Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Ali İhsan Karakaş 6 February 2010 | Yorumsuz!
Doğu’nun en büyük şampiyonluk adaylarından sonra bugün de sıra batıda. İlk önce son şampiyon Los Angeles Lakers ile başlayalım.

2002′den bu yana süren 7 yıllık yüzük hasretine geçen sene son veren Lakers, bu sezona da şampiyon kadroyu bozmadan başladı. Takımdan sadece Ariza giderken yerine ligin en iyi savunmacılarından gösterilen Ron Artest geldi. Pau Gasol’ün sakatlığı nedeniyle sezonun ilk 11 maçını kaçırdığı Lakers, bu dönemde Dallas, Denver ve Houston gibi batının iyi takımlarına karşı 3 yenilgi aldı. Gasol’ün dönüşüyle ise 11 maçlık galibiyet serisiyle kendine geldi. 21 Ocak’taki Cleveland maçına kadar 41 maçın 26’sını Staples Center‘da oynayarak o döneme kadar ligin kendi sahasında en çok maç yapan takımı olan Lakers, bu dönem sonunda 32 galibiyet, 9 mağlubiyet ile hem batının hem ligin zirvesinde bulunuyordu. Ancak 8 maçlık doğu turnesinde 3 mağlubiyet alan Los Angeles ekibi, lig liderliğini Cleveland’a devretti. İç saha performansını deplasmanlara yansıtamayan Lakers, geride kalan dönemde yaptığı önemli maçlarda batıdan; Phoenix ve Dallas’a karşı 2 galibiyet, 1 mağlubiyet, Utah’a karşı ise 1 galibiyet, 1 mağlubiyet elde etti. Yine batıdan San Antonio’yla oynadığı tek maçı kaybeden LA, doğudan ise Atlanta Hawks’ı ilk mücadele yenmeyi başardı. Doğu’nun contender ekiplerinden Orlando Magic ve Boston Celtics’e ilk maçta üstünlük kuran Lakers, Cleveland’a karşı ise hem içerde hem dışarda kaybetti. Buraya kadar ne doğuya ne batıya tam bir üstünlük sağlayamadığını gördüğümüz Lakers, bugün sabaha karşı da Denver Nuggest’a Pepsi Center’dan sonra Staples’da da yenilerek büyük darbe aldı. Batı’da Lakers’ın karşısına çıkacak en güçlü rakip konumundaki Denver’ın Carmelo Anthony’den yoksun bir şekilde kazanmasıyla sıralamadaki fark da 3.5 galibiyete düştü. Lakers şu an 38 galibiyet, 13 mağlubiyetle batının zirvesinde bulunuyor ancak bundan sonraki süreç onlar için şüphesiz çok daha zor geçecek.

Geçen sene şampiyon olmuş ve bu senede kağıt üstünde önemli yıldızlara sahip olan Lakers’ın zorlanmasının başlıca nedeni oyun kurucu mevkiinde yaşadığı problem. Phil Jackson’un üçgen hücumunda bu pozisyonun önemi hücumda çok fazla olmasa da savunma Fisher’ın yavaş ayakları başa bela oluyor. İlerleyen yaşının da etkisiyle hemen hemen ligdeki hiçbir oyun kurucuyu savunamayacak hale gelen Derek Fisher’ın artık takıma yararından çok zararı oluyor. Buna en güzel örnek de Fisher’a karşı oynayan guardların bir bir kariyer rekoru kırmasıdır heralde. Son örneğini bu sabah Billups’un attığı 39 sayıda görebiliriz. Fisher’ın arkasında bekleyen Shannon Brown ve Jordan Farmar da ne yazık ki Lakers gibi bir takımın ilk 5′inde oynayacak kalibrede değiller. Ama Fisher’dan daha mı kötüler konusu tartışılır. Aslında en büyük problem istikrarsızlık. Ne zaman ne yapacaklarını kestiremiyorsunuz. Bence kendisini şampiyonluk adayı olarak gören bir takımın böyle bir risk alma lüksü yok. Onun için en kısa zamanda Farmar ve Morrison’un biten kontratlarını kullanıp, iyi bir guard takası yapmaları gerekiyor. Tabi Fisher’a da bench yolu gözüküyor. Bunların dışında aslında Lakers’ın birçok problemi daha var. Mesela Bynum henüz beklenen mental olgunluğa ulaşamadı. Gasol’ün olmadığı maçlarda üst düzey oynayan Bynum, bazen sahada ruh gibi dolaşabiliyor. Play-offlarda tekrar coşmasını beklediğim Odom’da aynı şekilde sezonun büyük bölümünü “Leyla” olarak oynadı. Gasol ve Artest aralarındaki en iyileri. Özellikle Artest takımı uyanık tutmak ve ateşlemek için epey çaba sarf ediyor. Bu yardımcı rollerin dışında bir de esasoğlan var. Bu sezon Milwaukee, Miami ve Sacremento maçlarını attığı buzzer-beaterlarla Lakers’a getiren Kobe Bryant, yaşadığı tüm sakatlıklara meydan okuyarak bu takımı yine en yukarıya taşımak için olanca gücüyle uğraşıyor ve büyük bir saygıyı hak ediyor. Son 2 sezondur hiç maç kaçırmayan Kobe, bu sezon da türlü sakatlıklarına rağmen hep ilk 5′te başladı. Onun olmadığı dönemlerde Lakers’ın ne kadar zorlandığı bir gerçek. Kobe’nin eksikliğinde takımın büründüğü hâl içler acısı oluyor. Bu sorunu Odom dışında -ki aslında o da soru işaretli- adam akıllı hiç katkı vermeyen benche bağlayabiliriz. Zaten Lakers’ın ilerisi için de en büyük sorunlarından biri bu. Nasıl ki Fisher bu takımın yumuşak karnıysa, bench faktörü de bu takımın kanayan yarısı. Sezonun geride kalan kısmına bakınca benim hatırladığım bir Dallas maçı var benchin adam gibi katkı verdiği. Onun dışında hep Kobe’nin eline baktı Lakers. İstisna olarak Bynum ve Gasol’ün ön plana çıktığı maçlar var ama diğer takımlardaki gibi benchten gelen bir oyuncunun tek başına aldığı hiç bir maç yok. Bir başka sorun da her şampiyon olan takımda ertesi sezon görüleceği gibi Lakers’ta da zaman zaman baş gösteren bir doymuşluk hissi. Kobe’yi ve biraz da Artest’i tenzih ederek diğer oyuncularda bu durumu görmek mümkün. Bu isteksizlik yüzünden de sahip olduğu potansiyeli tam anlamıyla yansıtamıyor Lakers. Aslında normal sezon maçlarında Lakers için eskiden de alışık olduğumuz bir durumdu bu gevşeklik ama bu sene vidaları sıkmak için geç kalabillirler. O nedenle Lakers, başta Fisher sorunsalı olmak üzere tüm bu problemleri en kısa sürede çözüme kavuşturmalı. Bu noktada takımın sahibi Jerry Buss’ın All-Star arasında fazla mesai yapması gerekebilir. Yoksa hem bu seneye, hem de Kobe’nin emeklerine yazık olabilir. Lakers’ı, bu gece, 9 maçtır Rose Garden‘da yenemedikleri Portland TB maçıyla başlayacak zor bir süreç bekliyor.

Batıda zirveye oynayan bir başka takım ise geçen senenin Batı Konferansı finalisti Denver Nuggets. Kleiza ve Dahntay Jones gibi görev adamlarıyla yollarını ayıran Denver, Detroit’den aldığı Arron Afflalo takviyesiyle girdi yeni sezona. Ancak NBA yönetiminin, 2 sene önce açılan dikkatsiz araç kullanma davasının sonucuna bakarak Jr. Smith’e verdiği 7 maçlık ceza, onlara yeni sezonun ilk süpriziydi. Bu dönemi çift guardla oynayarak ve Carmelo Anthony’nin müthiş başlangıcıyla aşan Denver, 4′ü deplasmanda olan bu 9 maçta 4 mağlubiyet aldı. Jr. Smith‘in dönüşüyle artan bench katkısı Denver’in yükselişinde önemli rol oynadı. Ardından Kenyon Martin ve Chauncey Billups’ın sakatlıklarıyla zaten dar rötasyonda sıkıntı yaşayan Nuggests’ı, bu dönemde Carmelo’nun skorer oyunu taşıdı. Ancak sakatlık illeti son olarak Carmelo’ya da sirayet edince epey zor bir dönem geçirdi Denver. Sadece istikrarsız Jr.Smith’in eline bakan hücumlar, sakatların dönmesiyle durdurulamaz bir güç halini almaya başladı. Hem savunma, hem hücum da sorunları çözdüler. Son dönemde tekrar sakatlanan Carmelo’nun eksikliğine rağmen Billups ve Jr.Smith’in katkılarıyla neredeyse hiç aksamadan yürümeye devam ediyorlar.
34 galibiyet 16 mağlubiyetle Lakers’ın arkasında batının 2.si olan Denver Nuggets, özelikle iç saha performansıyla göz kamaştırıyor. Kendi sahasında sadece 4 kez yenilen Denver, aynı zamanda skorer takım olma özelliğiyle de dikkat çekiyor. Şu an maç başına 107.2 sayı ortalamasıyla oynayan Nuggests, Phoenix’in arkasında bu alanda 2. sırada yer alıyor. Şu ana kadarki büyük maçlardaki performanslarına bakarsak, San Antonio ve Lakers’a karşı 2′şer önemli galibiyet elde ettiler. Batıdan bir başka ekip Utah’a karşı da 3′te 3 yaptılar ve eğer Salt Lake‘de bu geceki maçı da kazanırlarsa Utah’ı normal sezonda süpürerek büyük iş başarmış olacaklar.Onun dışında doğudan da Cleveland ve Orlando’ya karşı 1′er galibiyetleri bulunuyor. Boston’la şu ana kadar hiç karşılaşmayan Denver, ciddi rakiplerden sadece Dallas, Phoenix ve Atlanta’ya karşı 1′er maç kaybemiş. Şüphesiz bu grafik diğer 3 takımınkine göre en iyisi. Denver için büyük maçları önemsiyor diyebiliriz. Yine batıda Lakers’ın en büyük rakibi olacaklar ve bu sene, geçen seneye oranla çok daha iyi geliyorlar.
İşin sahadaki kısmına gelirsek, Denver şu an batının en iyi basketbol oynayan takımı benim gözümde. Carmelo’suz geçirdikleri şu dönemde Billups’un hem oyuna hem takıma katkısı muazzam. Son olarak bu sabah Lakers’a 13′te 9 üçlük atarak kaydettiği 39 sayıyla kariyer rekoru kıran “Mr Big Shot”, Melo’nun yokluğunu pek hissettirmedi. Kenyon Martin‘den başlayan savunma özverisiyle de sezon başındaki durumunu epey geliştiren Denver, dar rötasyonuna rağmen eldeki oyunculardan aldığı yüksek katkıyla iyi işler çıkarıyor. Takımın en büyük sorunlu ismi Jr. Smith bile son dönemlerde büyük bir çıkış gösteriyor. Eskiye oranla daha aklı başında oynuyor ve Chris Andersen ile birlikte benchten gelerek önemli katkı sağlıyor. Ty Lawson ve Afflalo da iyiye giden isimlerden. Özellikle NBA’deki 3 sezonu olan 24 yaşındaki Afflalo ilerisi için ışık veriyor. Bunların dışında bir de Carmelo Anthony var. Sakatlığını büyük ölçüde atlatan ve bugün-yarın tekrar parkelere dönecek olan Carmelo, oynadığı 38 maçta elde ettiği 29.7 sayı ortalamasıyla şu an ligin sayı krallığı sıralamasında ilk sırada yer alıyor. Sakatlıktan dönüşte bakalım, kaldığı yerden tekrar çılgın atmaya devam edebilecek mi? Denver’ın bu yoldaki tek zayıf noktası ise konsantrasyon sorunu. Onlar da bazen saha içinde buharlaşabiliyorlar. Olmayacak maçları kaybedebiliyorlar. Misal kendi sahalarında kaybettikleri 4 maçın 2’sinin Philadelphia ve Minnesota’ya karşı olması. Herşeye rağmen Denver’ın eksikleri giderilmeyecek derecede değil. Hatta küçük maçları kaybedip, büyük maçları kazanmaları biraz geçen sene ki Lakers’ın durumunu andırıyor. Lakers play-off öncesi bu sorunu gidermiş ve sezon sonunda hem batının hem ligin zirvesinde yer almıştı. Denver da çok rahat bu sorunu giderilebilir. Şampiyonluk mu? İşte onu konuşmak için erken ama bekleyip, göreceğiz…
Etiketler: All-Star Öncesi; LA Lakers ve Denver Nuggets, Arron Afflalo, buzzer-beater, Carmelo Anthony, Chauncey Billups, contender, Denver Nuggets, Fisher, Jr. Smith, kariyer rekoru, lakers, los angeles lakers, Mr Big Shot, Play-off, Rose Garden, Salt Lake, Staples Center
Kategori: Ve Diğer
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Ali İhsan Karakaş 5 February 2010 | Yorumsuz!
NBA‘de sezon başlamadan önce bu senenin en büyük şampiyonluk adayları hakkında haftalık 1 yazı yazmayı planlıyordum ama gerek sınavlar gerek diğer sebeplerden ötürü bir türlü mümkün olmadı bu durum. Düzenli aralıklarla yazamayacağımı anlayınca da en azından hazır All-Star’ın yaklaştığı ve sezonu ortaladığımız şu günlerde doğu ve batının zirvesine dair genel bir yazı yazayım dedim. Neyse bu kısa girizgahtan sonra konuya doğu konferansıyla başlayalım;

Cleveland Cavaliers 40 galibiyet, 11 mağlubiyetle şu anda hem doğu konferansında hem de genel sıralamada en üstte bulunuyor. Sezona Boston ve Toronto mağlubiyetleriyle süpriz bir şekilde başlangıç yapan Cavs, özellikle Aralık ayında gösterdiği çıkışla müthiş bir ivme yakaladı. Kısa süre önce Lakers’tan lig liderliğini de alan Cavaliers, dünkü Miami galibiyetiyle birlikte 10 maçlık bir seri yakaladı. Geride kalan bu dönemde Cleveland, genelde doğunun vasat altı ve batının orta sınıf takımlarıyla karşılaştı. Doğu’daki en büyük rakiplerinden Boston ve Orlando’yla henüz birer kere karşılaşan Cavs, Orlando’yu deplasmanda devirirken Boston’a ligin açılış maçında kendi sahasında mağlup olmuştu. Yeri gelmişken Cavs’in etkileyici iç saha performansına değinmek gerekir. Hatırlayacağınız gibi geçen sene kendi sahasında sadece Lakers ve Philadelphia’ya -ki o da sezonun son maçıydı- kaybeden ve diğer bütün iç saha maçlarını kazanan bir Cleveland vardı. Bu sezon ise 24 maç sonunda Boston, Chicago ve Charlotte’a karşı şimdiden 3 mağlubiyet aldılar. Buna rağmen 21-3′le Lakers’ın arkasından en iyi iç saha performansını gösteriyorlar. Neyse yine Cavs’ın şimdiye kadarki karşılaştığı önemli maçlardan devam edersek; Lakers’ı içeride dışarıda yenerek çok önemli bir iş yaptılar. İlk maç hakemlerin hatalı kararlarıyla biraz gölgelense de Cavs, rövanş maçını da kazanarak şampiyonluk yarışı için önemli bir mesaj verdi. Lakers‘ın dışında batıdan Suns’a karşı da 2′de 2 yapan Cavaliers, diğer önemli rakiplerden Dallas’ı 1 kez yenip 1 kez yenilirken, Denver’la oynadığı ilk maçı da kaybetti. Şu ana kadarki başarısını küçümsememekle birlikte diğer takımlar gibi Cleveland için de işin zorlu kısmının All-Star‘dan sonraki dönemde olduğunu söyleyebiliriz. Bundan sonraki dönemde Orlando ve Boston önünde verecekleri 3′er önemli sınavları var. Yine back-to-back maçlarında üst üste 2 galibiyet elde ettikleri Doğu’nun önemli takımlarından Atlanta ile de 2 krtik maçları bulunuyor. Bu maçlar sıralamadan ziyade play-offlar için önemli bir ölçü olacakları için önemli. Yoksa şu anki grafikleriyle Cavs’ın doğu liderliği benim gözümde garantiye yakın, lig liderliği için de Lakers’tan daha avantajlı oldukları gerçek.
Kağıt üstündeki tabloyu bir kenara bırakıp biraz da parkeye dönersek yine Cleveland’ın yine büyük avantajları göze çarpıyor. Herşeyin başında 29.4 sayı, 8.2 asist ve 7.1 ribaund ortalamalarıyla oynayan LeBron şüphesiz en büyük kozları. Ama daha önemlisi eskisi gibi tek değil Kral. Bu sene Shaq ve Mo Williams’ın da takıma ciddi derecede katkıları var. Geçmiş yıllara oranla daha bir takım hüviyetine bürünmüş durumdalar. Bu noktada benchten gelen katkı ve enerji önemli bir yere sahip. Bunun en güzel örneğini Christmas gecesindeki Lakers maçında görmüştük. Savunma ve hücum konusunda da büyük sıkıntıları yok. Bazen top kayıpları hususunda sıkıntı yaşayabiliyorlar ama telafi edilemeyecek düzeyde değil. Bunların dışında son günlerdeki asıl sorunları sakatlıklar. Önce Mo Williams, ardından Delonte West’in sakatlığıyla oyun kurucusu mevkisinde kısa süreli sıkıntı yaşıyorlar. Elde kalan tek isim Daniel Gibson da bu sabahki Miami maçı öncesi sevgilisinin doğumu için hastaneye gidince LeBron James, ilk yarıyı oyun kurucu olarak oynamış. Neyse ki sakatlıklar çok uzun süreli değil. Delonte West’in önümüzdeki günlerde, Mo Williams’ın da All-Star sonrası dönmesi bekleniyor. Sakatların dönüşünü ve bu ayki 2 Orlando, 1 Boston, 1 Denver maçındaki performanslarını merakla bekliyorum. Bakalım yükselişlerini devam ettirebilecekler mi?

Cleveland’la birlikte doğunun en büyük şampiyonluk adayı ise Boston Celtics. Orlando’nun 2 galibiyet gerisinde 31-16 ile doğunun 2.si konumunda bulunan “Keltler”, 6-0′la başladıkları sezonda ilk mağlubiyetlerini Phoenix karşısında aldılar. Daha sonra inişli-çıkışlı bir dönem geçiren Celtics, özellikle geçen Ocak ayında 14 maçta 8 yenilgi alarak büyük hayal kırıklığı yaşattı. Bu 8 yenilginin 3′ünün Atlanta Hawks’a karşı olduğunu ve Şahinler’e karşı toplamda 4-0 ile süpürüldüklerini de hatırlatalım. Bu iki ekip arasında benzer bir süpürme işi de geçen sezon olmuştu. Ancak bu sefer 4-0 ile rakibine üstünlk kuran Boston’du, onun için bir nevi intikam oldu bu sonuç. Onun dışında Boston’un contender olarak nitelendirilen zirveye oynayan takımlarla oynadığı maçlara bakarsak, doğu konferansında Cavaliers’a karşı ilk maçta kazanmışlar. 3 maç yaptıkları Orlando Magic’e karşı ise 2 mağlubiyet, 1 galibiyetleri var. Batı’nın lideri ve ezeli rakipleri Lakers’a karşı ise geçen hafta son topla kaybettiler. Tüm bu bilgiler ışığında Celtics’in beklenenden hayli uzak olduğunu söyleyebiliriz. Bundan sonra oynayacakları Orlando ve ardından Lakers’ta dahil olmak üzere 5 maçlık batı turnesindeki alacakları sonuçlar ilerisi için belirleyici olacaktır. Ama herşeye rağmen doğuda Cavs’ın karşısına çıkacak en önemli takım Celtics’dir benim gözümde. Bunu da ay sonundaki Cavs maçında göstereceklerine inanıyorum.
Özellikle savunmalarıyla ön plana çıkan Yoncalar’ın en büyük sorunu yaşları kemâle yaklaşan Allen-Pierce-Garnett üçlüsü. 2008′deki şampiyonluğun sac ayağını oluşturan bu isimler bu sene, artık tek atışlık mermilerini 2 sene önce kullanmış izlenimi veriyor. Hepsinde belirgin bir düşüş var. Bunların üstüne bir de sakatlıklar eklenince durum daha da vahimleşiyor. Boston’un düşüş dönemindeki en önemli etkenler Garnett ve Pierce’ın yaşadığı sakatlıklardı. Neyseki Kevin Garnett ciddi bir diz sakatlığının ardından eskisi gibi olmasa da parkelere dönmeyi başardı. Ancak bu sefer de haftabaşı Wizards maçında Paul Pierce sakatlandı. Önce Pierce’ın sol ayağında kırık olabileceği ve sezonu kapatacağı haberleri çıktı ama ardından sakatlığın o kadar ciddi olmadığı açıklandı. Durumunda yine de muammalar mevcut ama umarım en geç All-Star sonrası döner. Tüm bu sıkıntıların yanında Boston taraftarının yüzünü güldürecek bir tek Rajon Rondo var. 2008 finallerinde Lakers’ın risk alarak kendisini bomboş bıraktığı, ona rağmen ne yapacağını şaşıran Rondo, geride kalan 2 yılda müthiş bir çıkış yakaladı ve bu sene önce kontratını uzatarak ardından da hakettiği All-Star kadrosuna seçilerek 4 yıllık kısa NBA kariyerinde zirve yaptı. Rasheed Wallace’ın da beklenenin altında kaldığı Celtics’in parlayan tek yıldızı şu an Rondo. Başta şutları olmak üzere her alanda gelişme göstererek imrenilecek bir oyun kurucu mertebesine yükseldi. Henüz 24 yaşında olduğu düşünülürse kendisine Boston’un geleceği diyebiliriz.
Yaşlanan takımda, Garnett ve Pierce’ın düşük performanslarını sakatlıklara bağlayabiliriz biraz ama onların dışında bir de Ray Allen var. NBA’e gelmiş en büyük şutörlerden biri belki ama bu sezon onun için kabus gibi geçiyor. Üstelik Garnett ve Pierce gibi sakatlık mazereti de yok. Son günlerde onun için takas dedikoduları da çıktı ama Boston GM’si bu durumu yalanlamış. Herşeyin belirginleşip, düzelmesi için All-Star arası Boston’a epey yarayacak gibi görünüyor. Dönüşte de TD Garden‘daki müthiş taraftarın desteğiyle kazanacaklarını umduğum Orlando maçı onları tekrar havaya sokacaktır. Normal sezonda kalan son 35 maçın 19′unu kendi sahasında oynayacak Boston’un tekrar yükselişe geçeceğini ve Cavs kadar iddialı bir konuma geleceğini düşünüyorum.
Yarın Lakers ve Denver ile devam etmek ümidiyle…
Etiketler: All Star, All-Star Öncesi; Cleveland Cavaliers ve Boston Celtics, Celtics, Cleveland Cavaliers, Keltler, Kevin Garnett, lakers, LeBron James, Mo Williams, nba, Rondo, TD Garden
Kategori: Ve Diğer
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Ali İhsan Karakaş 23 October 2009 | Yorumsuz!

En son Lakers’ın şampiyonluğuyla 15 Haziran 2009‘da veda etmiştik geçen sezona ve NBA’e. Yeni sezon ise tam 134 gün sonra 27 Ekim 2009‘da ilk hava atışıyla başlıyor. Normal sezonun başlamasıyla biz de haftalık NBA yazılarına başlayacağız. Mâlum maçların saatleri ve elimizde olmayan yayın seçimlerinden dolayı çok sık yazamayacağız ama özellikle bu yılın şampiyonluk adayları Lakers ve Cleveland maçlarını sektirmemeyi planlıyoruz. Tabi burda Doğuş grubunun yayınlarına güvenerek. Hazır yayınlar demişken Ntv ve Ntv Spor‘un bu seneki maç yayınlarını da belirtelim. Canlı yayınlar geçtiğimiz yıllarda da olduğu gibi Hedo ve Memo eksenli. Toronto’nun 11, Utah’ın ise 9 normal sezon maçı Ntv veya Ntv Spor‘dan canlı yayınlanacak.
İşte Ntv-Ntv Spor’un 2009-2010 sezonunda canlı yayınlayacağı NBA maç programı;


Not: Program Nba’in resmi sitesinden alınmıştır. İlerleyen dönemlerde yayınlarda değişiklik olma ihtimali vardır.
Etiketler: 2009-2010 sezonu, Cleveland, Hava Atışı, Hooop, lakers, NBA 2009-2010 Sezonu, NBA Canlı Yayınları, NBA Maç Programı, NBA Maçları, NBA Maçları Canlı Yayınlar, NBA Yeni Sezon, Ntv, NTV Spor, Ntv-Ntvspor 2009-2010 NBA Maçları Yayın Akışı
Kategori: Ve Diğer
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Ali İhsan Karakaş 5 August 2009 | Yorumsuz!

Nba yönetimi tarafından Christmas arifesine konulan ve herkesin merakla beklediği büyük maçların oynandığı özel gecenin bu sezonki dev randevuları da belli oldu. Uzun süredir Kobe-Shaq ve Wade-Lebron kapışmasını izlediğimiz bu gecede geçen sezonda Boston-Lakers mücadelesini seyretmiştik. Bu yıl ise önce doğunun iki iddialı ekibi Orlando-Boston maçı, ardından da ek olarak LeBron‘un da dahil olduğu yine bir Kobe-Shaq maçı bizleri bekliyor. İşte 25 Aralık‘ta izleyeceğimiz Christmas Game programı;
New York Knicks – Miami Heat
Orlando Magic – Boston Celtics
Cleveland Cavaliers – Los Angeles Lakers
Denver Nuggets – Portland Trailblazers
Etiketler: Boston Celtics, Christmas Game, Christmas Maçları Belli Oldu, Cleveland, Kobe - LeBron, Kobe - Shaq, Kobe Bryant, lakers, LeBron James, nba, Nba Fikstürü, Orlando Magic
Kategori: Ve Diğer
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Ali İhsan Karakaş 3 July 2009 | Yorumsuz!

Şampiyon Los Angeles Lakers, Cleveland’ın Shaq, Orlando’nun da Carter hamlesine Ron Artest ile cevap verdi. Nba transfer piyasasının çok hareketli olduğu şu günlerde Lakers’ın Haldun Üstünel‘i Mitch Kupchak geçen seneki Gasol transferinden sonra bu sene Ron Artest gibi bir yıldız oyuncuyu kelepir fiyata Lakers’lı yaptı. Lakers, All-Star forvete üç yıl için sadece 18.7 milyon dolar ödeyecek. Bu transferle birlikte Lakers, serbest kalan oyuncusu Trevor Ariza‘dan da vazgeçmiş oldu. Bunun üzerine Ariza ise Rockets’in 5 yıllık 33.5 milyon dolarlık teklifini kabul ederek Houston yolunu tuttu.

Ron Artest’i Kobe ile geçmişteki takışmaları yüzünden pek sevmem. Zaten Rasheed ile birlikte Nba’in en piskopat tiplerindendir kendisi. Bu anlamda Lakers’a takım içinde sorun olabilecek bir kapasiteye sahip. Geride bıraktığımız playofflarda Kobe ile durumu da mâlum. Ama herşeye rağmen Zen Master zamanında Rodman‘ı adam ettiği gibi onu da adam edecektir. Artest’in oyununa gelcek olursak Lakers’a çok büyük katkı yapacağı bir gerçek. Yaş olarak Ariza’dan yaşlı belki ama gerek fiziği gerekse hırsıyla Ariza’nın yerini fazlasıyla doldurabilir. Sadece sempatisi hariç… Herşeye rağmen Hoşgeldin Ron.

Ariza ise bu sene Lakers’ın şampiyonluğundaki x-faktörlerden biriyken T-Mac ve Yao‘dan yoksun bir Houston’a gitmek zorunda kaldı. Gitmek zorunda kaldı, çünkü bence bu tercih Ariza’dan çok Lakers yönetiminin kararıydı. Yani Ariza veya Artest kararı. Onlar Artest’i seçince Ariza da doğal olarak paraya gitti. Bu sene kendisini çok geliştiren ve yüreğiyle oynayan bir ismi seneye Lakers’ta göremeyecek olduğum için üzülüyorum. Sakat geçirdiği bir yılın ardından bu seneki müthiş performansıyla tüm Lakerslıların gönlünde müthiş bir yer etmişti oysa. Bu dakikadan sonra Ariza’ya yeni yolculuğunda içten başarılar diliyorum, umarım kendisini daha fazla geliştirir. Güle güle Cesur Yürek, seni Lakers formasıyla izlemek büyük keyifti…
Etiketler: ariza houston'da, cesur yürek, haldun üstünel, houston rockets, lakers, lakers'ta, los angeles, los angeles lakers, mitch kupchak, ron artest, ron artest lakers'ta, transfer, trevor ariza, yeni transferler
Kategori: Ve Diğer
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Ali İhsan Karakaş 1 July 2009 | Yorumsuz!

Shaquille O’Neal Phoenix’den Cleveland’a takasının ardından yeni takımında 33 numaralı formayı seçmiş.
O’Neal daha önce Lakers’ta 34 numaralı formasıyla efsaneleşmişti. Nba’de ki ilk yıllarında ve Lakers’tan ayrıldıktan sonraki Miami ve Phoenix takımlarında 32 numaralı formayı tercih eden dev pivot kariyerinin son senesinde 33 numarayı giyme kararı aldı.
Shaq’ın daha önce lise ve kolej yıllarında giydiği 33 numaralı forma tercihiyle birlikte “Kocaoğlan tekrar eski günlere döneceği mesajını verdi” yorumları da duyulmaya başladı. Bir başka ilginç nokta ise bu tercihiyle 2007 sezonu başında 8 numaralı formasını bırakarak kolej yıllarındaki 24 numarayı seçen eski takım arkadaşı Kobe Bryant‘a meydan okuma olarak algılandı.
Nba’in son dönemlerdeki en başarılı yıldız oyuncularıyla birlikte oynama şansını yakalayan Shaq, daha önce Lakers’ta Kobe, Miami’de ise Wade ile aynı takımda oynamış ve Lakers’ta 3, Miami’de ise 1 şampiyonluk yaşamıştı. Son takasla birlikte bir başka süperstar LeBron James ile birlikte oynayacak olan Shaq bakalım kariyerinin son baharında bir kere daha şampiyonluk sevincini yaşayabilecek mi?