Organik Futbol Anasayfa »

#17 Unutulmaz Anlatımlar Serisi

Yazar: Ali İhsan Karakaş 13 May 2011 | 1 Yorum

Tarih: 26 Şubat 2009
Yer: Ali Sami Yen / İstanbul

Şu an için Galatasaray taraftarına daha uzak gelebilir ama çok değil, sadece 2 yıl öncesi. 2008-2009 sezonu. UEFA Avrupa Ligi‘nde Benfica’yı, Hertha Berlin’i deplasmanda yenerek saf dışı bırakan Galatasaray, Metalist’in ardından B grubunu 2. sırada bitirerek UEFA Avrupa Ligi’nde gruplardan çıkan ilk Türk takımı ünvanıyla 3. tura yükseliyordu. Rakip Şampiyonlar Ligi‘nde Roma ve Chelsea’nin ardından grubunu 3. sırada bitiren Fransız temsilcisi Bordeaux‘du. Son yıllarda birbirleriyle eşleşmeleri olağan hale gelmiş iki takım, Fransa’daki ilk maçtan golsüz beraberlikle dönüyordu. İki takımın da İstanbul’daki rövanş maçı öncesi kendi liginde 5. sırada ve liderden 8 puan geride yer alması ise ilginç bir tesadüftü. Ancak Galatasaray için zirveden bu kadar uzaklaşmak ve rövanş öncesi lig sonuncusu Kocaelispor’a Ali Sami Yen‘de 5 gol yiyerek yenilmek, mali genel kurul öncesi yönetimi “radikal kararlar almaya” zorladı. Puan kayıplarının sorumlusu olarak fatura Michael Skibbe‘ye çıktı ve Alman teknik adamın görevine son verilerek ani bir şekilde yerine Florya’nın gerçek sahiplerinden Bülent Korkmaz getirildi. Cevat Güler ise yardımcı antrenör olarak görevine devam etti. Türkiye Kupası‘ndan elenilmiş, lig şampiyonluğu hayli zora girmiş, tutunulacak tek dal olarak Avrupa kalmış -ki Kadıköy’de final oynama ideali mevcut- İşte bu zorlu süreçte Galatasaray mutlak galibiyet parolasıyla çıkıyordu Sami Yen’in çimlerine…

Maçtan Kısa Kısa Notlar

- Maç öncesi başta Galatasaray-Kayserispor maçındaki yönetiminden dolayı Selçuk Dereli, MHK ve futbol federasyonuna karşı bir güç gösterisi niteliğinde Kapalı üstte açılan dev “Galatasaray Türkiye’dir” pankartı, bu maçın sonucu ve Euro 2008 hatıralarıyla çok daha farklı bir hâl aldı.

- Sırtı kırmızı, uzun kollu parçalı formanın duruşu ayrı, kısa kollularla Avrupa maçının düşüncesi ayrı güzel.

- Şifreli D-Smart platformuna edilen küfürler eşliğinde kahvehanelere yönelen veya kendi imkanlarıyla uydudan Fransız W9 kanalını arayan futbolseverler…

- Maçın ilk düdüğüyle daha yerleşmeye fırsat bulamayanları koltuklarına çivileyen şok Bordeaux golü. Sami Yen’de boğazlara düğümlenen ilk 3′lü…

- Gençlik Marşı‘nın gazıyla ilk şoku atlatıp, hareketlenen Galatasaray.

- Daha 15 dk dolmadan gelen 2. şok. Servet ve Emre Güngör’ün olmadığı dönemde üstüne bir de Mehmet Topal’ı kaybetmek.

- UEFA finalinde 35 dk kırık kolla oynayan Cesur Yürek‘in, Galatasaray’ın başındaki ilk resmi maçında yine bir kol sakatlığıyla zor duruma düşmesi…

- “19. dk’da 19 numarasıyla oyuna giren Harry Kewell (by Emre Tilev)

- Devre bitmeden en azından beraberlik golü arayışları ve körün isteğine Allah’ın cevabı. Önce Arda’nın vuruşunu ıskalayan rakip ardındansa “KÜVIĞLLL”

- Emre Aşık.

- Kewell’ın golüne tribündeki Hasan Şaş’ın şaşkınlıkla karışık, küfürlü tepkisi.

- Golü daha da güzelleştiren, top daha Kewell’a gelirken hissetmişcesine tribünlerin şahlanması. “Lay lay la lay la lay la lay la…”

- Baros’un pembe kramponları.

- Kabus gibi başlayıp, hayal gibi biten bir ilk devre.

- Skorun da coşkusuyla son dönemdeki en iyi Galatasaray tribün performansı.

- “Bu sene de şampiyonluklar göreceğiz Galatasaray, Saraçoğlu’nda UEFA’yı alacağız Galatasaray İN-ŞAL-LAH”

- “Saldırın, saldırın, saldırın… Kadıköy’de final için saldırın…”

- Anadolu yakasına selam, Avrupa yolculuğuna devam.

- Tribünle birlikte coşan oyuncular ve sonu gol olmasa da Galatasaray’ın takım olarak yaptığı en iyi pas organizasyonu. Ders diye okutulur.

- “Allah’ım Brezilya mı?”

- Rakibini kendi korner direğine kadar kovalayan Arda Turan. [Arda'nın #66 olduğu dönemler. (vol.1)]

- Maç anlatırken bir spikerin başına gelebilecek en güzel şey. “3 gelecek gibi, gol kokuyor gol”

- “Önce koklattın, sonra tattırdın” (by Emre Tilev)

- Tribünlerin maçtaki tek kusuru, 3. gol sonrası yapılan tezahürat. “Saldır! Cimbom! Okey! Let’s Go!” wtf?

- Örümcek kameramız var bizim.

- “Lincoln soyun ve Hagi ol” (by Emre Tilev)

- Önce Chamakh, ardından Cavenaghi. İstanbul’un soğuğu yetmezmiş gibi bir soğuk duş daha Galatasaray’a.

- Bülent Korkmaz‘dan Balta-Nonda değişikliği.

- Taç atışını bekletmeden kullanan futbolcu. “Ver abicim, ver…” [Arda'nın #66 olduğu dönemler. (vol.2)]

- “Kaleye de gelir, orta da gelir, her şey olur ama gol olsun, ne olur…” (by Emre Tilev)

- Son koz olarak Mehmet Güven.

- “Rame kaldı kalesinde. Dışarı. Sabri. Goooolll”

- Haldun Üstünel.

- “Bu Galatasaray adamı hem öldürür, hem güldürür” (by Emre Tilev)

- Golden sonra Sabri’nin ilk koştuğu kişi Ümit Karan, Sabri’ye ilk koşan ise Harry Kewell. *FOTO*

- Adnan Polat’tan makas alan el hâlâ gizemin koruyor.

- Kewell’ın “Daha kocaman 3 dk var tepkisi?” Unutulmaz.

- “Yürekler artık ağzımızın içinde, dans ediyor” (by Emre Tilev)

- “Hadi koş Baros, ofsayt da yok. Geriye, Rame. Hadi bir tutama…”

- 92. dk’da ceza sahasının içinde savunma yapan, topu oyunda tutmaya çalışan Arda Turan. [Arda'nın #66 olduğu dönemler. (vol.3)]

- Lincoln’ü hakemin dahi zor durdurması.

- 4 gün önce Kocaelispor’dan 5 yerken, 4 gün sonra Bordeaux’u 4 golle eleyen Galatasaray. “Avrupa Fatihi”

- Gollerdeki hatalı isimler De Sanctis ve Meira’nın maç sonu Sabri ile bütünleşmesi, bir nevi teşekkür borcu.

- Maç başında yarım kalan 3′lünün, maç sonunda Bülent’in talimatıyla tekrar sahaya çıkan Sabri’nin önderliğinde tamamlanışı.

- “Tam bu anda kesilmez ama…”

İşte Emre Tilev’in unutulmaz anlatımıyla, Galatasaray-Bordeaux maçından seçilmiş bölümler;

Unutulmaz Anlatımlar Serisi‘nin diğer yazıları için tıklayınız…

Videolara http://www.youtube.com/user/organikfutbol adresinden de ulaşabilirsiniz.

Organik Futbol Anasayfa »

Giovani – Kewell – Nonda Üçgeni

Yazar: Ali İhsan Karakaş 29 January 2010 | Yorumsuz!

Lucas Neill ve Jô’dan sonra Galatasaray, Giovani Dos Santos transferini de basından gizlemeden sonuçlandırmayı başardı. Sezon başından alışık olduğumuz o ters köşeler ve gece yarısı açıklamaları olmadı bu sefer. Dün Giovani transferiyle tıklanma rekoru kıran Galatasaray resmi sitesi aslında bu ilgiyi biraz da takımdan gidecek oyuncunun belirsizliğine borçluydu. Herkesin korktuğu olay gerçekleşmedi ve Harry Kewell takımda kaldı, en azından sezon sonuna kadar. Dos Santos transferinin kurbanı ise zaten sezon sonunda sözleşmesi bitecek olan Shabani Nonda oldu. Baros’un 2 ay olmayacağı dönemde Galatasaray’ın Avrupa Ligi‘nde oynayabilecek tek forveti Nonda’nın gidişi de takımdaki durumu gibi sorunsuz oldu. Yedek kalmayı dert etmeyen, çalıştığı tüm teknik direktörler ve oyuncularla uyum içinde geçinen Nonda, ayrılırken de zorluk çıkarmadı. Sezon sonuna kadar olan ücreti ödenecek olan Kongolu oyuncunun bonservisi tek taraflı olarak feshedildi. Nonda’nın gidişi Avrupa için bir sorun olur mu, pek emin değilim. Çünkü zaten Nonda, bir Baros gibi  forvet tanımına tam uyan bir oyuncu değildi. Buradan Nonda forvet değildi anlamı çıkarılmasın sakın. Daha çok ilerde arkası dönük top saklayabilen ve geriden gelecek destekle daha etkili olan bir oyuncuydu Nonda. Topu saklaması, pas alış verişi vs. yönleriyle aslında Galatasaray’a zenginlik ve çeşitlilikte katıyordu ama özellikle son vuruşlardaki bitiriciliği yakın zamanda hayli zayıflamıştı. Aslında buna rağmen bu sezon 22 maçta oynayıp 16 gol atmış. Ancak ne varki kaçırdıkları daha çok göze batıyor. İlerleyen yaşı da düşünülünce zaten muhtemelen sezon sonu da yeni kontrat yapılmayacaktı. Gio’nun gelişi sadece bu süreci hızlandırdı.

Özellikle mâlum tezahüratıyla ve Fenerbahçe’ye attığı golle taraftarın büyük sevgisini kazanan Nonda’nın bir kalemde silinmesi hatta bu ayrılığa fazlasıyla sevinenlerin olmasının nedeni ise tabi ki Harry Kewell’ın takımda kalmış olmasıydı. Bugün Haldun Üstünel’in de söylemiş olduğu gibi “4-6 haftalık bir sakatlık geçireceği için bir oyuncunun sözleşmesini fesh etmek Galatasaray’a yakışmazdı”, hele ki bu adam Kewell’sa kısmını da ben ekleyim. Üstünel aynı zamanda Kewell’ı göndermek gibi bir durumun hiçbir zaman gündeme gelmediğini ve en kısa sürede iyileşip takıma katılmasını istediklerini söyleyerek taraftarın gönlüne su serpti. Ancak röportaj sırasında kullandığı “Kewell’ın gidişi de gelişi gibi görkemli olmalı” sözü beni düşündürdü. Kewell? Gitmek? Aynı cümlede pek hoş durmadı sanki. Ben onun için birkez daha buradan Haldun Üstünel’e 3 dakikayı hatırlatıyım…

Dünkü bekleyiş sürecinin sonunda bir giden, bir kalan ve bir de yeni gelen isim vardı.  Bir dönem Barcelona taraftarının gözünde “Yeni Ronaldinho” olan bu ufaklık (1989 doğumlu), İngiltere’nin sert futbolunda da biraz ufak kalmış. Rijkaard’ın adını duyan babasından da onayı alan Brezilyalı görünümlü ama aslen Meksikalı olan Gio, satış opsiyonuyla birlikte Galatasaray’a gelmeyi kabul etmiş. Böylelikle daha öncede birçok ayrılmış ismi tekrar birleştirerek bu yönüyle Sinan Çetin’le Film Gibi programını andıran Galatasaray, bu transferle de Gio-Rijkaard ikilisini biraraya getirmiş oldu. Şaka bir yana aslında Galatasaray bu ara transfer döneminde sezon başındaki doğru hamlelerinin ekmeğini yedi biraz. 13 yıl Premier Lig tecrübesi olan Neill gibi tecrübeli bir ismi, Jô ve Dos Santos gibi gelecek vaad eden 2 önemli genci İngiltere’den koparıp, Türkiye’ye getirmek kolay iş değil. Neill transferinde Neeskens, Jô ve Giovani transferlerinde ise Rijkaard’ın sırf isim olarak bile ne kadar önemli olduğu bir kez daha görmüş olduk. Bunlara ek 4. bir isim daha var elbette ama o sona kalsın.

İleriye dönük kanat oyuncusu olarak görev yapan Gio’nun, Barcelona yıllarındaki performansına göre konuşursak kendisini biraz Keita’ya benzetebiliriz. Onun daha genci ve daha büyük beklenti yaratanı. Ancak ne var ki o beklentiler EPL’de tutmamış bir türlü. Aslında performansı kötü değil ama beklentiler o dönemin Ronaldinho’su standartında olunca sonuç hayalkırıklığı olmuş. Kewell ve Baros kadar olmasa da o da kariyerinin düşüş döneminde geliyor Galatasaray’a. Amaç en az onlar kadar yükselmek, yaşını ve Türk futbolunu da düşünce çok uzak bir amaç da değil. Tam hedeflerine uygun bir seçim Galatasaray. Şu 6 aylık süreçte yakalayacığı çıkış ve devamında kullanılacak opsiyon maddesiyle Rijkaard’la birlikte kendisini bir kez daha Avrupa’ya kanıtlayabilir.

Transferleri büyük ölçüde tamamlayan Galatasaray,  Avrupa’da oynayabilecek bir forvet oyuncusu transfer etmezse -ki eğer bir transfer olursa da ben forvet değil, Ali Turan’ı bekliyorum- diziliş olarak 4-6-0 oynayacak gibi görünüyor. Daha önce söylediğim gibi aslında Nonda’yla da buna benzer oynuyordu Galatasaray ama bu sefer o forvet mevkii tam sıfır olacak. Osman Tanburacı‘nın uzun yıllardır bahsettiği bu sistem aslında insanı önce bir heyecanlandırıyor ancak eldeki isimlere bakınca umutsuzluğa kapılıyorsunuz. Burada forvetsiz oynamanın değeri koşan, mücadeleci, yetenekli ve en önemlisi oyunun 2 tarafını da oynayabilen ortasahalar olduğu zaman ortaya çıkar. Bu noktada Galatasaray koşup, mücadele edecek Mustafa Sarp, Ayhan, Barış ve Mehmet Topal gibi isimlere sahip. Maçın önemine göre bu dörtlüden 2 veya 3′ünü seçmek gerekir. Yetenekli olaraksa elde Arda, Elano, Keita ve şimdi bir de Dos Santos var. Yedek olarak da Emre Çolak ve Aydın’da cabası. Kağıt üstünde yada bilgisayar oyununda hayli cezbedici isimler ancak bunlarda kaç tanesi oyunun hem savunma hem hücum alanında etkili olabilir? Maalesef bu isimlerin tamamına yakını tek taraflı oynuyor. Zaman zaman çok iyi maçlar çıkarmalarına rağmen ben hiçbirini bu kategoriye dahil edemiyorum. Galatasaray’ın takviye gerekli en önemli bölgesi ortasaha iken biri sağlık ekibinin çok büyük hatasından kaynaklanan Baros ve Kewell’ın sakatlıkları tüm işleri karıştırdı. Ortasaha transferi de sezon sonuna kaldı. Benim çıkarımlarım ise yönetim bu sene lig şampiyonluğunu kazanıp, önümüzdeki yıl için Şampiyonlar Ligi’nin motivesi ve gelirini önemsediği yönünde. Bunlara ek olarak artacak yayın gelirleriyle de daha büyük bütçeyle, daha iyi bir oyuncuyu almayı düşünüyor. Zaten ara transfer dönemindeki zorluk ve oyuncunun çekeceği uyum sorunu da düşünülünce bu politika gayet mantıklı geliyor.

Son olarak tüm bunlara rağmen bu dönemde yapılan yıldız transferler biraz da Mart’taki seçime yönelik. Üstteki düşüncelerin gerçekleşmesi için Adnan Polat yönetiminin devam etmesi gerekiyor. İşte bu aşamada da devreye Adnan Polat’ın prensi diye nitelendirebileceğimiz Haldun Üstünel giriyor. Aralık ayından beri yurtdışında olan Haldun Üstünel, daha dün dönebildi yurda. 1.5 aylık gurbet döneminde Ada’dan 3 imza getirdi. Bu transferleri tek başına ne Galatasaray’ın ne de Rijkaard ve Neeskens’in adlarıyla açıklayamayız. Bunlara ek olarak Haldun Üstünel ve Murat Yalçındağ’ı eklediğimizde bir bütün oluyorlar, ortada bir ekip işi var. Hatta Neill transferini düşününce ona önbilgi veren ve Galatasaray’ı öneren Kewell’ı, yine Jô transferinden Elano’yu da bu ekibe dahil edebiliriz. Kendisi adının çok ön plana çıkmasından rahatsız ancak “Eee Elano’yu kim getirdi ?, ya da Jô’yu ?, ya da Rijkaard-Neeskens ikilisini ?” diye düşününce her yol ona çıkıyor. Eskiden medyada çıkan sallamasyon, abartılı isimlere “Yok daha neler” tepkisi veren realist taraftar bile şimdi “Ulan, acaba?” diye düşünüyorsa kendisi tüm bu övgüleri hakediyordur. Transferleri nasıl gerçekleştirdiği, nasıl ikna ettiği bölümlerine takılmayan taraftar, artık sadece ona inanıyor. Hatta iyice doygunluğa ulaşanların, dün Gio’nun İstanbul’a gelişinde “Haldun Üstünel Yeteeer” diye tezahüratlarına şahitlik ettik. Şimdi resmi sitedeki giriş resmine bir bakın, sonra da Murat Kosova‘nın “Football Manager 2009 oyununda Galatasaray’ı alsanız bu transferleri yapamazsınız” sözünü hatırlayın. O zaman yazıyı da Haldun Üstünel’in sözüyle bağlayıp, noktayı koyalım; “Bu büyük isimlerin Galatasaray’a gelmesi önemli değil. Bizim en büyük temennimiz, bu çalışmalarımızın bize başarı olarak geri dönmesi. Bizim için en önemli şey, takımımıza yeni katılan arkadaşlarımızın ortaya koyacağı performanstır.”

Organik Futbol Anasayfa »

Lucas Neill Galatasaray’da

Yazar: Ali İhsan Karakaş 14 January 2010 | Yorumsuz!

14 Ocak Perşembe, 00.55

Galatasaray taraftarının merakla beklediği stoper transferi sonunda gerçekleşti. Lucas Neill transferi az önce galatasaray.org‘dan resmen açıklandı.

Gökhan Zan, Emre Güngör ve Semih Kaya’nın sakatlık sorunu yaşadığı, Emre Aşık’ın da gerek yaşı gerek form durumu nedeniyle düşünülmediği kadroda Lucas Neill, Servet’e partnerlik yapacak. Daha önce Everton takımında forma giyen Avusturyalı oyuncu, 32 yaşında. Galatasaray’la 1.5 yıllık sözleşme imzalayan başarılı savunmacı asıl mevkii sağ bek olmasına rağmen stoperde de görev yapabiliyor. 9 senedir Premier Lig‘de forma giyen Neill, ayrıca Harry Kewell ile birlikte Avusturalya Milli Takımı’nda da oynuyor. UEFA Avrupa Ligi‘nde Atletico Madrid engelini aşması halinde eşleşeceği muhtemel rakiplerden olan Everton gelen tecrübeli oyuncunun Avrupa maçlarında oynayamama gibi bir engeli de bulunmuyor.

Bu transferler birlikte yabancı kontenjanı dolan Galatasaray‘da yeni hedef, Rijkaard’ın da isteği doğrultusunda olan yerli bir santrafor transferi.

Organik Futbol Anasayfa »

Bırakmayın Kewell’ı

Yazar: Ali İhsan Karakaş 5 January 2010 | 1 Yorum

Galatasaray'la olan resmi sözleşmesi 31 Mayıs 2010'da bitecek olan Harry Kewell, pazar gecesi kampa katılmak üzere İstanbul'da gelmişti.

Dün resmi olarak başlayan ara transfer dönemi içinde Galatasaray’ın santrafor ve forvet arayışı kadar önemli bir durumda Kewell’in sözleşmesi. Galatasaray’a geldiği günden beri müthiş bir çıkış yakalayan Kewell ile ilgili önce Gazprom destekli Zenit’in adı geçmişti medyada, ardından da Alex Ferguson‘un Owen örneğindeki gibi bir ilgisinden söz edildi Avusturalyalı oyuncu için. Son olarak bir de Stoke City çıktı. Medyanın transfer haberlerindeki tutarlığını! göz önüne alınca bunların doğruluk payı ne kadardır tartışılır ama sözleşme konusunda Kewell’ın da kafasının çok rahat olmadığını biliyoruz. 2 yıldır İngiltere’de yaşayan eşi ve çocuklarından uzak kalan oyuncu, genelde bu aile özleminden yakınıyor ve tüm tatillerde derhal onlara koşuyordu.

Bu konuda eşi Sheree Murphy hâla 2008′deki söylemlerinin arkasında mı bilinmez ama 2 gün önce ITV4 kanalı ile yaptığı anlaşmayla televizyon kariyerini sürdüreceği belli oldu. Sanırım o da topu Kewell’a atmış durumda. Harry cephesinden ise bu konuda son açıklama 11 Aralık 2009‘da deplasmanda 3-2 kazanılan Antalyaspor maçından sonra gelmişti. Lig Tv muhabirinin sorusuna “Burada oynamak benim için harikaydı ama bu benim kararım değil. Benim elimde olan birşey değil. Burada kalıp, bu kulüp için oynamayı çok isterim. Burada olmak büyük bir ayrıcalık ancak yine de kararı yönetim kurulu verecek.” demişti. Kısacası iş Haldun Üstünel‘e kalmış gibiydi. O da Kewell’a övgüler yağdırarak sözleşme yenilememiz sadece 3 dakika sürer diye bir açıklama yaparak gönüllere su serpmişti. Ancak henüz daha somut bir gelişmenin yaşanmamış olması ve basında sürekli çıkan yalan-yanlış haberlerle zihin bulandırılması da kafalardaki “acaba”ların yok olmasına izin vermiyor.

Başta Galatasaray taraftarı olmak üzere tüm futbolseverlerin bu kadar benimsediği ve saygı duyduğu, uğruna “Stay with us Harry” pankartlarının hatta sitelerinin açıldığı bir oyuncu için yönetim daha fazla gecikmemeli. Futbolcu almanın ve satmanın en zor olduğu bu dönemlerde farklı sevdalara kapılıp Harry ihmal edilmemeli. Büyük ihtimalle şu an yurtdışında olan ve basına yeni ters köşeler hazırlayan 007 Haldun, döner dönmez Harry Kewell sorunsalını mutlu sonla bitirmeli. Aman diyim, Kewell gibisi zor gelir. Kaçırmamak lâzım…

Organik Futbol Anasayfa »

Derbi Öncesi Romen Havası

Yazar: Ali İhsan Karakaş 23 October 2009 | Yorumsuz!

Galatasaray 4-1 Dinamo Bükreş

Steau Bükreş 0-1 Fenerbahçe

Organik Futbol Anasayfa »

Four-Four-Two Ekim Sayısı | Harry Kewell

Yazar: Ali İhsan Karakaş 1 October 2009 | Yorumsuz!

“Önce Prekazi, sonra Hagi; sıra son olarak büyülü solak Kewell’da… Galatasaray üçüncü Avrupa seferine hazırlanırken Four-Four-Two ‘Oz Büyücüsü’nün peşine düştü.”

Harry Kewell röportajı Ekim sayısındaymış, kaçırmayın derim…

Kapak Resmi http://aliece.blogspot.com/ ‘dan alınmıştır.

Organik Futbol Anasayfa »

Ciddi Rakip, Basit Eleştiri | Galatasaray 1 – 1 Eskişehirspor

Yazar: Ali İhsan Karakaş 29 September 2009 | Yorumsuz!

Merakla beklenen soru cevabını buldu. İlk kırılan testi Galatasaray oldu. Skor yorumcularına göre de Galatasaray ilk defa ciddi bir rakiple karşılaşmış oldu.

Rıza Çalımbay’ın kağıt üstündeki cesur kadrosu Sami Yen’e yenilmemek için gelmişti. Galatasaray’a yenilmemek içinse gol atmak şarttı. Çünkü karşındaki rakip, ayırt etmeksizin herkese en az 3 tane sallıyordu. Eskişehirspor bu manada gol yollarında etkili 4 isimle başladı maça. Ama bu Youla, M.Yılmaz, Ümit Karan, Burak dörtlüsü beklenilenin aksine daha çok ortasahaya yakın oynadı. Galatasaray da ise ufak bir sakatlık yaşayan Emre Aşık ve sakalıktan yeni dönmüş Ayhan bu tempolu maçı kaldıramayacakları düşünülerek riske edilmedi. Daha önce Elano örneğinde de görmüş olduğumuz gibi Rijkaard, oyuncu henüz tam hazır olmadan asla formayı vermiyor. Onun yerine kulübede sırasını bekleyen ve hakeden geçiriyor sırtına formayı. Bu anlamda ödülünü ilk alan isim de Shabani Nonda oldu. Kasımpaşa maçında hattrick yapan Kongolu, bu maça Baros’u keserek ilk 11′de başladı. Aşık’ın yokluğunda Balta stopere geçerken solda da Uğur Uçar şans buldu. Geçen hafta kayıpları oynayan Caner ise yedek kaldı. Yani hakeden formayı aldı.

Şimdi gelelim maça. Galatasaray, işi baştan sıkı tutup, erken gelen gollerle maçı koparma eğilimindeydi. Arda’nın arapasında Kewell ile henüz ilk dakikalarda tehlike yarattı Galatasaray ama Eskişehir’in dev kalecisi Ivesa başarılıydı. Devamında Arda’nın önderliğinde maçı rakip sahaya yıktı Sarı-Kırmızılılar. Ancak savunmanın göbeğini sıkı tutan Es-Es net bir pozisyon vermedi kalesinde. Ta ki Galatasaray geriden süpriz oyuncular çıkarıncaya kadar. Önce Topal uzaktan kaleyi denedi, ardından Mustafa Sarp kaleciyle karşı karşıya kaldı. Ancak iki pozisyonda da beklenen gol gelmedi. Ivesa ve Eskişehir’in dev stoperlerine rağmen ısrarla yapılan kanat ortaları da skoru değiştirmeye yetmedi. Duran toplarda bile ilk defa aciz kaldı Galatasaray. Ivesa elma toplar gibi hepsini topladı. Oyunun da iyice sıkışmaya başladığı dakikalarda ise Keita yetişti imdada. Ortasahanın ilerisinde müthiş bir çalımla başladığı driblingte, önce taç çizgisi üstünde cambazlık yaptı ardından da kankisi Nonda‘ya asisti. İlk yarıyı önde bitiren Galatasaray, yolu yarılamıştı ama diğer yarısı daha zorlu geçti.

İlk yarı sonunda, son 3 maçta da 90 dakikada sahada kalan Kewell‘ın bir dördüncüsünü kaldıramayacağı açık bir şekilde görülüyordu. Herşeye rağmen Kewell, arkadaşlarına pozisyon hazırlamak adına çok iyi boş koşular yaptı. Ancak bir tek Mustafa Sarp’ın pozisyonunda bu durumu avantaja çevirebildi Galatasaray. Onun dışında bu manada Kewell’dan pek faydalanamadı. İkinci yarıya Kewell değişikliğiyle başlanabilirdi. Yine aynı şekilde bir Nonda-Baros değişikliğiyle devreye hızlı başlayıp, 2. golü bulmak düşünülebilirdi. Ama bunları benden daha iyi bileceğini ve daha önce gördüğüne inandığım Rijkaard-Neeskens ikilisi değişikliğe başvurmadı. Belli ki görmek istedikleri başka birşey vardı.

Galatasaray’ın skor rahatlığını bulmak için etkili olacağını düşündüğüm dakikalarda Eskişehir‘in golüyle ikinci yarı çok farklı bir hâl aldı. Geçen senelerde de çokca gördüğümüz cinsten bir gol yedi yine Galatasaray. Savunmaya çarpan topta çaresiz kalan Leo Franco yerdeyken top Mehmet Yılmaz’ın önünde kaldı. Şansın da yadsınamayacağı bir pozisyonda beraberliği bulunca Rıza Çalımbay amacına ulaşmış oldu. Burak Yılmaz’ın yerine Bülent Kocabey, Ümit Karan’ın yerine de Serdar Özbayraktar oyuna girdi. Böylece baştaki o 4′lü hücumcu iki ortasahayla değişti, oyun kilitlendi. Bu hamleler üzerine Rijkaard’da Kewell-Aydın ve Nonda-Baros değişikliklerine gitti. Aydın’ın girmesiyle Keita’yı ilk defa sol kanatta izledik. Ama onun da ilk yarıdaki kadar etkili olduğu söylenemez. Son 20 dakikaya girerken Youla’yı kenara çeken Eskişehir, Ragıp’ı da oyuna alarak Antalyaspor gibi fantezi aramayacağını gösterdi. 11 kişi ile kendi sahasına çekilen Eskişehirspor karşısında zaman ilerledikçe Galatasaray da saçmalaya başladı. Geçen seneki gibi Servet’in forvetten gelmediği bir tablo çıktı ortaya. Ama daha vahimi tekrar şişirme toplara ve panik futboluna dönülmeseydi. Rijkaard’ın tüm doğrularına karşı olan bu düzen içinde elbette bir sonuç çıkmadı. Bir tek Keita’nın son dakikada kaçırdığı volesi vardı akıllarda kalan. Ancak o pozisyonu da Servet’in zorlaştırdığını düşünürsek Galatasaray hakettmediği bir 3 puandan oldu diyebiliriz.

Evet, bu beraberlik Rijkaard ve Galatasaray’ı eleştirmek için fırsat kollayanlara iyi bir imkan sundu. Ancak henüz ilk beraberlikten sonra bile o kadar deli saçması şeyler söylendi ki sanırsınız Rijkaard’ı eleştirene madalya veriyorlar. Altıüstü Galatasaray ligin en güçlü Anadolu ekiplerinden biriyle talihsiz bir gol yiyerek berabere kaldı. Hem de son 3 maçtaki en iyi futbolunu oynayarak. Sadece hucümda etkisiz kaldı o kadar. Ayhan’ın geri dönmesiyle birlikte takım tekrar toparlanır, bu puan kaybının ve basit eleştirilerin intikamı da Sturm Graz’dan alınır gibime geliyor. Sonra B planı olmayanlar yine Galatasaray‘ı göklere çıkaracaktır, itibar etmeyin…

Gözüme Takılanlar

  • Oyuncuların ısınmaya çıktığı formalardan, koreografi, pankartlar ve çalınan müziklere kadar Alpaslan Dikmen anısına yapılan herşey => Canlı yayında tam anlamıyla gösterilmese de çok güzel çalışmalar vardı, emeği geçenlerin ellerine sağlık.
  • Maç öncesi Rıza Çalımbay’ın “Kaptanınız için Oynayın” diyerek gazlaması => Keşke Ümit’in o eski hali olsaydı da en azından kendi ayakta kalarak oynasaydı. Gönderilmeyi hak ettiğini ispatlarcasına bir oyun oynadı Sami Yen’de.
  • Roland Koch‘un Galatasaray’ı izlemeye gelmesi => Mâlum 10. hafta yaklaşıyor ve bu maç Fenerbahçe camiası için gereğinden fazla önemli.
  • Harry Kewell‘ın mutsuz tavırları => Umarım kendi kötü oyununa bir tepkidir. Sezon sonu kontratının bitecek olması düşündürüyor beni.

Önceki Yazılar  

Organik Futbol'u Her Yerden Takip Edin

RSS Organik Futbol Friendfeed Organik Futbol Twitter Organik Futbol Facebook Organik Futbol Haber.gen.tr Organik Futbol Google Buzz Organik Futbol

Anadolu Efes - Senden Daha Güzel

Medya'dan Haberler

Demirören'i İstifaya Çağıracağım

Aydınlar'ın istifasını değerlendiren

Adnan Öztürk, Yıldırım Demirören

için "Gerekirse hiç birimiz Avrupa'ya

gitmeyelim diyorsa, bence güven

tazelemelidir. Kulüpler Birliği'nde seçim

için resmi talebimi söyleyeceğim" dedi.

All-Star 5'leri Açıklandı

26 Şubat'ta Orlando'da düzenlenecek

NBA All-Star maçına ilk 5 çıkacak

oyuncular açıklandı. Batı karması

Kobe-Durant-Paul-Griffin-Bynum,

Doğu karması ise Howard- LeBron-

Wade-Rose-Carmelo ile başlayacak.

Hilbert Şoku

Mersin İdmanyurdu karşısında

sakatlanan Beşiktaşlı oyuncu

Roberto Hilbert'in yaklaşık 2 ay

takımdan ayrı kalacağı açıklandı.

spor, spor haberleri, futbol transfer haberleri, formalar, Turkcell Süper Lig.