Bu kez aynı terbiyesizliği tekrarlamayan D-Smart, Porto-Arsenal maçını Star‘da yayınladı. Ama ben maç tercihimi Bayern Münih-Fiorentina‘dan yana kullandım. Tamamen beklentiye dayalı bir tercihti tabii ama ne olursa olsun İlker Yasin‘in anlattığı bir Porto-Arsenal maçı da çekilmezdi. Genel anlamda pişman değilim bu tercihten dolayı. Peki Ovrebo pişman mı, onu kendisine sormak gerek. Zamanında Drogba haklıymış meğer. Hadi ilk yarının sonundaki hata bir sorun yaratmadı ama peki maçın sonundaki çok büyük hata ne olacak!? Bu büyük hata maçın skorunu direk olarak değiştirdi…
Beklentiden kastım ilk turun iki flaş takımının karşılaşıyor olmasıydı. Bayern Münih‘in grubunda Bordeaux fırtınası esti ve herkesi tam anlamıyla ezdi geçti. Bayern Münih de Bordeaux tarafından geçilen bir takım konumundaydı. Ama üst tur bileti için mücadeleye girdikleri Juve’yi ise geçen bir takım. İtalya’da oynanan bir nevi final maçını 4-1 kazanarak gerçekten büyük bir zafer elde ettiler ve üst tura çıkmayı başardılar. Bu sonucun ardındanJuve ise Avrupa Ligi’ne kalan takım oldu. Bayern Münih aynı zamanda ligde de fırtına gibi esmeye devam ediyor. Fiorentina ise Lyon ve Liverpool ile mücadele içindeydi. Özellikle Jovetic‘in yıldızlaştığı mükemmel maçlar oynadılar. Liverpool‘u hem İtalya’da hem İngiltere’de yenmeyi başardılar. Grubun averaj takımı konumunda olan Debreceni’ye de aynı tarifeyi uygulamak pek zor olmadı. Lyon ile ise karşılıklı 1-0′lık birer galibiyetleri var.
Müthiş bir hızla başladı Alianz Arena‘daki mücadele. Ama daha çok 60 metrede oynanan, yani orta saha mücadelesi şeklinde geçen bir oyundu. Son bölgelerde pek bir etkinlik yoktu. Bu hareketli, hızlı oyun keyifli gibi gözükse de çok sayıda yapılan pas hatası ve pozisyon bakımından yaşanan kısırlık işin olumsuz yanlarıydı.%55′e %45 topla oynama ile 1-2 korner ve 1-2 kaleye şut istatistikleri durumu gayet net özetliyor. Görüntü daha çok Fiorentina‘nın kontrataklarda etkili olabileceği yönündeydi. Bayern Münih’in ataklarından dönen toplarda eğer son hamleleri iyi yapsalardı net pozisyonlar bulabilirdi. Ama golü bulan taraf devrenin sonunda Alman ekibi oldu, Ovrebo‘nun büyük hatasına rağmen. Arjen Robben‘in düşürülmesinin birkaç saniye sonrasında Gomez topu ağlarla buluşturdu ama Ovrebo penaltı kararına hükmetti. Bir hakemin uygulaması gereken en büyük kararlardan birini es geçti, bir başka tabirle. Bayern Münih‘e penaltı çalarak ödül değil aksine ceza vermiş oldu bu karar ile. Oysa yapılması gereken penaltının yapıldığı takımın lehine bir karar vermekti. Neyseki Robben penaltıyı değerlendirmeyi başardı…
Çift maç üzerinden oynanan maçlarda deplasmanda atılan golavantajı her takımın planlarını üzerine kurduğu bir durum. İkinci yarının hemen başında golle buluşan Fiorentina da bu altın golün fırsatını değerlendirmek çabasına girdi. Daha kontrollü daha sakin bir oyun benimsediler, sonrasında görülen kırmızı kartın da etkisiyle. Gol bulması şart olan B.Münih ise ilk yarının aksine etkinlik sağlamaya başladı. Başladı ama son bölüme kadar yeterli olmadı. Ta ki Ovrebo ve yardımcı hakemi devreye girene kadar. Çok net bir ofsayt pozisyonu es geçilerek B.Münih‘in galibiyetini ilan ettiler. Elbet Fiorentina için yine de avantajlı bir skor ama ortada skora etki eden ciddi bir hata var. Rövanş için Fiorentina’yı daha şanslı görüyorum ama ola ki bu tek gol turun gitmesine neden olur, işte o zaman çok yazık olur…
Gecenin diğer maçında Porto 2-1kazandı. Hakem Hansson ve Arsenal kalecisi Fabianski‘nin maça damga vurduğu söylemleri görüntülerden izlediğim kadarıyla doğru. Önemli eksikleri bulunan Arsenal en çok Almunia’yı aramış anlaşılan. İlk Porto golünde büyük hatası var Fabianski’nin. Çok kolay kontrol etmesi gereken topu resmen içeri almış, daha nasıl anlatılır bilemiyorum. Hemen 7 dakika sonra gelen Arsenal golü ise Sol Campbell‘dan. Yıllar sonra tekrardan Arsenal’e dönmesi çok şaşırtmıştı, anlam da verememiştim. Arsenalformasını en son 2006 yılındaki Şampiyonlar Ligi finalinde Barça’ya karşı giyen Campbell, dönüşünü golle yapmış oldu. Korner pozisyonunda attığı golle tur için önemli bir avantaj getirdi. Porto‘ya galibiyeti getiren gol ise hakikaten ilginç. Fabianski, Campbell’ın pasını eliyle kontrol ediyor. Hakem topu Fabianski’den alarak Portolu futbolculara veriyor. Hemen birkaç saniye içerisinde atışı kullanan Porto golü buluyor. Fabianski‘nin büyük hatası malum. Ama hakemin topu alıp Portolulara vermesi çok daha büyük bir hata. Bir tek ağlara giden golü tamamlaması kalmış. B.Münih-Fiorentina maçı için dediğim gibi… Arsenal bu skorun rövanşını alabilecek güçte ki bana göre alırlar. Ama ya hakemin yardımıyla gelen tek gol turuPorto‘ya getirirse, ne olacak!? Futboldan çok hakemlerin skandal kararları geceye damga vurdu…
Yıldırım Demirörenaşağıdaki takımlardan hangisinde başkanlık yapmaktadır? A)Gaziantepspor B)Fenerbahçe C)TrabzonsporD)Beşiktaş
Öncelikle herkese sevgiler ve saygılar. Bu tarz ortamları, oluşumları her zaman için bir aile olarak görmüşümdür. O nedenle beniorganikfutbol.com ailesine davet ettikleri için bir teşekkür borçluyum. Umarım uzun süreli bir aile ortamı sağlayabiliriz. Aylardır kişisel blogumda yazılar yazıyorum. Ancak farklı bir ortamda bulunmanın, farklı bir okuyucu kitlesine hitap etmenin ve özellikle farklı konulara da değinecek olmanın heyecanını taşıyorum. Hakan Şükür’ün yazılarına “Babamın Fenerbahçe’si” ile başlaması gibi ben de ilk yazımda Beşiktaş hakkında birkaç kelam etmek istiyorum, tabii izninizle.
O halde gelelim günün sorusuna. En az Gaziantepspor başkanının kongre sonrası Yıldırım Demirören‘i tebrik eden açıklaması kadar ironik bir soru. İronik ama tamamıyla gerçek. İnternet üzerindeki bir bilgi yarışmasında rastladığım ironik ama gerçek bir soru bu. Hani şıklar arasında doğru cevabın yanısıra şaşırtıcı cevaplar da yer alır ya, Gaziantepspor seçeneği bu bakımdan tam uygun bir şık olmuş tabii. Bursaspor‘un Beşiktaş ile, Kayserispor‘un ise Galatasaray ile rakip olma, polemik yaratma çabası, bir başka deyişle adlarının büyük takımlarla birlikte anılması için yaptıkları davranışlar ne kadar itici, ne kadar yanlış ise eğer, Beşiktaş ile Gaziantepspor arasındaki transfer muhabbeti de bir o kadar yanlış. Özhan Canaydın dönemini yaşayan biri olarak Yıldırım Demirören yönetiminin artık espriye vurulan icraatlerini ve tüm bu olanlardan sonra bile ‘devam’ kararı alınmasını hayretle izliyorum. Bu akşamki ciddi kayıbı da Murat Ceylan veya Julio Cesar transferiyle telafi etmeye çalışır artık.
Beşiktaş camiası çok önemli bir kongre sürecini geride bıraktı. Bu süreçte önlerindeki üç yıl ile alakalı çok önemli bir karara varılacaktı. Ama tam bir kaos ortamının içinde kalmayı tercih ettiler. Bunca insanın ‘yeter‘ dediği bir ortamda alınan binlerce oy pek şaşırtıcı da değil aslında. En azından güzide ülkemizde bu işler böyle yürüyor. Recep İvedik’i milyonlar izler ama kime sorsanız ‘ıyy, iğrenç’ diye tepki gösterir. Aşk-ı Memnu’daki çarpık ilişkiler herkesin tepkisini çekiyor olsa da raytinglerde ilk sıradadır. Beşiktaş camiası da hemen herkesin ‘yeter’ dediği bir ortamda ‘devam’ kararı alarak, bu kervana katıldı. İşin en kötü yanı, bu karar kongre öncesi Yıldırım Demirören aleyhine yazdığı yazılar ile tanınan kimilerinin kongre sonrası Yıldırım Demirören’in başarısından söz ettiği ve tribünde yeter diyen diğerlerinin kongrede alkış tuttukları bir ortamda alındı. Hadi kimileri BJK TV’nin başına geçecek, peki ya diğerleri? Önemli olan Beşiktaş’ın geleceği midir, yoksa kişisel çıkarlar mıdır? Kongrede oy veren binlerce kişi ilk seçeneği ön planda tutsaydı bu sonuç çıkmazdı elbet. Ama kimbilir belki de oy verenlerin bir kısmı özellikle ikinci seçeneği tercih etmek için üye olmuştur!?
Beşiktaş camiasında ‘yeter‘ diyenlerin yeri olmadığı anlaşıldı ama bu dakikadan sonra nasıl bir yol izleneceğini merakla bekliyorum, her ne kadar çabaları bir işe yaramıyor olsa da. Yalnız bugünkü tablodan sonra şunu söylemeliyim. Yıldırım Demirören yönetimi ile ‘devam’ kararı alınmış olmasına karşın ‘yeter’ diyenler elbette susmayacak, kabuklarına çekilmeyecek. Normali de doğrusu da budur. Ama bunu yaparken takıma karşı durdukları pozisyonu iyi seçmeliler. Bugün Gaziantep‘te gösterilen tepki hiç de doğru bir tepki değildi mesela. Takımının yanında olman gerektiği anda tepki göstermeyi seçiyorsan eğer, o takımdan sahada başarılı olmasını bekleyemezsin. En azından buna hakkın olmaz. Yıldırım Demirören yönetimi kadar takımın da suçlu olduğunu düşünebilirsin ve bu sebeple sitem edebilirsin. Ama bunun yolu maç öncesi tepki vermek olmasa gerek. Gaziantep’e G.Birliği galibiyetiyle gelen bir takımı ‘aşkımız sizlere değil’ diye karşılamak da neyin nesidir? O sitemin vakti şimdidir, maç öncesi değil.
3 büyükler tanımı malumumuz. Büyük takım kavramı hakikaten farklı bir olay. 100 yıllık camiaların 14 yıl boyunca şampiyonluk yaşamaması bile büyüklüklerini yok etmeye yetmez. Ama elbet kendilerini tekrardan göstermeleri gerekir. Kanıtlamakkelimesi doğru olmayabilir, artık kanıtlayacakları bir durum yok, ama tekrardan vitrine çıkmaları gerekir. Geçen sezon elde edilen çifte zafer yok sayılamaz. Ama bu şampiyonluğun Sivasspor’a karşı elde edildiği de gözardı edilemez. Fenerbahçe’nin 4., Galatasaray‘ın 5. olarak çok kötü bir sezon geçirdikleri ortamda Beşiktaş’ın vasat performansı bile şampiyonluğa yeterdi. Nitekim öyle de oldu. O nedenle bu sezon yapacaklarının daha fazla önem arzettiğine inanıyorum. 2003′te elde ettikleri şampiyonluktan sonra yaşanan sürecin atlatıldığını, tekrardan geri döndüklerini iddia ediyorlarsa eğer, bu sezon başarılı olmaları şart. Aksi takdirde geçen sezonki çifte kupaya rağmen kayıpları büyük olur ve çok daha kötü bir sürece girerler.
Galatasaray‘ın A.Madrid-Beşiktaş-A.Madrid üçgeni gibi Beşiktaş‘ın Gaziantepspor-Galatasaray-Kayserispor üçgeni de sezonun en kritik virajı. İşte böylesine ciddi bir sürece Gençlerbirliği galibiyetiyle girenBeşiktaş, sürecin ilk raundundan büyük yara alarak çıktı. Geçen haftaki Beşiktaş’ın yerinde yeller eserken, Gaziantepspor‘un oynadığı futbol ise tek kelimeyle şahaneydi. Hücuma çıkmakta inanılmaz zorlanan Beşiktaş’ın ilk yarıda Bobo’nun yakaladığı ve ofsayt ile kesilen poziyonu dışında elle tutulur bir tarafı yoktu. Gaziantepspor ise yakaladığı büyük boşlukları müthiş değerlendirdi. Hızlı ve etkili bir şekilde çıktığı hücumlarda müthiş pozisyonlar yakaladı. Julio Cesar‘ın attığı golün yanısıra kaçırdığı bir gol var ki, kelimelerle ifade edilemez. Yine Sivok’un kaptırdığı topta yakaladığı bir net pozisyonu daha var. Serdar Kurtuluş‘un üst direkte patlayan topu, İvan‘ın Rüştü’nün son anda çıkardığı şutu ve daha nicesi. Biraz şans biraz dikkat ile çok büyük bir fark yakalayabilirdi Gaziantepspor. İkinci yarıya da aynı hızda başladıkları maçta 2.gol Deumi’den geldi. Olcan’ın kullandığı kornerde müthiş bir kafa vuruşu yaptı. Sonrasında Beşiktaş’ın ilk yarıdaki gibi yakaladığı ender pozisyonların varlığı konuşulabilir. Ama daha gerçekçi olan Gaziantepspor‘un kaçırdığı farktan bahsetmek olur.
Gaziantepspor bu sonuç ile birlikte 7 yıllık aranın ardından galibiyete ulaşmayı başardı.Beşiktaş ise şampiyonluk yolunda varım deme şansını erteledi. Galatasaray ve Kayserispor maçları ile ya son bir şansın peşinde koşacaklar ya da tamamen havlu atacaklar. Son olarak şu notları düşmek isterim. Hakem hakkında konuşmak istemiyorum diyerek günlerce hakem konuşanlardan değilim. Ortada net bir hata varsa aynı netlikte söylemekten yanayım. Son günlerde kasap futbolcular konusu gündemi meşgul ediyor ya hani,Sivok‘un rakibinin sırtına attığı tekmeyi müthiş bir örnek olarak not düşmek gerek. Bu hareket kırmızı kartdeğil de hangi hareket kırmızı karttır, sorarım? Sert futbol farklı bir olay, futbolla alakası olmadan rakibi sakatlamaya yönelik atılan tekmeler farklı bir olay. Avrupa Liglerinin birçoğu çok sert geçer ama bu sertlik topadır. Tamamen rakibi hedef alan tekmelerfutbolu çirkinleştiren unsurlardan biri oluyor. Hakemler bu tür pozisyonları cezalandırmadığı sürece de futbol çirkinleşmeye devam ediyor. Milyondolarlık yayın ihalelerinin döndüğü bir ortamda Turkcell Kasap Lig midir bizim izleyeceğimiz!?
Bu önemli maçta karşılaşan eski dostları not düşerek bitirelim. Gaziantepspor‘dan büyük meblağlarla transfer edilenİsmail ve Tabatailk kez Kamil Ocak Stadı’na rakip takım formasıyla çıkarken,Serdar Kurtuluş da eski takımı Beşiktaş’a karşı mücadele etti. Ekrem Dağ ve İbrahim Toramanda yine yolu Gaziantepspor’dan Beşiktaş’a düşen isimler. İki takım arasındaki transfer münasebetine yazının başında değinmiştik zaten. Eski dost Tomas‘ı bu topraklarda görmenin sevindirici olduğunu ekleyerek, iyi geceler diliyorum…
Fenerbahçe, Kasımpaşa karşısında hallaç pamuğuna döndü, ilk dakikada Gökhan’ın golü sonucu geriye düşen Fenerbahçe 5.dakika’da Guiza ile beraberliği yakaladı. Fakat ikinci yarı başlangıcında Cenk’in golü geldi:1-2 ve dakikalar 81′i gösterirken Fenerbahçe için umutlar tükenmişti, Kasımpaşa Şahin’le 3. golü buldu: Fenerbahçe 1-3 Kasımpaşa.Devamı > Ajansspor
Turkcell Süper Lig 14. haftanın açılış maçında Bursaspor Galatasaray‘ı 1-0 mağlup ederek Bursalılara bayram sevinci yaşattı. İlk yarısı 0-0 biten maçın 57. dakikasında Volkan Şen‘in golü geldi ve bu gol aynı zamanda maçında sonucu oldu: Bursaspor 1- 0 Galatasaray Devamı > Sporx
Fenerbahçe, bu sezonki UEFA Avrupa Ligi ilk grup maçına ideal 11′yle çıktı Twente karşısına. Kadıköy Şükrü Saraçoğlu Stadı’nın tribünleri taraftar doluydu.
Twente karşısında maça baskılı başladı Fenerbahçe, fakat hücumda insan çıldırtan pas hataları, top kayıpları yapmaktaydı, buna rağmen biri Kâzım biri de Guiza‘dan olmak üzere iki gol pozizyonu yakadı, fakat acımadan ikisini de harcadı. Twente ise Fenerbahçe’ye göre epey temkinli başladı karşılaşmaya. Maçın 1/3′lük kısmından sonra Twente açıldı, Fener’in kalesinde pozisyonlar bulmaya başladı. Stoch 36. dakikada bir gol kaçırdı ve ilk yarı golsüz berebarlikle sonuçlandı.
İkinci yarıda 58. dakikada Alex’le gol pozisyonunu değerlendiremeyen Fenerbahçe, ikinci yarı Roberto Carlos’un yerine oyuna giren Mehmet Topuz‘la 71. dakikada öne geçti. Topuz, serbest vuruştan mükemmel bir gol çıkarmıştı. 75. dakika ise Twente’nin golü Nkufo ile geldi. 80′de ise yine aynı Nkufo sahadaydı: Fenerbahçe 1 – 2 Twente. Ve Fenerbahçe zehir dakikalar sonunda UEFA Avrupa Ligi ilk grup maçından sürpriz bir yenilgiyle ayrıldı.
Maçın tribün yönüne bakacak olursak taraftlar ikiye bölünmüştü ve bir kısmı Fenerbahçe’yi yuhalayıp maç sonunda dinlenme koşusu yapan Twente oyuncularını alkışlıyordu. UEFA Avrupa Ligi H Grubu‘nda Fenerbahçe’nin rakipleri Steau Bükreş ile Dinamo Sheriff ise 0-0 berabere kaldılar.