Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Ali İhsan Karakaş 29 Ocak 2010 | Yorumsuz!

Lucas Neill ve Jô’dan sonra Galatasaray, Giovani Dos Santos transferini de basından gizlemeden sonuçlandırmayı başardı. Sezon başından alışık olduğumuz o ters köşeler ve gece yarısı açıklamaları olmadı bu sefer. Dün Giovani transferiyle tıklanma rekoru kıran Galatasaray resmi sitesi aslında bu ilgiyi biraz da takımdan gidecek oyuncunun belirsizliğine borçluydu. Herkesin korktuğu olay gerçekleşmedi ve Harry Kewell takımda kaldı, en azından sezon sonuna kadar. Dos Santos transferinin kurbanı ise zaten sezon sonunda sözleşmesi bitecek olan Shabani Nonda oldu. Baros’un 2 ay olmayacağı dönemde Galatasaray’ın Avrupa Ligi‘nde oynayabilecek tek forveti Nonda’nın gidişi de takımdaki durumu gibi sorunsuz oldu. Yedek kalmayı dert etmeyen, çalıştığı tüm teknik direktörler ve oyuncularla uyum içinde geçinen Nonda, ayrılırken de zorluk çıkarmadı. Sezon sonuna kadar olan ücreti ödenecek olan Kongolu oyuncunun bonservisi tek taraflı olarak feshedildi. Nonda’nın gidişi Avrupa için bir sorun olur mu, pek emin değilim. Çünkü zaten Nonda, bir Baros gibi forvet tanımına tam uyan bir oyuncu değildi. Buradan Nonda forvet değildi anlamı çıkarılmasın sakın. Daha çok ilerde arkası dönük top saklayabilen ve geriden gelecek destekle daha etkili olan bir oyuncuydu Nonda. Topu saklaması, pas alış verişi vs. yönleriyle aslında Galatasaray’a zenginlik ve çeşitlilikte katıyordu ama özellikle son vuruşlardaki bitiriciliği yakın zamanda hayli zayıflamıştı. Aslında buna rağmen bu sezon 22 maçta oynayıp 16 gol atmış. Ancak ne varki kaçırdıkları daha çok göze batıyor. İlerleyen yaşı da düşünülünce zaten muhtemelen sezon sonu da yeni kontrat yapılmayacaktı. Gio’nun gelişi sadece bu süreci hızlandırdı.

Özellikle mâlum tezahüratıyla ve Fenerbahçe’ye attığı golle taraftarın büyük sevgisini kazanan Nonda’nın bir kalemde silinmesi hatta bu ayrılığa fazlasıyla sevinenlerin olmasının nedeni ise tabi ki Harry Kewell’ın takımda kalmış olmasıydı. Bugün Haldun Üstünel’in de söylemiş olduğu gibi “4-6 haftalık bir sakatlık geçireceği için bir oyuncunun sözleşmesini fesh etmek Galatasaray’a yakışmazdı”, hele ki bu adam Kewell’sa kısmını da ben ekleyim. Üstünel aynı zamanda Kewell’ı göndermek gibi bir durumun hiçbir zaman gündeme gelmediğini ve en kısa sürede iyileşip takıma katılmasını istediklerini söyleyerek taraftarın gönlüne su serpti. Ancak röportaj sırasında kullandığı “Kewell’ın gidişi de gelişi gibi görkemli olmalı” sözü beni düşündürdü. Kewell? Gitmek? Aynı cümlede pek hoş durmadı sanki. Ben onun için birkez daha buradan Haldun Üstünel’e 3 dakikayı hatırlatıyım…

Dünkü bekleyiş sürecinin sonunda bir giden, bir kalan ve bir de yeni gelen isim vardı. Bir dönem Barcelona taraftarının gözünde “Yeni Ronaldinho” olan bu ufaklık (1989 doğumlu), İngiltere’nin sert futbolunda da biraz ufak kalmış. Rijkaard’ın adını duyan babasından da onayı alan Brezilyalı görünümlü ama aslen Meksikalı olan Gio, satış opsiyonuyla birlikte Galatasaray’a gelmeyi kabul etmiş. Böylelikle daha öncede birçok ayrılmış ismi tekrar birleştirerek bu yönüyle Sinan Çetin’le Film Gibi programını andıran Galatasaray, bu transferle de Gio-Rijkaard ikilisini biraraya getirmiş oldu. Şaka bir yana aslında Galatasaray bu ara transfer döneminde sezon başındaki doğru hamlelerinin ekmeğini yedi biraz. 13 yıl Premier Lig tecrübesi olan Neill gibi tecrübeli bir ismi, Jô ve Dos Santos gibi gelecek vaad eden 2 önemli genci İngiltere’den koparıp, Türkiye’ye getirmek kolay iş değil. Neill transferinde Neeskens, Jô ve Giovani transferlerinde ise Rijkaard’ın sırf isim olarak bile ne kadar önemli olduğu bir kez daha görmüş olduk. Bunlara ek 4. bir isim daha var elbette ama o sona kalsın.
İleriye dönük kanat oyuncusu olarak görev yapan Gio’nun, Barcelona yıllarındaki performansına göre konuşursak kendisini biraz Keita’ya benzetebiliriz. Onun daha genci ve daha büyük beklenti yaratanı. Ancak ne var ki o beklentiler EPL’de tutmamış bir türlü. Aslında performansı kötü değil ama beklentiler o dönemin Ronaldinho’su standartında olunca sonuç hayalkırıklığı olmuş. Kewell ve Baros kadar olmasa da o da kariyerinin düşüş döneminde geliyor Galatasaray’a. Amaç en az onlar kadar yükselmek, yaşını ve Türk futbolunu da düşünce çok uzak bir amaç da değil. Tam hedeflerine uygun bir seçim Galatasaray. Şu 6 aylık süreçte yakalayacığı çıkış ve devamında kullanılacak opsiyon maddesiyle Rijkaard’la birlikte kendisini bir kez daha Avrupa’ya kanıtlayabilir.
Transferleri büyük ölçüde tamamlayan Galatasaray, Avrupa’da oynayabilecek bir forvet oyuncusu transfer etmezse -ki eğer bir transfer olursa da ben forvet değil, Ali Turan’ı bekliyorum- diziliş olarak 4-6-0 oynayacak gibi görünüyor. Daha önce söylediğim gibi aslında Nonda’yla da buna benzer oynuyordu Galatasaray ama bu sefer o forvet mevkii tam sıfır olacak. Osman Tanburacı‘nın uzun yıllardır bahsettiği bu sistem aslında insanı önce bir heyecanlandırıyor ancak eldeki isimlere bakınca umutsuzluğa kapılıyorsunuz. Burada forvetsiz oynamanın değeri koşan, mücadeleci, yetenekli ve en önemlisi oyunun 2 tarafını da oynayabilen ortasahalar olduğu zaman ortaya çıkar. Bu noktada Galatasaray koşup, mücadele edecek Mustafa Sarp, Ayhan, Barış ve Mehmet Topal gibi isimlere sahip. Maçın önemine göre bu dörtlüden 2 veya 3′ünü seçmek gerekir. Yetenekli olaraksa elde Arda, Elano, Keita ve şimdi bir de Dos Santos var. Yedek olarak da Emre Çolak ve Aydın’da cabası. Kağıt üstünde yada bilgisayar oyununda hayli cezbedici isimler ancak bunlarda kaç tanesi oyunun hem savunma hem hücum alanında etkili olabilir? Maalesef bu isimlerin tamamına yakını tek taraflı oynuyor. Zaman zaman çok iyi maçlar çıkarmalarına rağmen ben hiçbirini bu kategoriye dahil edemiyorum. Galatasaray’ın takviye gerekli en önemli bölgesi ortasaha iken biri sağlık ekibinin çok büyük hatasından kaynaklanan Baros ve Kewell’ın sakatlıkları tüm işleri karıştırdı. Ortasaha transferi de sezon sonuna kaldı. Benim çıkarımlarım ise yönetim bu sene lig şampiyonluğunu kazanıp, önümüzdeki yıl için Şampiyonlar Ligi’nin motivesi ve gelirini önemsediği yönünde. Bunlara ek olarak artacak yayın gelirleriyle de daha büyük bütçeyle, daha iyi bir oyuncuyu almayı düşünüyor. Zaten ara transfer dönemindeki zorluk ve oyuncunun çekeceği uyum sorunu da düşünülünce bu politika gayet mantıklı geliyor.

Son olarak tüm bunlara rağmen bu dönemde yapılan yıldız transferler biraz da Mart’taki seçime yönelik. Üstteki düşüncelerin gerçekleşmesi için Adnan Polat yönetiminin devam etmesi gerekiyor. İşte bu aşamada da devreye Adnan Polat’ın prensi diye nitelendirebileceğimiz Haldun Üstünel giriyor. Aralık ayından beri yurtdışında olan Haldun Üstünel, daha dün dönebildi yurda. 1.5 aylık gurbet döneminde Ada’dan 3 imza getirdi. Bu transferleri tek başına ne Galatasaray’ın ne de Rijkaard ve Neeskens’in adlarıyla açıklayamayız. Bunlara ek olarak Haldun Üstünel ve Murat Yalçındağ’ı eklediğimizde bir bütün oluyorlar, ortada bir ekip işi var. Hatta Neill transferini düşününce ona önbilgi veren ve Galatasaray’ı öneren Kewell’ı, yine Jô transferinden Elano’yu da bu ekibe dahil edebiliriz. Kendisi adının çok ön plana çıkmasından rahatsız ancak “Eee Elano’yu kim getirdi ?, ya da Jô’yu ?, ya da Rijkaard-Neeskens ikilisini ?” diye düşününce her yol ona çıkıyor. Eskiden medyada çıkan sallamasyon, abartılı isimlere “Yok daha neler” tepkisi veren realist taraftar bile şimdi “Ulan, acaba?” diye düşünüyorsa kendisi tüm bu övgüleri hakediyordur. Transferleri nasıl gerçekleştirdiği, nasıl ikna ettiği bölümlerine takılmayan taraftar, artık sadece ona inanıyor. Hatta iyice doygunluğa ulaşanların, dün Gio’nun İstanbul’a gelişinde “Haldun Üstünel Yeteeer” diye tezahüratlarına şahitlik ettik. Şimdi resmi sitedeki giriş resmine bir bakın, sonra da Murat Kosova‘nın “Football Manager 2009 oyununda Galatasaray’ı alsanız bu transferleri yapamazsınız” sözünü hatırlayın. O zaman yazıyı da Haldun Üstünel’in sözüyle bağlayıp, noktayı koyalım; “Bu büyük isimlerin Galatasaray’a gelmesi önemli değil. Bizim en büyük temennimiz, bu çalışmalarımızın bize başarı olarak geri dönmesi. Bizim için en önemli şey, takımımıza yeni katılan arkadaşlarımızın ortaya koyacağı performanstır.”
Etiketler: Analiz, Emre Çolak, galatasaray, Gio, Giovani, Giovani Dos Santos, Giovani-Kewell-Nonda Üçgeni, haldun üstünel, Haldun Üstünel Yeteeer, harry kewell, Jo, lucas neill, Murat Kosova, neeskens, Nonda, Osman Tanburacı, Yeni Ronaldinho
Kategori: Futbol
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Ali İhsan Karakaş 21 Ocak 2010 | Yorumsuz!

21 Ocak Perşembe, 19.32
Galatasaray, Manchester City’nin forvet oyuncusu Joao Alves’i sezon sonuna kadar kiralık olarak renklerine bağladı. Linderoth’un sözleşmesini tek taraflı fesheden Galatasaray yönetimi Baros ve Kewell’ın sakatlık haberleriyle meydana gelen forvet sorunu Brezilyalı Jo ile doldurdu.
2008 sezonu başında CSKA’da yaptığı çıkışla Manchester City’e transfer olmayı başaran Jo, burada fazla forma şansı bulamamış ve bu sezonun başında Everton’a kiralık gönderilmişti. Everton formasıyla çıktığı 26 maçta 5 gol atan 22 yaşındaki oyuncu, aynı zamanda iki senedir de Brezilya Milli Takımı’na seçiliyor. Transferdeki en büyük handikap ise Jo‘nun Avrupa Ligi maçlarında oynayamayacak olması. Bu durumu bilindiği halde böyle bir transfer yapılıyorsa başta Haldun Üstünel olmak üzere Galatasaray yönetiminin başka planları da var demektir. Yoksa Galatasaray Mart’taki genel seçim öncesi Avrupa’da oynatılamayacak bir oyuncu almazdı. Jo konusuna gelince sırf lig için düşünüldüğünde elbette iş yapacaktır. En azından hızı ve bitiriciliği Nonda’dan daha iyi bir oyuncu ancak benim beklentilerimi karşılayacak bir transfer olmadı maalesef. Uzun zamandır Galatasaray’da görmediğimiz ve bu yönünü çok takdir ettiğimiz bir “günü kurtarma transferi” olarak görünüyor olay. Önemli olan bundan sonra yapılacak olan hamleler. Mütemadiyen bekliyoruz…
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Ali İhsan Karakaş 14 Ocak 2010 | Yorumsuz!

14 Ocak Perşembe, 00.55
Galatasaray taraftarının merakla beklediği stoper transferi sonunda gerçekleşti. Lucas Neill transferi az önce galatasaray.org‘dan resmen açıklandı.
Gökhan Zan, Emre Güngör ve Semih Kaya’nın sakatlık sorunu yaşadığı, Emre Aşık’ın da gerek yaşı gerek form durumu nedeniyle düşünülmediği kadroda Lucas Neill, Servet’e partnerlik yapacak. Daha önce Everton takımında forma giyen Avusturyalı oyuncu, 32 yaşında. Galatasaray’la 1.5 yıllık sözleşme imzalayan başarılı savunmacı asıl mevkii sağ bek olmasına rağmen stoperde de görev yapabiliyor. 9 senedir Premier Lig‘de forma giyen Neill, ayrıca Harry Kewell ile birlikte Avusturalya Milli Takımı’nda da oynuyor. UEFA Avrupa Ligi‘nde Atletico Madrid engelini aşması halinde eşleşeceği muhtemel rakiplerden olan Everton gelen tecrübeli oyuncunun Avrupa maçlarında oynayamama gibi bir engeli de bulunmuyor.
Bu transferler birlikte yabancı kontenjanı dolan Galatasaray‘da yeni hedef, Rijkaard’ın da isteği doğrultusunda olan yerli bir santrafor transferi.
Etiketler: atletico madrid, Everton, galatasaray, Galatasaray Transferleri, Galatasaray'a Yeni Stoper, Galatasaray'ın Yeni Stoperi, haldun üstünel, harry kewell, İşte Galatasaray'ın Yeni Transferi, Lucas Edward Neill, lucas neill, Lucas Neill Galatasaray'da, Neill Galatasaray'da, Transferler
Kategori: Transferler
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Ali İhsan Karakaş 5 Ocak 2010 | 1 Yorum

Galatasaray'la olan resmi sözleşmesi 31 Mayıs 2010'da bitecek olan Harry Kewell, pazar gecesi kampa katılmak üzere İstanbul'da gelmişti.
Dün resmi olarak başlayan ara transfer dönemi içinde Galatasaray’ın santrafor ve forvet arayışı kadar önemli bir durumda Kewell’in sözleşmesi. Galatasaray’a geldiği günden beri müthiş bir çıkış yakalayan Kewell ile ilgili önce Gazprom destekli Zenit’in adı geçmişti medyada, ardından da Alex Ferguson‘un Owen örneğindeki gibi bir ilgisinden söz edildi Avusturalyalı oyuncu için. Son olarak bir de Stoke City çıktı. Medyanın transfer haberlerindeki tutarlığını! göz önüne alınca bunların doğruluk payı ne kadardır tartışılır ama sözleşme konusunda Kewell’ın da kafasının çok rahat olmadığını biliyoruz. 2 yıldır İngiltere’de yaşayan eşi ve çocuklarından uzak kalan oyuncu, genelde bu aile özleminden yakınıyor ve tüm tatillerde derhal onlara koşuyordu.

Bu konuda eşi Sheree Murphy hâla 2008′deki söylemlerinin arkasında mı bilinmez ama 2 gün önce ITV4 kanalı ile yaptığı anlaşmayla televizyon kariyerini sürdüreceği belli oldu. Sanırım o da topu Kewell’a atmış durumda. Harry cephesinden ise bu konuda son açıklama 11 Aralık 2009‘da deplasmanda 3-2 kazanılan Antalyaspor maçından sonra gelmişti. Lig Tv muhabirinin sorusuna “Burada oynamak benim için harikaydı ama bu benim kararım değil. Benim elimde olan birşey değil. Burada kalıp, bu kulüp için oynamayı çok isterim. Burada olmak büyük bir ayrıcalık ancak yine de kararı yönetim kurulu verecek.” demişti. Kısacası iş Haldun Üstünel‘e kalmış gibiydi. O da Kewell’a övgüler yağdırarak sözleşme yenilememiz sadece 3 dakika sürer diye bir açıklama yaparak gönüllere su serpmişti. Ancak henüz daha somut bir gelişmenin yaşanmamış olması ve basında sürekli çıkan yalan-yanlış haberlerle zihin bulandırılması da kafalardaki “acaba”ların yok olmasına izin vermiyor.

Başta Galatasaray taraftarı olmak üzere tüm futbolseverlerin bu kadar benimsediği ve saygı duyduğu, uğruna “Stay with us Harry” pankartlarının hatta sitelerinin açıldığı bir oyuncu için yönetim daha fazla gecikmemeli. Futbolcu almanın ve satmanın en zor olduğu bu dönemlerde farklı sevdalara kapılıp Harry ihmal edilmemeli. Büyük ihtimalle şu an yurtdışında olan ve basına yeni ters köşeler hazırlayan 007 Haldun, döner dönmez Harry Kewell sorunsalını mutlu sonla bitirmeli. Aman diyim, Kewell gibisi zor gelir. Kaçırmamak lâzım…
Etiketler: 007 Haldun, ara transfer dönemi, Bırakmayın Kewell'ı, galatasaray, haldun üstünel, harry kewell, Harry Kewell pankartı, ITV4, kewell, Kewell ve Yeni Sözleşme, Lig Tv, Sheree Murphy, Stay with us Harry, Stay with us Harry Kewell
Kategori: Futbol
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Ali İhsan Karakaş 1 Eylül 2009 | Yorumsuz!

Galatasaray, kötü oynadığı Ankara deplasmanında oyuna sonradan giren Kewell ve Nonda‘nın golleriyle 2-0 kazandı. Ayhan ve Gökhan’ın kadroda olmadığı maçta Galatasaray’da Emre Aşık ve Mehmet Topal ilk 11′de başladı. Elano da Talinn maçından sonra ilk defa bir lig maçına 11′de başladı. Elano‘nun gelmesiyle kesik yiyen isim ise Aydın’dı. Bunun dışında alışılmış kadro ile çıktı sahaya Galatasaray.

Beklenilenin aksine Ankaraspor maça daha iyi başlayan taraf oldu. Ankaraspor’da Ömer’in ileriye yaptığı bindirmeler, Galatasaray savunmasının solunu zorladı. Elano’nun ortada Arda’nın solda olduğu sistemde, Arda’nın hâla serbest takılması Hakan Balta‘nın önünü boşalttı. İlk yarının en kötü isimlerinden görünen Hakan Balta da kendi başına çok yetersiz kaldı. Birçok kez rakiplerini kaçırdı. Ankaraspor’da bu durumu iyi fark ederek hep sol taraftan zorladı Galatasaray’ı. Galatasaray ise maça her zamanki görüntüsünden uzak ve biraz da isteksiz başladı. Keita‘nın bireysel çabasının yanına eşlik edecek bir başka isim çıkmadı. Özellikle Mustafa Sarp ve Mehmet Topal orta sahası fena halde kötüydü. Ayhan’ın yokluğu fazlasıyla hissedildi. Genelde herkes pek sevmez Ayhan‘ı ama ben mücadelesi ve emeğini hep takdir ederim. Kendisi bu takımın yükünü çeken ama çok görülmeyen isimlerindendir. Mehmet Topal’ın Ayhan’ın yerini alamaması bugünkü kötü oyunun en önemli nedeniydi. İlk defa hücum ve savunma blokları arası irtibat kesildi ve bu sene ilk defa Galatasaray bu kadar çok uzun top attı. Topal’ın savunmanın arasına kayarak kaybolması Mustafa Sarp‘ı da etkiledi. Hâl böyle olunca Ankaraspor’da dirençli oyunuyla daha üstün görünen taraf oldu.

İlerleyen dakikalarda biraz hareketlenen Galatasaray, önce Mustafa Sarp sonra da Elano’yla etkili pozisyonlar buldu. Ama kaleci Senecky iki pozisyonda da çok iyi kurtarışlar yaptı. Baros ise ilerde savunmayı yıpratmanın ötesinde bir varlık gösteremedi. Bazı pozisyonlarda vereceği paslar skoru değiştirebilirdi. Ama üstündeki formsuzluk devam ediyor. Onun dışında Elano‘nun gelişi daha doğrusu henüz alışma evresinde oluşu ilerideki düzeni de bir parça bozmuş. Arda’nın ortada daha etkili olduğunu önce de söylemiştim. Yine yenileyim. Elano’nun gelmesiyle kendisini sola hapsetti gibi oldu. Elano’nun kopuk kopuk oynadığı ilk yarıda Arda da pek ön plana çıkmadı. Keita’nın etkili oyunu da tek başına yeterli olmadı. Sonuç itibariyle devre golsüz bitti. Ama bu duruma üzülen Galatasaray’dan çok Ankaraspor oldu. Çünkü ilk yarıda daha üstün oynadılar ama buldukları fırsatları değerlendiremediler.

İkinci yarıya da Ankaraspor aynı iştahla başladı. Galatasaray’ın kötü oyunu da aynen devam ediyordu. Ta ki 60. dakikaya kadar. Rijkaard, Elano-Kewell ve Baros-Nonda değişikliklerine gitti. Açıkcası ben Mehmet Topal’ın çıkmasını bekliyordum. Ama Elano ve Baros da kenara alınabilecek isimlerdi. Rijkaard tercihini bu yönde kullandı ve ardından Galatasaray silkelendi. Değişikliğin hemen ardında Galatasaray Sabri’nin pasında Nonda’yla golü buldu ancak pozisyon ofsayt olduğu için gol geçerli sayılmadı. Yine de Galatasaray’ın iştahı geri geldi. Kewell‘ın girmesiyle Arda ortaya yanaşarak daha aktif oldu. Son 20′ye girilirken bu sefer Keita-Aydın değişikliğiyle son kozunu da oynadı Rijkaard. Maçın başından beri Galatasaray’ın en istikrarlı ve arzulu ismi Keita’nın çıkması da beni şaşırttı. Ama Aydın’ın bu sene çok fazla süre alacağını daha önceden belirtmiştim. Aydın için Rijkaard büyük fırsat.

Rakip kalede tüm baskıyı kuran Galatasaray, Arda’nın kullandığı kornerde Kewell‘ın akıl dolu ön direk koşusu sayesinde golü de buldu. Geçen sene Olympiakos‘a atılan golün kopyasıydı. Kewell yine yaptı büyüsünü, attığı gole takımı da rahatladı. Ardından tekrar Galatasaray eski acımasız kimliğine bürünerek deli gibi hücum etmeye başladı. Bir yanda Kewell, diğerinde Aydın, Arda, Nonda falan derken hem benim hem rakibin başını döndürdüler. Aydın’ın harika arapasına hareketlenen Nonda bu sefer nizami bir gol atarak skoru da rahatlattı. Maç boyu vasatın altında kalan Galatasaray, son 20 dakikadaki performansıyla Ankaraspor engelini de aştı. Rijkaard’ın değişikleri, Kewell’ın zekası, Arda’nın bu seneki inanılmaz duran topları ve Aydın’ın son goldeki asisti ile bu hafta da süprize yer vermedi Sarı Kırmızılılar. Galatasaray 3 gol ortalamasının altında kalmasına rağmen yine kazandı ve liderliğini korudu. Bu galibiyet, kadro derinliğinin önemini gösteren ilk maç oldu. Galatasaray’ın kulübesine bakarsak bu şekilde daha çok maç görebiliriz. Tabi oyun olarak en kısa sürede toparlanacaklarını düşünüyorum.

Gözüme Takılanlar
- Taraftarın Haldun Üstünel sevgisi. Yaptığı transferler ve Galatasaraylı duruşuyla bir taraftar efsanesi olma yolunda ilerliyor.
- Galatasaray’ın 2288 ve Ankaraspor’un sarı forması. İki takımında kendi renkleriyle alakasız formaları tercih etmelerini anlayamadım. Yahu mis gibi açık mavi Ankaraspor ve parçalı Galatasaray forması varken ne alaka yani?
- İkinci golden sonra yapılan Nonda tezahüratı. Salako melodisinden midir yoksa içerikten midir epey komiğime gitti. Kusura bakmayın sözleri yazamıyorum.
Etiketler: Ankaraspor, Ankaraspor 0 - 2 Galatasaray, Ankaraspor-Galatasaray, galatasaray, haldun üstünel, kewell, Mustafa Sarp, Nonda, parçalı, Salako, Senecky
Kategori: Futbol
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Ali İhsan Karakaş 21 Ağustos 2009 | Yorumsuz!

Galatasaray, playoff ilk maçında Levadia Tallinn’i 5-0 yenerek gruplara kalmayı garantiledi. Haftaya güzel bir Estonya tatili bekliyor oyuncuları.
Ligdeki rotasyon arasının ardından bugün yine alışılmış kadro ile çıktı sahaya Galatasaray. Sabri, Gökhan, Servet, Hakan Balta defans bloğunun önünde Mustafa ve Ayhan, ilerde de Arda, Aydın, Keita ve Baros dizilişi vardı. Kalite olarak rakibin çok üstünde bulunan Galatasaray, maça etkili başladı. Levadia takımı ise katı bir savunma uygulamayı tercih etti. Kilidi açmak için kanatları kullanan Galatasaray, Keita ile sağdan etkili ataklar geliştirdi. İlk yarının en çalışkan ve en arzulu oyuncusuydu Keita. Arda’nın girdiği gol pozisyonunu da çok iyi takip eden Popito, Galatasaray’ı 1-0 öne geçirdi. Yalnız bu gole rağmen Estonya ekibi gayretli savunmasından taviz vermedi. Rakip sahaya bile lütfenle geçtiler. Leo Franco‘nun piknik yaptığı bir maç oldu.

Devrenin yıldızı Keita, soyunma odasına gitmeden duran topun başına geçti. Ayhan dokundu, Sabri durdurdu. Duran top geleneği bozulmamış oldu. Keita’nın müthiş şutu Sami Yen’i coşturdu. Taraftarla arasında da müthiş bir bağ oluştu. Sempatik tavırları ve başarılı performansını devam ettirdiği takdirde Keita, Türkiye’de ikinci bir Nouma olabilir. Onun dışında ilk yarıda Arda’nın pozitif oyunu ve Aydın-Sabri ikilisinin vasat futbolu aklımda kalanlar. Rakibin çağ dışı oyunundan ötürü Galatasaray’da ilk yarı çok keyif vermedi. Böyle takımları bireysel yeteneklerle aşmak gerek klişesini de Keita yerine getirdi, ilk devre.

İkinci yarıya aynı kadroyla başlayan Galatasaray, 55. dakikada Baros’un yerde kaldığı pozisyonda ucuz bir penaltı kazandı. Günün şansız ismi Baros, penaltıdan bu sıkıntısına son verdi. Fark 3 oldu. Ertem Şener’in deyimiyle “Milan Baros, bu da çok hoş.” 3-0′dan sonra rakip, oyun disiplininden kopmaya başladı. Bunun üzerine Rijkaard’ın yaptığı Aydın-Kewell, Baros-Elano ve Sarp-Topal değşikliği farkın introsu oldu. Hakan Balta’nın güzel pasında, Kewell’ın sol çaprazdan tam köşeye yaptığı müthiş vuruş 4. golü getirdi. Kewell gibi bir oyuncuya sahip olmak inanılmaz bir şans. Onun kalitesi, yeteneği bambaşka. Elimde olsa Kewell’a süresiz mukavele imzalatırım, o derece.
Gelen goller ve ikinci yarıdaki oyun seyirciyi mest etmiş ve 5. golü isterken Arda’nın ortasında Leitan, Keita’dan önce davranarak kendi kalecisini mağlup etti. Skoru yuvarladı, 5 oldu. Böylece Arda’nın müthiş ortası da boşa gitmemiş oldu. Buna asist yazarlar mı bilmem ama Arda her zamanki gibi alkışı hak eden bir oyun çıkardı. Ortada başladı. Elano girdikten sonra sağa kaydı. Ama her iki bölgede de etkili oynadı. Günün taze çiçeği Elano ise siftahı yaptı. Maç koptuktan sonra girdiği ve kısa süre oynadığı için birşey söylemek yersiz olur. Oynadıkça görecez kendisini.

Sonuç olarak Galatasaray, alt sınıf takımlara karşı şovunu sürdürüyor. Hiç bulunmaması gereken turlarda mücadele ederek, acısını rakipten çıkarıyor. Neyse ki son bir maç kaldı. Bundan sonrası gruplar. Beşiktaş‘ın yanına bugünkü sonuçlarla Fenerbahçe ve Galatasaray‘ı da ekliyoruz Avrupa seyahatine. Maalesef Trabzon‘un işi mucizelere kaldı. Sivas ise biçare.

Gözüme Takılanlar
- Keita’nın her golden sonra armayı öpmesi ve bir şekilde gol sevincine dahil etmesi. Tribünleri nasıl etkileyeceğini iyi biliyor Popito.
- Haldun Üstünel‘in maçta olması. İspanya’da olduğuna dair haberler vardı ama tribünde görünce şaşırdım.
- Ertem Şener repkileri. “İşte kader, işte kısmet, işte Keita” , “Harry Kewell, Galatasaray şimdi cıvıl cıvıl” gibi sözleri önceden hazırladığına dair hiçbir şüphem kalmadı artık. Amacı dikkat çekmek olduğu için dikkatimi çektiğini belirtiyim.
Etiketler: Arda Turan, Elano Blumer, Ertem Şener, Ertem Şener replikleri, galatasaray, Galatasaray 5 - Levadia Tallinn 0, haldun üstünel, kader keita, keita, Levadia Tallinn, Popito, Sami Yen
Kategori: Futbol
Önceki Yazılar