hangi takımı ilk sıraya koyup, yanına 61 puan yazsanız aynı durum o takımda da görülür. Bu nedenle Bursaspor’un daha hiç birşeyin bitmediğini, yarışın halen devam ettiğini anlaması ve tekrar toparlaması için bu puan kaybının olması gerekiyordu. Tabi burada bir de şampiyonluk baskısı var. Bu durumdan en az zararla çıkmaları gerekiyordu ama olmadı. Dün aldıkları yenilgiyle şampiyonluk mücadelesinde geçici bir süreyle ipleri Galatasaray’ın eline verdiler. Bursaspor dün kaybetmeyip berabere kalsaydı eğer, Galatasaray derbi dahil kalan 8 maçının tamamını kazansa bile şampiyon olamayabilirdi. Ancak dünkü mağlubiyetten sonra artık Galatasaray, 8′de 8 yapması durumunda rakiplerinin alacağı sonuçları önemsenmeksizin şampiyon olacak. Şimdi önümüzde Galatasaray-Fenerbahçe, Fenerbahçe-Beşiktaş, Galatasaray-Bursaspor ve Bursaspor-Beşiktaş gibi 4 tane kilit maç var. Yani ilk 4 sıradaki her takım, şampiyonluk treninini kaçırmamak için 2 kritik kırılma maçı oynayacak kalan haftalarda. Ve bu 4 büyük maçtan en belirleyicisi olmasa da isim olarak en büyüğü yarın Ali Sami Yen’de oynanacak.

Sahadakiler kısmına geçmeden önce maç öncesi atmosfere bakmak lâzım. Bildiğiniz gibi Galatasaray’da bugün başkanlık seçimi var. Şu ana kadar basının yansıttığı bilgiler doğrultusunda büyük bir süpriz olmazsa Galatasaray, yoluna Adnan Polat’ın başkanlığında devam edecek. Seçim sonundaki oy oranları başkanı ve yönetim kurulunu belirlemekle beraber bir yandan da mevcut yönetime karşı olan güvenin de göstergesi olacak. Ancak sene başında yapılan hamleleri düşünürsek, listesinde 8 kişilik bir kan değişimine giden Adnan Polat’ın başladığı icraatleri olumlu/olumsuz sonuçlandırması için tekrar seçilmesi akla en yatkını. Seçim nedeniyle de Galatasaray’da heyecan ve coşku bugünden başlayacaktır.

Fenerbahçe’de ise 21 gün hak mahrumiyeti cezası alan Aziz Yıldırım’ın dün yaptığı basın toplantısıyla yükselen bir tansiyon var. Tabi bu çıkış derbiye değil federasyona yönelikti. Derbi hususunda Manisaspor maçında Özhan Canaydın’ın vefatı münasebetiyle başlayan bir fair-play söylemi mevcut Fenerbahçe’de. Yalnız bu dostluk, kardeşlik nâmelerinin hep Ali Sami Yen’deki maçlar öncesine denk gelmesi dikkat çekici doğrusu. Karşı olduğum için değil ama bu ortamın sadece belli dönemlerde değil her zaman olması gerektiği için söylüyorum bunu. Neyse, genel hatlarıyla maç öncesi atmosfer bu şekilde.

Şimdi tüm kelimeleri kıfayetsiz kılacak, tüm hayalleri yer ile yeksan edeceklere, işin sahadakiler kısmına geçelim. Öncelik ev sahibinin. Takımların kadroları, oynanacak oyun için bir öndeyi geliştirmemiz açısından önemli. Ancak sakatlıklardan ve taktik gereği de olabilir tabi, bir belirsizlik havası hakim. Galatasaray için herşeyden önemlisi bu maçta Arda’nın oynayıp, oynamayacağı. Arda’sız bir Galatasaray’ın ilerde top tutmada yaşadığı sıkıntıyı en son geçen hafta Trabzon’da gördük. Arda’nın dünkü antrenmanın bir bölümünde takımla birlikte çalıştığı bilgisi var resmi sitede. Şahsen ben Arda’nın böylesi bir derbiyi kaçıracağını zannetmiyorum. Onun dışında Rijkaard’ın defanstaki Emre Güngör-Servet tercihi de merak konusu. Defansın solunda Caner’in yerine tekrar Hakan Balta’yı görmeyi umut ediyorum. Orta saha ve ilerideki isimler az çok belli gibi; Mustafa Sarp, Elano, Keita ve Dos Santos. Forvet konusunda da Jo-Baros ikilemi var ama bu mevki için tercihin, son 2 maçta oyuna sonradan girerek toplamda 50 dakikadan fazla süre alan Baros olacağını düşünüyorum. Hatta ilk defa Elano-Arda-Keita-Dos Santos ve Baros’u aynı anda sahada görebiliriz, en azından temmennimiz o yönde. Arda’nın oynamaması, bu şablonu tamamen bozar ama benim tahmini kadrom şöyle;

————-Leo Franco—————-
Sabri—-Neill—-E.Güngör—-H.Balta
————-Sarp——Elano———–
Keita————-Arda———–Santos
——————–Baros—————-

Öncelikle, aldığı son sonuçlar itibariyle Galatasaray için yapılan “içerde aslan, dışarda kedi” yakıştırmalarına katılmadığımı belirtiyim. İstisna maçları olmakla birlikte Galatasaray’ın deplasmanlarda oynaması gerektiği gibi oynadığını düşünüyorum. Sıkıntı yaşadığı maçlar ise tam aksine iç saha maçları. Aklıma ilk gelen örnekler; Manisa, Eskişehir ve İstanbul Belediye maçları. Galatasaray bu 3 maçta tam 6 puan bıraktı Sami Yen’de. Bunların üzerine skor olarak olmasa da oynanan oyun olarak bir de Gençlerbirliği ve Gaziantepspor maçlarını ekleyelim. Hükmen tescil edilen Ankaraspor maçını saymazsak, Galatasaray’ın içerde oynadığı 12 maçtan 5′i bunlar. Bu 5 maçın hepsinde oynanan oyun aynı. Maçın başında coşkulu bir hücum futbolu ve bol pozisyon, ardından araya sıkıştırılabilirse 1 gol ve golden sonra saldım çayıra Mevla’m kayıra… Galatasaray’ın bu futbolu, tribünlere rahat maç izlettirmese de Antep ve Gençler’e karşı skor anlamında başarılı olurken diğer 3 maçta çok kritik puanları öğüttü. Gelmek istediğim nokta şu ki, yarında buna benzer bir tablo görebiliriz. Galatasaray’ın yarın en az 1 gol atacağını tamin ediyorum. Ancak sorun şu ki atılacak 1 gol, Galatasaray’ın derbiyi kazanmasına yeter mi? Bence ı-ıhh…

Ve Fenerbahçe. Sarı Lacivertlilerde de bir kadro belirsizliği mevcut. Galatasaray’da Arda’ya yüklediğimiz kilit rol, Fenerbahçe cephesinde ise Emre Belözoğlu’nda. Onun oynayıp oynamaması Fenerbahçe adına çok önemli. Aslında fenerbahce.org’da yer alan bilgiler ışığında Sarı Lacivertlilerin orta sahasında önemli bir sıkıntı bekliyor Daum’u. Deniz, Selçuk, Emre ve Cristian dünkü idmanda takımla birlikte çalışmamış. Tüm bunların bir strateji olabileceğini tekrar hatırlatırken, en kötü ihtimalle bu 4 isimden birinin yarın ilk 11′de olacağını düşünüyorum ben. Ama eğer öyle bir durum olmazsa Deivid, Mehmet Topuz, Özer ve Santos orta sahasını göreceğiz muhtemelen. Bir tahmini kadroda Fenerbahçe için verirsek;

——————Volkan———————-
Gökhan—-Bilica—-Lugano—-Vederson
M.Topuz—–Emre—–Selçuk—-Santos
——————––Alex———————-
———————Guiza———————

Fenerbahçe’nin son 4 maçta 3 galibiyet, 1 beraberlik alması ve kalesinde hiç gol görmemesine rağmen oynadığı oyun yönüyle beğenildiğini söylemek güç. Ancak ikinci yarının ilk maçlarına kıyasla eski mücadeleci ruhun döndüğü aşikar. Bu mücadeleyi başlatan ön alanda baskı, onu en iyi yapan da Emre Belözoğlu. Fenerbahçe’nin maçlarındaki belirleyici nokta orta sahasının direnci. Ancak Emre’ye bu konuda yeterli destek gelmediği için Fenerbahçe’nin performansı da sadece ona endeksli oluyor. Skor değiştirme yeteneğiyle ona yardımcı olabilecek tek isim Alex. İlginçtir ki, Alex’in de Ali Sami Yen’de hiç golü yokmuş. Yine oynaması durumunda Selçuk ve Semih, Galatasaray maçlarına yönelik özel seçicilikleriyle skora etki edebilir.

Derbi öncesi maçın kazanından çok, kaybedenini merak ediyorum şahsen. Fenerbahçe ve Galatasaray cepheleri tek seçenek olarak galibiyeti düşürken, Beşiktaş ve Bursaspor tarafları da beraberlik için duacı olacaklar. Zaten her türlü sonuçta yarının kazananı, dolaylı yollarla Bursaspor ve Beşiktaş olacak. Ancak önemli olan derbiyi kazanamayıp şampiyonluk trenini kimin kaçıracağı. Bu sene öyle ikramlar oluyor ki bakarsınız ikisi birden el sallar trenin arkasından, kim bilir? Maç sonunda hakemi değil futbolu konuşacağımız, adının hakkını veren güzel bir derbi izlemek dileğiyle…

Organik Futbol Anasayfa »

Lokomotif; Emre Belözoğlu…

Yazar: Oğuz Öztürk 9 Mart 2010 | Yorumsuz!

Emre Belözoğlu‘nun şimdilerde Fenerbahçe‘nin lokomotifi olduğu tartışılmaz bir gerçek…

Geçmişini pek anlatmaya gerek yok aslında… Bu günlerde Fenerbahçe orta alanında gösterdiği dinamizm ile eski günlerdeki Emre’nin tekrar geri döndüğünü görmek mümkün.

Türkiye’de temel futbol bilgisi ‘tam’ olan ender futbolculardan biri olan Emre Belözoğlu bana göre ‘şimdilerde’ faal olarak futbol oynayan en iyi Türk oyuncuların içinde en iyilerinden. Zaten bu sayı bir elin parmaklarını geçemiyor…

Hırsını karakteristik özelliklerine bağladığım Emre zaman zaman buna yenik düşse de mevkisi gereğince yapılması gereken ne kadar doğru hamle varsa maç boyunca bunu en iyi şekliyle bizlere gösteriyor…Doğru pozisyonda doğru yerde olması, doğru zamanda hamle yapması ve yine doğru zamanda nereye ve ne tarzda pres yapacağını bilmesi en iyi özellikleri. Bunların tümü şimdilki Emre’yi bizlere sunuyor.

Rakibine temasla ve sağlam basarak oynayan Emre Belözoğlu’nun maç boyunca her pozisyonun içinde olması çok doğal… Bu durum çoğu zaman Emre’nin içinde bulunduğu faul pozisyonlarını da beraberinde getiriyor. Yine bununla birlikte izlediğimiz her maçta Emre’nin Fenerbahçe‘nin en faydalı oyuncularından biri olduğunu rahatlıkla görüyoruz.

Emre Belözoğlu sahada olan biten herşeyin farkında olan, nerede ne olacağını tahmin edebilen komple bir orta saha oyuncusudur. Ayrıca Fenerbahçe’nin şampiyonluğuna en fazla konstantre olan bana göre Emre’dir… Yine ileriki günlerde Emre Belözoğluna çok iş düşecektir…

Etiketler: , ,  

Kategori: Futbol

Organik Futbol Anasayfa »

Beşiktaş 1-1 Galatasaray

Yazar: Muharrem Belge 22 Şubat 2010 | Yorumsuz!

Şartların gerektirdiği üzere tam bir deplasman takımı oldu Galatasaray. Eksikler, performansı düşük oyuncular derken önce savunmaya önem veren, bulduğu ender pozisyonları da değerlendirmeye çalışan, kısacası Madrid ve İnönü deplasmanlarında nasıl oynaması gerektiklerini bilen bir yapıdalar. İki 1-1′lik maça bakarsak bunu başarabildiklerini, istediklerini aldıklarını söylemek mümkün. A.Madrid maçındaki yapı hemen hemen aynı şekilde sahadaydı, ama tek farkla. Henüz iki gün önce Madrid deplasmanında olan ve hem fizik olarak hem de zihin olarak derbiye yalnızca bir günde hazırlanabilen bir Galatasaray vardı. Bu yorgunluk ve oyun yapısında sahaya çıkan Galatasaray‘ı, Beşiktaş‘ın özellikle ilk yarıda A.Madrid’den farklı olarak yapmaya çalıştıkları zorladı. Ama bu baskı bir şekilde geçilince, çok dengeli bir ikinci yarı oldu. Santraforsuzluğun ne kadar büyük bir sorun olduğu ise Jo‘nun oyuna girişiyle daha da ortaya çıktı. Ender pozisyonlar, Jo‘nun oyuna girişiyle etkinlik kazandı. Beşiktaş savunmasındaki bir büyük hata ve Arda‘nın golü galibiyeti getiriyordu ki, duran toptaki karambol Beşiktaş‘a beraberliği sağladı.

Formsuz Servet yerini Emre Güngör‘e bıraktı, Mustafa Sarp ise Barış Özbek’e. Onun haricinde A.Madrid deplasmanındaki takım sahadaydı. Beşiktaş‘ta ise yine sürprizler vardı. Defans dörtlüsü ve iki ön libero değişmez ama hücumdaki tercihler ilginç. Zira bu tercihler ilk yarıdaki baskının golle sonuçlanmamasında da etken. Beşiktaş tam anlamıyla siyah-beyazdı. İlk yarıda oyuna hakim olarak baskı kurdular. Özellikle kanatlarda çok boş alan yakaladılar ve bunu değerlendirme çabasındaydılar. Ancak yeri geldiğinde savunmanın direnci ile Leo‘nun kurtarışları golü engellerken yeri geldiğinde hücum oyuncuları şansları kullanamadı, son bölgede etkili olamadı. İlk yarıyı bitiren düdük Galatasaray için hızır gibi yetişti.

İkinci yarıda ise Beşiktaş’ın siyah tarafı vardı. İyi başlayan ve dengeyi sağlayan takım Galatasaray‘dı. İlk yarıdaki Beşiktaş ortalarda gözükmezken Jo‘nun oyuna girişiyle hücumdaki etkinliğini artıran bir Galatasaray vardı. Nitekim defansın da hatasıyla Arda‘nın golü geldi. Ama sonrasında Arda ile Elano‘nun yaşadıkları sakatlıklar Galatasaray‘ın şanssızlığı Beşiktaş’ın ise avantajı oldu. İleride top tutacak adamı kalmayan Galatasaray geriye çekilmek zorunda kaldı. Geriye çekilmenin topu rakibin kontrol etmesini izlemek olduğu malum. Son dakikalarda atmosferin de etkisiyle baskı kurmaya çalışan Beşiktaş, duran topta yaşanan karambolde Sivok ile güldü.

Maç öncesi bahsedilecek bir 1-1′lik skoru Galatasaray‘ın aldığı 1 puan, Beşiktaş‘ın kaybettiği 2 puan olarak görmek mümkündü. Oyunun gelişimi neticesinde ilk golü bulan taraf Galatasaray olunca, galibiyetin kıyısından döndükleri için kayıp olarak değerlendirebilir. Ama ‘şartlar’ dahilinde, sezonun en kritik virajını iyi bir şekilde geçtiklerini söylemek gerek. İki A.Madrid maçı arasındaki derbi deplasmanından beraberlikle çıkmak başarıdır. Beşiktaş için ise şu iki-üç maçlık seriyi kritik olarak nitelemiş, ya tamam ya devam maçları olarak görmüştüm. Yorgun, hem fizik hem zihin olarak tam anlamıyla hazır olmayan bir Galatasaray‘ı yenmeleri gerekirdi kendi adlarına. Tamam demediler tabii ama İbrahim Üzülmez‘in de söylediği gibi “Seri galibiyetler almalıyız. İstikrar yakalamalıyız. Bir iyi bir kötü oynuyoruz. İyi oyuncularımız var, ama takım oyunu oynamalıyız” zorundalar…

Aynı yorumu Fenerbahçe-Ankaragücü maçında Ankaragücü’nün golü verilmediğinde yaptığım için vicdanım rahat. Kameralar ile durdurulan bir pozisyonu incelerken dahi net karar veremiyorken, hakemin o bir-iki saniyede verdiği karar eleştirilemez, doğru veya yanlış karar şeklinde. Onun haricinde Mehmet Topal‘ın düşürülüşü ve Keita‘ya verilmeyen kırmızı kartı da not olarak düşelim tabii, Fırat Aydınus‘un eksi hanesine…

Organik Futbol Anasayfa »

Avrupa’da ‘umut’ gecesi…

Yazar: Muharrem Belge 19 Şubat 2010 | Yorumsuz!

Çok ciddi şüphelerin yanında umudun da var olduğu Avrupa gecesinde, bir adım öne çıkanın umut olduğunu görmek sevindirici. Hem A.Madrid‘in hem de Lille‘nin yapacaklarına endeksli endişeler vardı, doğal olarak. Ama bu endişeler tam anlamıyla yerini bulmadı. Elbette mağlubiyetten çok iyi bir sonuç olarak bahsedilemez ama Fenerbahçe‘nin aldığı 2-1′lik mağlubiyet telafisi bakımından alınabilecek en iyi mağlubiyet olarak görünüyor. Galatasaray‘ın aldığı beraberlik ise tamamen alınabilecek en iyi skorlardan biri. Fenerbahçe‘nin telafi etme şansı var, Galatasaray‘ın daha da şansı var. Ama temkinli olmak şart! Fenerbahçe’nin savunmadaki sıkıntıların tekrarını yaşamaması ve hücumda yakaladığı fırsatları değerlendirmesi, Galatasaray’ın ise aynı akıllı oyununu oynayarak A.Madrid hücum hattına şans tanımaması gerek.

Önce Fenerbahçe çıktı sahaya ama sahneye çıkan takım Lille oldu. Hemen ilk dakikalarda hızlı, etkili hücumlarından birinde golü buldular. Ama Wederson‘ın çok uzaklardan vurduğu şut ağlarla buluştu ve deplasmanda atılan gol avantajı sağlandı. Golden sonra da ataklarını sıklaştıran Lille etkili pozisyonlar bulmaya devam etti. Bilica-Lugano ikilisinin ilk dakikalarda aksaması golle sonuçlanmıştı. Lugano’nun yerine giren Deniz Barış ise daha da sıkıntılı anların yaşanmasına neden oldu. Yakaladığı fırsatları değerlendiren bir Lille olsaydı durum hiç de iç açıcı olmazdı. Bunun yanısıra hücumda yakalanan ender pozisyonlarda devreye Daniel Guiza girdi. Alex‘i bile çileden çıkaran öyle komik işlere imza attı ki, ne söylesek boş.

İkinci yarıya Deniz’in asisti Frau‘nun golüyle başlayan Lille, öne geçmenin rahatlığıyla bir nebze geriye çekildi. Daha çok Fenerbahçe‘yi üzerine çekerek kontrataklarda gol aramayı düşündüler. Yedek beklemesini hayretle karşıladığım Gervinho‘nun oyuna girmesiyle birlikte net pozisyonlar yakalamaya devam etseler de golü bulamadılar. İlk yarıya nazaran çok daha fazla topla oynayan Fenerbahçe ise son bölgede etkili olamadı. Ender birkaç pozisyonda da Guiza’nın devreye girdiğini, bilmem söylememe gerek var mı!? Skor telafi edilebilecek bir skor. Ama başta da söylediğim gibi savunmadaki açıklar Kadıköy‘de başa iş açabilir. Aynı şekilde hücumdaki hataların da telafisi olmaz. O yüzden dikkatli olmaları gerek.

Fenerbahçe’den sonra sahaya çıkan Galatasaray avantajı eline aldı. Rijkaard‘ın teknik dehası ile alınan avantaj için kendisini kutlamak gerek. A.Madrid‘in en büyük silahının defansın arkasına atılan toplar olduğunu, yakaladıkları boşlukları çok iyi değerlendiren bir hücum hattına sahip olduklarını hemen herkes biliyor. O nedenle gerçekçi olmak ve A.Madrid‘in oynamasına izin vermeyecek bir oyun oynamak gerekiyordu. Galatasaray beklerde yaşadığı sıkıntı, ön liberoda oynayan isimlerin çok kötü performansları ve hücumdaki ciddi eksiklikler neticesinde haddini bilmesi gereken bir takım konumundaydı. Nitekim Rijkaard‘ın oyun planı da bunun üzerine kuruldu.

A.Madrid‘i resmen uyutan Galatasaray, eğer duran top vermek gibi bir hataya düşmesiyle kalesinde gol bile görmeyebilirdi. Bu kadro yapısı ile çıkılacak her hücumun dönüşü çok kötü olabilirdi. A.Madrid‘e o boşlukları vermemek adına, çok akıllı bir oyun oynandı. Hücumdan çok defansif bir yapıda olan Galatasaray‘ın yakaladığı ender pozisyonlardan birinde Keita ile bulduğu gol ise üst tur biletinin ucundan tutmak anlamına geliyor. Çift maç üzerinden oynanan eşleşmelerde en kötü skor 1-0′lık mağlubiyetlerdir. Bunun üzerinden gelmek ve golle buluşmak büyük avantaj. Yine başta söylediğim gibi bu akıllı oyununa rövanşta da devam etmesi gerek Galatasaray‘ın. A.Madrid’in boşlukları iyi değerlendiren hücum hattına geçit vermemek ilk plan olmalı. Sami Yen‘de hücuma verilecek destek, savunmada bırakılacak açıklar olmamalı bir başka deyişle. Rijkaard‘ın çizeceği oyuna bağlı kalan bir Galatasaray, aynı akıllı oyunu sahaya yansıtır, maçın hiçbir anında demoralize olmazsa avantajı iyi değerlendirerek üst tura çıkacaktır…

Organik Futbol Anasayfa »

Manisaspor 2-2 Fenerbahçe

Yazar: Muharrem Belge 14 Şubat 2010 | Yorumsuz!

İyi bir futbolla elde edilen 3-0 ‘lık Bursaspor galibiyeti sonrası çıkışa geçmesi beklenen Fenerbahçe, tam aksine çok kötü bir sürece girdi. Diyarbakırspor maçında kaybedilen 2 puanın ardından, haftaiçinde tarihi bir hezimetten son saniye golüyle kurtulmuşlardı. Kayserispor ve Beşiktaş’ın mağlup olduğu, Galatasaray‘ın ise hükmen kazandığı haftada çıktıkları önemli Manisa deplasmanında ise 2 puan daha bıraktılar. Hatta 1 puanı kurtardılar dersek çok daha doğru olur. Maç boyu topun kontrolünü sağlamalarına karşın, ilk 15 dakika dışında özellikle son bölgede etkili olamadılar. Manisaspor ise vasat bir takım olması ve etkili hiçbir hamle yapmamasına rağmen ender yakaladığı pozisyonların ikisini değerlendirerek galibiyet şansını dahi buldu ama son saniyedeki gole engel olamadı. Bu sonucun ardından haftayı maç yapmadan geçen Galatasaray tam anlamıyla turnayı gözünden vurarak liderliği elde etti.

Daha önce yaşanmış mıdır bilinmez ama gayet ilginç. Galatasaray bay geçtiği haftada liderliğe yükselmeyi başardı. Maç öncesi bu durumun olabilirliği konuşulurken Manisaspor‘un yapacakları değil Fenerbahçe‘nin yapamayacakları üzerinden bir beklenti vardı ama en nihayetinde bu tür bir sonuç sürpriz olacaktı, öyle de oldu. Ne demek istediğimi biraz açayım tabii. Bir ligin kalitesinden bahsedilecekse eğer, büyük takımları zorlayabilecek takımlardan bahsetmek gerekir. Kayserispor, Bursaspor, Eskişehirspor gibi iyi günlerinde oldukları vakit büyük takımları mağlup edebilecek kapasitede olan takımların çokluğu ligin kalitesini artırır. Ama Manisaspor gibi vasat takımlar ile olan maçlarda ise sonuç tamamen büyük takıma endekslidir. Büyük takım oyunu tamamen kontrol ettiği için iyi veya kötü sonucu da kendi elleriyle çizer. Örnekten yola çıkarsak beraberliği Fenerbahçe‘nin başarısızlığı olarak görmek lazım, Manisaspor‘un başarısı olarak değil. Manisaspor iyi oynadığı için almadı bu sonucu, aksine çok kötü oynamalarına karşın, Fenerbahçe bu durumu değerlendiremediği için geldi 2-2′lik beraberlik, bir başka deyişle. Nitekim tüm kontrolü elinde bulunduran Fenerbahçe, oyunu tamamen idare eden, yönlendiren Fenerbahçe, çok vasat bir takıma karşı galip gelmeyi başaramayarak taraftarlarına da büyük hayal kırıklığı yaşatmış oldu.


Henüz ilk dakikalarda oyunun bütün kontrolünü eline alan ve maça iyi başlangıç yapan bir Fenerbahçe takımı vardı sahada. Manisaspor yarı sahasında yakaladıkları büyük boşlukları gayet iyi değerlendirdiler. Özer, Alex, Mehmet Topuz ve Semih gibi isimlerin dar alanda yaptıkları etkili paslar ile kısa sürede çok şans buldular. Özellikle gol pozisyonunda Alex’in topa dokunmadan yaptığı asist gayet şıktı. Ancak bu iyi görüntü gole kadar sürdü. Aynı etkinliği maçın tamamına yaymayı başaramadılar. Devre boyunca Manisaspor‘un yaptığı 103 isabetli pasa karşın, 207 isabet yakalamaları gibi cidden önemli istatistikler yakaladılar ama verdikleri tek pozisyonda golü yemeleri bütün bu üstünlüğü anlamsızlaştırdı. Tek kale oynamak olarak nitelendiren bir durumda soyunma odasına 1-1 beraberlikle gitmek de ayrı bir başarıdır hani. Benzer bir durumdan Galatasaray-Antalyaspor maçında bahsetmiştim, kişisel blogumda. Büyük küçük takım ayrımı yapmaksızın, oyunun bütün kontrolünü elinde tutan bir takımın bu kadar basit gol yemesini aklım almıyor.

İkinci yarı da bazı ufak farklılıklar dışında aynı doğrultuda geçti. 222′ye 592 isabetli pas ile yüzde 34′e yüzde 66 topla oynama istatistikleri oyunu kimin yönlendirdiğini, hangi takımın üstünlük kurduğunu net bir şekilde gösteriyor. Ama iş kontrol etmekle bitmiyor. Bu oyunu topu kontrol eden değil, iyi değerlendiren kazanıyor. Sen sayısız gol fırsatı bulabilirsin, 89 dakika rakibe top göstermeyebilirsin, ama o kalan 1 dakikada yediğin gol her şeyi yıkar geçer. Metin Türel‘in meşhur bir sözü var ya hani, “Hagi sana 40 metreden bir çakar, nereye koyacağını bilemezsin o istatistikleri” diye, işte o misal. Oyunu Manisaspor kalesine yıkan Fenerbahçe ilk 15 dakikadaki etkinliği bir türlü sağlayamayınca son bölgede etkili olmayı başaramadı. Manisaspor‘un daha derli toplu bir oyun oynamasının ve ilk yarıdaki boşlukları vermemesinin de etkisi var elbet. Ama bu kadar üstünlük kurduğun, oyunu rakip kaleye yıktığın bir maçta golü bulamıyorsan, aksine kalende verdiğin her pozisyon gole dönüşüyorsa ve Manisaspor gibi çok vasat hatta kötü bir takıma karşı puan kaybediyorsan ya da bir başka deyişle bir puanı son saniyede kurtarıyorsan sonucuna da katlanırsın. Bu akşam ciddi bir kayıp verdi Fenerbahçe…

Organik Futbol Anasayfa »

Gaziantepspor 2-0 Beşiktaş

Yazar: Muharrem Belge 13 Şubat 2010 | 7 Comments

Yıldırım Demirören aşağıdaki takımlardan hangisinde başkanlık yapmaktadır?
A)Gaziantepspor B)Fenerbahçe C)Trabzonspor D)Beşiktaş

Öncelikle herkese sevgiler ve saygılar. Bu tarz ortamları, oluşumları her zaman için bir aile olarak görmüşümdür. O nedenle beni organikfutbol.com ailesine davet ettikleri için bir teşekkür borçluyum. Umarım uzun süreli bir aile ortamı sağlayabiliriz. Aylardır kişisel blogumda yazılar yazıyorum. Ancak farklı bir ortamda bulunmanın, farklı bir okuyucu kitlesine hitap etmenin ve özellikle farklı konulara da değinecek olmanın heyecanını taşıyorum. Hakan Şükür’ün yazılarına “Babamın Fenerbahçe’si” ile başlaması gibi ben de ilk yazımda Beşiktaş hakkında birkaç kelam etmek istiyorum, tabii izninizle.

O halde gelelim günün sorusuna. En az Gaziantepspor başkanının kongre sonrası Yıldırım Demirören‘i tebrik eden açıklaması kadar ironik bir soru. İronik ama tamamıyla gerçek. İnternet üzerindeki bir bilgi yarışmasında rastladığım ironik ama gerçek bir soru bu. Hani şıklar arasında doğru cevabın yanısıra şaşırtıcı cevaplar da yer alır ya, Gaziantepspor seçeneği bu bakımdan tam uygun bir şık olmuş tabii. Bursaspor‘un Beşiktaş ile, Kayserispor‘un ise Galatasaray ile rakip olma, polemik yaratma çabası, bir başka deyişle adlarının büyük takımlarla birlikte anılması için yaptıkları davranışlar ne kadar itici, ne kadar yanlış ise eğer, Beşiktaş ile Gaziantepspor arasındaki transfer muhabbeti de bir o kadar yanlış. Özhan Canaydın dönemini yaşayan biri olarak Yıldırım Demirören yönetiminin artık espriye vurulan icraatlerini ve tüm bu olanlardan sonra bile ‘devam’ kararı alınmasını hayretle izliyorum. Bu akşamki ciddi kayıbı da Murat Ceylan veya Julio Cesar transferiyle telafi etmeye çalışır artık.

Beşiktaş camiası çok önemli bir kongre sürecini geride bıraktı. Bu süreçte önlerindeki üç yıl ile alakalı çok önemli bir karara varılacaktı. Ama tam bir kaos ortamının içinde kalmayı tercih ettiler. Bunca insanın ‘yeter dediği bir ortamda alınan binlerce oy pek şaşırtıcı da değil aslında. En azından güzide ülkemizde bu işler böyle yürüyor. Recep İvedik’i milyonlar izler ama kime sorsanız ‘ıyy, iğrenç’ diye tepki gösterir. Aşk-ı Memnu’daki çarpık ilişkiler herkesin tepkisini çekiyor olsa da raytinglerde ilk sıradadır. Beşiktaş camiası da hemen herkesin ‘yeter’ dediği bir ortamda ‘devam’ kararı alarak, bu kervana katıldı. İşin en kötü yanı, bu karar kongre öncesi Yıldırım Demirören aleyhine yazdığı yazılar ile tanınan kimilerinin kongre sonrası Yıldırım Demirören’in başarısından söz ettiği ve tribünde yeter diyen diğerlerinin kongrede alkış tuttukları bir ortamda alındı. Hadi kimileri BJK TV’nin başına geçecek, peki ya diğerleri? Önemli olan Beşiktaş’ın geleceği midir, yoksa kişisel çıkarlar mıdır? Kongrede oy veren binlerce kişi ilk seçeneği ön planda tutsaydı bu sonuç çıkmazdı elbet. Ama kimbilir belki de oy verenlerin bir kısmı özellikle ikinci seçeneği tercih etmek için üye olmuştur!?

Beşiktaş camiasında ‘yeter diyenlerin yeri olmadığı anlaşıldı ama bu dakikadan sonra nasıl bir yol izleneceğini merakla bekliyorum, her ne kadar çabaları bir işe yaramıyor olsa da. Yalnız bugünkü tablodan sonra şunu söylemeliyim. Yıldırım Demirören yönetimi ile ‘devam’ kararı alınmış olmasına karşın ‘yeter’ diyenler elbette susmayacak, kabuklarına çekilmeyecek. Normali de doğrusu da budur. Ama bunu yaparken takıma karşı durdukları pozisyonu iyi seçmeliler. Bugün Gaziantep‘te gösterilen tepki hiç de doğru bir tepki değildi mesela. Takımının yanında olman gerektiği anda tepki göstermeyi seçiyorsan eğer, o takımdan sahada başarılı olmasını bekleyemezsin. En azından buna hakkın olmaz. Yıldırım Demirören yönetimi kadar takımın da suçlu olduğunu düşünebilirsin ve bu sebeple sitem edebilirsin. Ama bunun yolu maç öncesi tepki vermek olmasa gerek. Gaziantep’e G.Birliği galibiyetiyle gelen bir takımı aşkımız sizlere değil’ diye karşılamak da neyin nesidir? O sitemin vakti şimdidir, maç öncesi değil.

3 büyükler tanımı malumumuz. Büyük takım kavramı hakikaten farklı bir olay. 100 yıllık camiaların 14 yıl boyunca şampiyonluk yaşamaması bile büyüklüklerini yok etmeye yetmez. Ama elbet kendilerini tekrardan göstermeleri gerekir. Kanıtlamak kelimesi doğru olmayabilir, artık kanıtlayacakları bir durum yok, ama tekrardan vitrine çıkmaları gerekir. Geçen sezon elde edilen çifte zafer yok sayılamaz. Ama bu şampiyonluğun Sivasspor’a karşı elde edildiği de gözardı edilemez. Fenerbahçe’nin 4., Galatasaray‘ın 5. olarak çok kötü bir sezon geçirdikleri ortamda Beşiktaş’ın vasat performansı bile şampiyonluğa yeterdi. Nitekim öyle de oldu. O nedenle bu sezon yapacaklarının daha fazla önem arzettiğine inanıyorum. 2003′te elde ettikleri şampiyonluktan sonra yaşanan sürecin atlatıldığını, tekrardan geri döndüklerini iddia ediyorlarsa eğer, bu sezon başarılı olmaları şart. Aksi takdirde geçen sezonki çifte kupaya rağmen kayıpları büyük olur ve çok daha kötü bir sürece girerler.

Galatasaray‘ın A.Madrid-Beşiktaş-A.Madrid üçgeni gibi Beşiktaş‘ın Gaziantepspor-Galatasaray-Kayserispor üçgeni de sezonun en kritik virajı. İşte böylesine ciddi bir sürece Gençlerbirliği galibiyetiyle giren Beşiktaş, sürecin ilk raundundan büyük yara alarak çıktı. Geçen haftaki Beşiktaş’ın yerinde yeller eserken, Gaziantepspor‘un oynadığı futbol ise tek kelimeyle şahaneydi. Hücuma çıkmakta inanılmaz zorlanan Beşiktaş’ın ilk yarıda Bobo’nun yakaladığı ve ofsayt ile kesilen poziyonu dışında elle tutulur bir tarafı yoktu. Gaziantepspor ise yakaladığı büyük boşlukları müthiş değerlendirdi. Hızlı ve etkili bir şekilde çıktığı hücumlarda müthiş pozisyonlar yakaladı. Julio Cesar‘ın attığı golün yanısıra kaçırdığı bir gol var ki, kelimelerle ifade edilemez. Yine Sivok’un kaptırdığı topta yakaladığı bir net pozisyonu daha var. Serdar Kurtuluş‘un üst direkte patlayan topu, İvan‘ın Rüştü’nün son anda çıkardığı şutu ve daha nicesi. Biraz şans biraz dikkat ile çok büyük bir fark yakalayabilirdi Gaziantepspor. İkinci yarıya da aynı hızda başladıkları maçta 2.gol Deumi’den geldi. Olcan’ın kullandığı kornerde müthiş bir kafa vuruşu yaptı. Sonrasında Beşiktaş’ın ilk yarıdaki gibi yakaladığı ender pozisyonların varlığı konuşulabilir. Ama daha gerçekçi olan Gaziantepspor‘un kaçırdığı farktan bahsetmek olur.

Gaziantepspor bu sonuç ile birlikte 7 yıllık aranın ardından galibiyete ulaşmayı başardı. Beşiktaş ise şampiyonluk yolunda varım deme şansını erteledi. Galatasaray ve Kayserispor maçları ile ya son bir şansın peşinde koşacaklar ya da tamamen havlu atacaklar. Son olarak şu notları düşmek isterim. Hakem hakkında konuşmak istemiyorum diyerek günlerce hakem konuşanlardan değilim. Ortada net bir hata varsa aynı netlikte söylemekten yanayım. Son günlerde kasap futbolcular konusu gündemi meşgul ediyor ya hani, Sivok‘un rakibinin sırtına attığı tekmeyi müthiş bir örnek olarak not düşmek gerek. Bu hareket kırmızı kart değil de hangi hareket kırmızı karttır, sorarım? Sert futbol farklı bir olay, futbolla alakası olmadan rakibi sakatlamaya yönelik atılan tekmeler farklı bir olay. Avrupa Liglerinin birçoğu çok sert geçer ama bu sertlik topadır. Tamamen rakibi hedef alan tekmeler futbolu çirkinleştiren unsurlardan biri oluyor. Hakemler bu tür pozisyonları cezalandırmadığı sürece de futbol çirkinleşmeye devam ediyor. Milyondolarlık yayın ihalelerinin döndüğü bir ortamda Turkcell Kasap Lig midir bizim izleyeceğimiz!?

Bu önemli maçta karşılaşan eski dostları not düşerek bitirelim. Gaziantepspor‘dan büyük meblağlarla transfer edilen İsmail ve Tabata ilk kez Kamil Ocak Stadı’na rakip takım formasıyla çıkarken, Serdar Kurtuluş da eski takımı Beşiktaş’a karşı mücadele etti. Ekrem Dağ ve İbrahim Toraman da yine yolu Gaziantepspor’dan Beşiktaş’a düşen isimler. İki takım arasındaki transfer münasebetine yazının başında değinmiştik zaten. Eski dost Toması bu topraklarda görmenin sevindirici olduğunu ekleyerek, iyi geceler diliyorum…

Önceki Yazılar  

Organik Futbol'u Her Yerden Takip Edin

RSS Organik Futbol Friendfeed Organik Futbol Twitter Organik Futbol Facebook Organik Futbol Haber.gen.tr Organik Futbol Google Buzz Organik Futbol

Kazakistan 0-3 Türkiye

Medya'dan Haberler

Şampiyonluğa Yürekten İnanıyorum

Galatasaray'da herhangi bir krizin

olmadığını belirten Adnan Polat,

kötü başladıkları sezonu şampiyon

bitireceklerine yürekten inandığını söyledi.

Kolay Olmayacak

Kazakistan galibiyetini değerlendirirken

zaman zaman yaşanan konsantrasyon

eksikliklerine değinen Guus Hiddink,

"Belçika maçı kolay olmayacak" dedi.

Nihat Efsaneler Arasında

Kazakistan'ı 3-0 yendiğimiz maçta

1 gol atan Nihat Kahveci, milli formayla

19 gole ulaştı ve efsane isimler Metin

Oktay ile Cemil Turan'ı yakaladı.

spor, spor haberleri, futbol transfer haberleri, formalar, Turkcell Süper Lig.