Şu an için Galatasaray taraftarına daha uzak gelebilir ama çok değil, sadece 2 yıl öncesi. 2008-2009 sezonu. UEFA Avrupa Ligi‘nde Benfica’yı, Hertha Berlin’i deplasmanda yenerek saf dışı bırakan Galatasaray, Metalist’in ardından B grubunu 2. sırada bitirerek UEFA Avrupa Ligi’nde gruplardan çıkan ilk Türk takımı ünvanıyla 3. tura yükseliyordu. Rakip Şampiyonlar Ligi‘nde Roma ve Chelsea’nin ardından grubunu 3. sırada bitiren Fransız temsilcisi Bordeaux‘du. Son yıllarda birbirleriyle eşleşmeleri olağan hale gelmiş iki takım, Fransa’daki ilk maçtan golsüz beraberlikle dönüyordu. İki takımın da İstanbul’daki rövanş maçı öncesi kendi liginde 5. sırada ve liderden 8 puan geride yer alması ise ilginç bir tesadüftü. Ancak Galatasaray için zirveden bu kadar uzaklaşmak ve rövanş öncesi lig sonuncusu Kocaelispor’a Ali Sami Yen‘de 5 gol yiyerek yenilmek, mali genel kurul öncesi yönetimi “radikal kararlar almaya” zorladı. Puan kayıplarının sorumlusu olarak fatura Michael Skibbe‘ye çıktı ve Alman teknik adamın görevine son verilerek ani bir şekilde yerine Florya’nın gerçek sahiplerinden Bülent Korkmaz getirildi. Cevat Güler ise yardımcı antrenör olarak görevine devam etti. Türkiye Kupası‘ndan elenilmiş, lig şampiyonluğu hayli zora girmiş, tutunulacak tek dal olarak Avrupa kalmış -ki Kadıköy’de final oynama ideali mevcut- İşte bu zorlu süreçte Galatasaray mutlak galibiyet parolasıyla çıkıyordu Sami Yen’in çimlerine…
Maçtan Kısa Kısa Notlar
- Maç öncesi başta Galatasaray-Kayserispor maçındaki yönetiminden dolayı Selçuk Dereli, MHK ve futbol federasyonuna karşı bir güç gösterisi niteliğinde Kapalı üstte açılan dev “Galatasaray Türkiye’dir” pankartı, bu maçın sonucu ve Euro 2008 hatıralarıyla çok daha farklı bir hâl aldı.
- Sırtı kırmızı, uzun kollu parçalı formanın duruşu ayrı, kısa kollularla Avrupa maçının düşüncesi ayrı güzel.
- Şifreli D-Smart platformuna edilen küfürler eşliğinde kahvehanelere yönelen veya kendi imkanlarıyla uydudan Fransız W9 kanalını arayan futbolseverler…
- Maçın ilk düdüğüyle daha yerleşmeye fırsat bulamayanları koltuklarına çivileyen şok Bordeaux golü. Sami Yen’de boğazlara düğümlenen ilk 3′lü…
- Gençlik Marşı‘nın gazıyla ilk şoku atlatıp, hareketlenen Galatasaray.
- Daha 15 dk dolmadan gelen 2. şok. Servet ve Emre Güngör’ün olmadığı dönemde üstüne bir de Mehmet Topal’ı kaybetmek.
- UEFA finalinde 35 dk kırık kolla oynayan Cesur Yürek‘in, Galatasaray’ın başındaki ilk resmi maçında yine bir kol sakatlığıyla zor duruma düşmesi…
- “19. dk’da 19 numarasıyla oyuna giren Harry Kewell” (by Emre Tilev)
- Devre bitmeden en azından beraberlik golü arayışları ve körün isteğine Allah’ın cevabı. Önce Arda’nın vuruşunu ıskalayan rakip ardındansa “KÜVIĞLLL”
- Emre Aşık.
- Kewell’ın golüne tribündeki Hasan Şaş’ın şaşkınlıkla karışık, küfürlü tepkisi.
- Golü daha da güzelleştiren, top daha Kewell’a gelirken hissetmişcesine tribünlerin şahlanması. “Lay lay la lay la lay la lay la…”
- Baros’un pembe kramponları.
- Kabus gibi başlayıp, hayal gibi biten bir ilk devre.
- Skorun da coşkusuyla son dönemdeki en iyi Galatasaray tribün performansı.
- “Bu sene de şampiyonluklar göreceğiz Galatasaray, Saraçoğlu’nda UEFA’yı alacağız Galatasaray İN-ŞAL-LAH”
- “Saldırın, saldırın, saldırın… Kadıköy’de final için saldırın…”
- Anadolu yakasına selam, Avrupa yolculuğuna devam.
- Tribünle birlikte coşan oyuncular ve sonu gol olmasa da Galatasaray’ın takım olarak yaptığı en iyi pas organizasyonu. Ders diye okutulur.
- “Allah’ım Brezilya mı?”
- Rakibini kendi korner direğine kadar kovalayan Arda Turan. [Arda'nın #66 olduğu dönemler. (vol.1)]
- Maç anlatırken bir spikerin başına gelebilecek en güzel şey. “3 gelecek gibi, gol kokuyor gol”
- “Önce koklattın, sonra tattırdın” (by Emre Tilev)
- Tribünlerin maçtaki tek kusuru, 3. gol sonrası yapılan tezahürat. “Saldır! Cimbom! Okey! Let’s Go!” wtf?
Galatasaray‘ın 2010-2011 sezonun 2. yarısında kullanacağı ve Ajax ile oynanacak Türk Telekom Arena’nın açılış maçı için özel tasarlanmış 2010-2011 sezonun 4. alternatif forması tanıtıldı. Galatasaray’ın Ali Sami Yen Stadı‘yla ilk buluşmasında giydiği 3 parçalı formalıdan esinlenilerek Adidas tarafından hazırlanan yeni formalar, aynı zamanda “Ali Sami Yen’e Veda, Türk Telekom Arena’ya Merhaba” sloganı taşıyor.
Çubuklu forma en yaygın kullanılanlardan biridir. Dikey olur, ince ya da kalın olarak tercih edilir. Türkiye’de Fenerbahçe ile özdeşleşmiştir ve Anadolu takımları sıklıkla kullanır.
Tek (Hakim) Renk
Baştan aşağıya tek renk vardır. Beyazda ya da koyu renklerde daha çok tercih edilir. Siyahı Beşiktaş’a güzel gider, beyazı da Real Madrid‘e…
Parçalı
Galatasaray formasıdır. Çok yaygın değildir. Ama giyen takımlar vardır. Hollanda’da Feyenoord’un formasıdır.
Enine Çizgili
Çok yaygın değildir. Ama Celtic denince akla gelir. Bir dönem Boluspor’da görüldü. Bursaspor’da giyiyor şimdilerde.
Dikine Şerit
Ajax Formasıdır… Başka bir tanımı yoktur…
Enine Şerit
Türk milli takımı tercihidir. Yeni dönemde yeniden tercih edilmiştir ve Arjantin’de Boca Juniors’ta giyer…
Çapraz Şerit
Çok istisnaidir. River Plate ve 1982′de Peru giymiştir. Çok kısa bir dönem İspanyol R. Vallecano’da giymiştir. Sünnet çocuğu esprileri halen yapılmaktadır…
Milli Takımın meşhur 0-0′lık San Marino maçını oynadığı dönemdeGalatasaray Futbol Şube Sorumlusu Adnan Polat‘ın hazırladığı özel maçta İnönü stadı’nda Galatasaray’ın rakibi Sevilla olur. O dönemlerde Maradona, Sevilla’daki son demlerini yaşamaktadır. Bu maça yoğun ilgi gösterilmesi beklenirken maça gelenlerin sayısı sadece altı bindir.
Maç önce 22 dakika geç başlar, ardından Maradona ve arkadaşları çıktıkları yere geri dönerler. Önce İspanyol teleizyonunun yayına hazır olmadığı söylenir. Ancak daha sonra Maradona‘nın Sevilla’ya verildiği gibi kendisine de para verilmesini talep ettiği açıklanır. Sorun halledilir ve mücadele de ilk gol Torsten’den dakika 22′de gelir. Hemen ardından Davor Suker ile Sevilla’nın beraberlik golü gelir.
Maradona soğuktan korunduğu battaniyeleri ve plastik bardakta içtiği kahvesi ile ikinci yarı için sahaya gelir. Başlama vuruşundan önce birkaç hareket yapan Maradona maçta etkili olamaz.
Maradona’nın 500 milyon, Sevilla‘nın 3 milyar kazandığı bu maçta Galatasaray sadece 300 milyon gelir elde eder ve Maradona üç yıl sonra Dünya Karması maçında oynamak üzere tekrar geleceği Türkiye’den ayrılır.
2010-2011 sezonunun Galatasaray için ilk resmi mücadelesi olan OFK Belgrad maçının bir ön eleme maçından daha ayrı bir önemi vardı. Ali Sami Yen’e veda sezonunun başlangıcı…
2010-2011 sezonunun ikinci yarısından itibaren Seyrantepe, Türk Telekom Arena’ya taşınacak olan Galatasaray‘ın, 1962′den beri sarı-kırmızıya gönül verenlerin mâbedi haline gelen yarım asırlık evinde, Ali Sami Yen Stadyumu’nda artık günleri sayılı. Daha modern, yeni bir stada taşınmak için sabırsızlanan, ama bir yandan da Ali Sami Yen gibi eşsiz bir mâbede veda etmenin güçlüğünü yaşayacak Galatasaray taraftarları, içinde bulundukları ruhsal durumu, yeni sezonun ilk resmi maçında işte bu pankart ile ifade etmişler; Ayrılık vaktinin sesleri var son istasyonda, Hüznün rengi var bu sonun başlangıcında…
2005-2006 sezonu, Galatasaray’ın en kabus başlangıçlardan birini yapıp, en unutulmaz şekilde sonlandırdığı sezonların başında gelir sanırım. 2004-2005 sezonunda şampiyonluğu Fenerbahçe’ye, son Şampiyonlar Ligi biletine de Trabzonspor’a kaptıran Galatasaray, pek alışık olmadığı şekilde Uefa Kupası 1. tur maçlarıyla başladı yeni sezona ve Norveç’in Tromsö takımına elenerek büyük bir hayal kırıklığıyla erkenden kapattı Avrupa defterini. Ligin ilk yarısı boyunca da Fenerbahçe’nin gölgesinde kalan sarı-kırmızılılar devre arasına girerken liderden tam 4 puan gerideydi. İkinci yarının açılış maçında Fenerbahçe, Gençlerbirliği’ni Kadıköy’de 3 golle geçerken Galatasaray, herkesin ilk defa gördüğü bir gencin, Aydın Yılmaz’ın son dakika golüyle 3 puanı zor kurtarıyordu Konya’da. Daha önce Ümit Karan’nın Ankaragücü’ne, Hasan Kabze‘nin Gaziantep’e, Hakan Şükür’ün Erciyes’e attığı gibi bir son dakika golü yetişiyordu imdada. Ama bu gol Galatasaray’ın lige erken havlu atmasını engellediği gibi bir yandan da unutulmaz bir hikayenin belki de ilk sayfasını oluşturuyordu. Ligin devamında Fenerbahçe’nin önde götürdüğü ama her hafta arkasında Galatasaray’ın tehdidini hissettiği bir sezon oluyordu.
Galatasaray ve Fenerbahçe arasındaki rekabet Türkiye Kupası’na da yansıyor, iki takım çeyrek finalde eşleşiyordu. Kadıköy’deki ilk maçı 2-1 kazanan Fenerbahçe, rövanşta 3-2 mağlup olmasına rağmen deplasman golü avantajıyla yarı finale yükseliyor, turun sevincini de Tuncay’ın hindi baba tezahüratlarıyla kutluyordu Sami Yen’de. Böylelikle Uefa’dan sonra Türkiye Kupası hedefi de gidiyor, elde bir tek lig kalıyordu Galatasaray için. Bitime 4 hafta kala iki takım kafa kafaya giderken, 30. haftada Fenerbahçe, Arda Turan’lı Manisaspor deplasmanında 5′lik oluyor ve Kadıköy’deki derbi öncesi 3 puan geri düşüyordu. Ancak söz konusu derbi ve Kadıköy olunca bir hafta önce 5 yiyen takım, ertesi hafta 4 atabiliyordu. Sami Yen’de Nobre’nin golüyle 1-0 kazanan Fenerbahçe bu maçı da Appiah, Luciano, Alex ve Anelka‘nın golleriyle 4-0 kazanarak hem tekrar puanları eşitliyor hem de 2′li averajda üstünlük sağlıyordu. Yine de sonuna kadar takibe kararlı olan Galatasaray için sondan bir önceki hafta istikamet İnönü’ydü. Şike dedikodularının gölgesinde geçen maçta Tümer’in golü Beşiktaş’ı öne geçiriyor, aynı zamanda oluşan tablo Fenerbahçe’nin şampiyonluğu anlamına geliyordu. Ancak o bahar akşamında unutulmaması gereken bir isim, Hasan Kabze çok geçmeden beraberlik golünü atıyor, maçın son dakikaları renkleniyordu. Beşiktaş taraftarı bol bol Zalad’ın kulaklarını çınlatırken bitime 17 saniye kala Hasan Kabze bir kez daha sahneye çıkıyor ve yine o deniz tarafındaki kalenin filelerini havalandırıyordu. Galatasaray o sezonki bir başka mucizevi galibiyetini alırken, şampiyonluk şansını matematiksel olarak son haftaya taşımayı başarıyordu.
Son haftaya kadar değişmeyen tabloda herkes, Denizli’de Fenerbahçe’nin alacağı galibiyetle sezonun şampiyonunu bekliyordu artık. Ancak Denizlispor’un da önünde küme düşme gibi ciddi bir tehlike vardı. Ama zaten Galatasaray’da son hafta lig 3.sü taş gibi Kayserispor’la karşılacaktı. Takımını son kez alkışlamak ve onları gönüllerin şampiyonu ilan etmek için Sami Yen’e giden binlerce taraftar, müthiş bir ambians yaratarak sanki şampiyon olmuş gibi karşılıyordu oyuncuları. Futbolcularda bu sevginin karşılığını güzel oyun ve 3 golle veriyor, artık son düdüğü bekliyordu. Ancak o dakikalarda olan oluyor, Denizlispor Mustafa Keçeli’nin golüyle 1-0 öne geçiyordu. Galatasaray’ın 14 senelik şampiyonluk hasretinin son bulduğu 1987′de, Erol’un atmış olduğu, yine bir Denizlispor golüne Galatasaray’lıların verdiği tepkiyi göremeyenler için tarihin yaptığı en büyük kıyak, en unutulmaz tekrar gösterimdi sanırım bu gol. Bundan sonra ise ne anlatılacak gibi, ne de unutulacak gibi bir 16 dakika yaşanıyordu Sami Yen’de.
İşte Melih Gümüşbıçak’ın anlatımıyla, Denizli’den gelen gol haberi ve Galatasaray’ın 16. şampiyonluğuyla son bulan o 16 dakika…
Unutulmaz Anlatımlar Serisi‘nin diğer yazıları için tıklayınız…