Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Oğuz Öztürk 25 March 2010 | Yorumsuz!

Temmuz 2007′de oynanan Hollanda – İngiltere Ümit milli takımlar şampiyonası yarı finalinde berabere biten maç penaltılara gitmişti. Ancak penaltı atışları beklenenden biraz fazla sürmüş, insanlar sıkılmaya başlamıştı. Toplamda 25 penaltı! Nihayetinde Portakallar 13-12 galip gelmişti.
Tarihten ufak bir araştırmayla uzun süren ve uyku getiren birçok penaltı serisi görmek mümkün…
İşte onlardan birkaçı;
-KK Palace – Civics, Nambiya Kupası, 48 penaltı, 17-16. (2005)
-A. Juniors – Racing Club, Arjantin Ligi, 44 penaltı, 20-19 (1988)
-Obernai – ASCA Withelsheim, Fransa Kupası, 40 penaltı, 15-15 (1996, hava karardığı için maç ertelendi!)
Gençlerbirliği – Galatasaray, Türkiye Kupası, 34 penaltı, 17-16 (1996)
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Muharrem Belge 14 March 2010 | 1 Yorum

“Fener gol gol gol, şampiyonluk gidiyor…!”
Şampiyonluğun gitmek üzere olduğunu ben söylemiyorum, Fenerbahçe taraftarı söylüyor. Çok da doğru söylüyorlar o ayrı. Bu gidişatın sonunun aydınlık olmadığının gayet farkındalar. Ama takım için aynı durumdan bahsetmek güç. Ya şampiyonluğun gitmek üzere olduğunun farkında değiller ya da buna karşın bir çaba gösterme arzusunda değiller. Aslolan ikinci seçenek tabii. Şampiyonluk için hiçbir çaba göstermeyen, birkaç isimden olağanüstü performans beklemek dışında hiçbir şey yapmayan, sahada ruh gibi dolaşan, hiçbir doğruyu uygulamayan bir Fenerbahçe var. Bu Fenerbahçe‘nin şampiyonluğundan bahsetmek güç…
7 maçlık süreç kağıt üzerinde Antalyaspor galibiyetiyle bozulmuş gibi gözükse de, ben bu birbirinin kopyası olan iki maçın da sürece dahil olduğu kanaatindeyim. Tamamen aynı iki maç oynadı Fenerbahçe. Skor tabelasındaki farklılık ise Antalyaspor‘un ligin ilk yarısında yaptığı kabul edilemez büyük hatayı tekrarlamasından kaynaklanıyor. Bir duran topta 10 kişiyle hücuma çıkıp, geride adam bırakmayan ve neticesinde şaka gibi kontratak yiyen bir takıma saygı duymamı beklemeyin. Onun haricinde her iki maç da futbol kalitesinden uzak geçti. İki kale önünde de pozisyon görmenin pek mümkün olmadığı maçlarda, dediğim gibi tek gol Antalyaspor‘un hatasıyla geldi. Fenerbahçe Alex’in yokluğunda hücum organizasyonunu sağlayamadı. Her kim onun görevini üstlenmeye çalıştıysa bu kez kendi görevini aksattı. Fenerbahçe‘nin hücuma çıkamadığı bir ortamda da bütün planını kontratak üzerine kuran Antalya ve Gençler başarılı olamadı…
Takım oyunundan bahsetmek gerçekten güç. Zira tüm planlar birkaç ismin üzerine kurulmuş vaziyette, aslında daha çok bir kişinin üzerinde. Önce hücum hattının sonra tüm takımın yükü Alex’in omuzlarında. O varken dahi geriden gelmeyen destek ve ilerideki isimlerin değerlendirememesi neticesinde başarı gelmiyordu. O yokken ise tam anlamıyla hiçbir şey yapılamıyor. Orta sahanın ve savunma ile hücum hattını birleştirmenin sorumluluğu ise Emre‘de. Büyük görevi iyi oynayarak değerlendirdiği maçlarda dahi yalnız kalırken, vasat hali takımın çöküşü oluyor. Savunma hattının yükü ise Lugano‘da. Kanatlardan verilen ataklar ve Bilica’nın saçmalıkları derken Luganolu bir savunma hattı dahi zorlanıyorken, Lugano’suz bir savunma hattının ne kadar zor anlar yaşadığı herkesçe malum.
Şimdi Alex dönüyor. Takım oyununun dönmesi ise pek mümkün görünmüyor. Tek adamın üzerine inşaa edilen bir oyun belki Turkcell Süper Lig‘de işe yarayabilir. Ama bu sezon yaramadığı bir gerçek. Hani Avrupa’daki başarının Alex’in yanında Deivid’in müthiş performansıyla geldiğini düşünürsek, yükün paylaşılması gerektiğini söyleyebiliriz. Bakalım tüm yükü geri dönen Alex‘in üzerine yüklemeyi mi tercih edecekler, yoksa kendileri de birşeyler yapmaya başlayacaklar mı? Bakalım Emre tek başına orta sahayı ayakta tutmayı başarabilecek mi? Bakalım Lugano savunmadaki hataları tek başına en aza indirgemeyi başarabilecek mı? Tüm bu soruların yanında görünen köy ise tünelin ucundaki ışığın azaldığı yönünde…
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Oğuz Öztürk 16 February 2010 | Yorumsuz!

Hooijdonk‘un akıllarda yer etmesini sağlayan en önemli faktör frikikleriydi. Fakat onun unutulmamasının nedeni sadece bu değildi…
***
Van Hooijdonk, tıpkı şuan Galatasaray’ın ‘cool’ yıldızı Kewell gibi hangi taraftara sorarsanız sorun ‘çok severim’ cümlesini dedirten bir isimdi… Zaman zaman Fenerbahçe taraftarının özlediği Hooijdonk, Türkiye’de iki yıl kalmıştı ve iki şampiyonluk yaşamıştı. Peki üç büyük takımın taraftarları tarafından aynı anda sempati duyulan Hooijdonk’un sırrı neydi?
***
Öncelikle Hooijdonk çok hırslı ama kimseye zarar vermeyen bir futbolcuydu. Takımı için mücadele ettiğinde herşeyini ortaya koyardı. Sakindi… Belki sakin olmasının nedeni diğer oyunculara oranla yaşça daha büyük, dolayısıyla daha tecrübeli olmasından veya itiraz etmeyi tercih etmeyip, karşı tarafın o an aklında ne geçirdiğini anlaması ile alakalıydı.
***
Hooijdonk Fenerbahçe’ye geldiği ilk sezon bir İstanbulspor maçında taraftarın yerde yatan Alex Yordanov‘a pet şişe atmasına çok kızmış ve Yordanov’un üstüne kapanmıştı. Van Hooijdonk herhangi bir cezanın saha kapatmaya gideceğinin farkındaydı ve aynı zamanda yerde yatan bir futbolcuya yabancı madde atmanın da yanlış olduğunu da düşünerek Yordanov‘un üstüne kapanmıştı.
***
Fenerbahçe bir Ankara deplasmanında Gençlerbirlği ile karlı havada oynarken Van Hooijdonk frikikten attığı gol sonrasında aynı dakika içinde defansta çizgiden bir de top çıkartarak ne kadar hırslı olduğunu ve kazanmayı ne kadar istediğini herkese göstermişti.
***
Van Hooijdonk çok sevildi, yukarıda yazdıklarımız sadece neden sevildiğini gösteren iki küçük hatıra. Bu ülkeden geçip gittiğinde sadece Fenerbahçe taraftarının aklında yer etmemesinin nedeni de açık ve net… Şimdilerde teknik direktör olma çabası içinde olan Hooijdonk’un yolu belki de tekrar yakınlarımıza düşer, kimbilir?