Organik Futbol Anasayfa »

Wenger’in Doğru ve Yanlış Transfer Hamleleri

Yazar: Oğuz Öztürk 13 Nisan 2010 | Yorumsuz!

Arsene Wenger benim en beğendiğim teknik adamlardan bir tanesi. Gerek vizyonu, gerek futbola bakış açısı ve futbola armağan ettiği yıldızlarla en iyisi… Fakat Arsene Wenger’de ufak tefek hatalar yapamaz mı? Geçmişte az da olsa örnekleri mevcut.

P. Vieira ile başlangıcı yapalım…

1996 yılında Milan‘dan 3.5 milyon pounda transfer olan Vieira daha sonra Arsenal’den Juve‘ye 13.5 milyon pounda gitmişti ve Wenger böylece kulübe harika bir finansal katkı yapmıştı. Wenger’in aynı başarıyı T. Henry‘de de sergilediğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Juve’den alınan Henry herşeyini Arsenal’e verdikten sonra 6 milyon pound kar ile Barca‘ya satılmıştı.  İyi örneklerden bir diğeri de Nicolas Anelka. Wenger 1997′de PSG’den 500.000 pounda aldığı oyuncuyu iki yıl sonra harika bir kar ile 23 milyona Real’e satmıştı… Adebayor’un Man City‘ye trasnferi de bunlara bir örnek niteliğinde…

Peki ya ters istikametler? Wenger’in ufak hatalar yaptığı transfer hamleleri de olmuştu…

Arsenal’e yaklaşık olarak 50 futbolcu transfer eden Wenger S. Wiltord’u Bordeaux‘ten 13 milyon pounda almıştı. Fakat Wiltord 2004′te kapısından çıktığı Arsenal‘e hiçbir gelir sağlamadı. Yine Francis Jeffers’ta 8 milyon pounda alınmış fakat 2.6 milyona Charlton’un yolunu tutmuştu.

Wenger’in Arsenal’e çok şey verdiği ortada. Zaten başarısız transferlerine baktığımızda sadece iki ismin adını görüyoruz. Peki gelecekte kulübe katkı sağlayacak oyuncular hangileri? Sanıyorum en güçlü aday Wermaalen…

Organik Futbol Anasayfa »

Manu ileri, Real geri…

Yazar: Muharrem Belge 11 Mart 2010 | Yorumsuz!

Biliyorsunuz Şampiyonlar Ligi‘nde eşleşmeler ikişer haftaya bölünmüş vaziyette. Bir hafta dört eşleşme, ertesi hafta diğer dört eşleşme. Tahminim olsa da tam nedenini bilemiyorum bu durumun. Ama biz futbolseverler için müthiş bir uygulama olduğunu söylemek gerek. Bunu dün akşam bir kez daha anladım. Hani Manu-Milan, Real-Lyon maçlarını dönüşümlü izlerken dahi zorlandım, muhakkak kaçırdıklarım oldu. Ama maç sayısı dört iken çok daha fazlasını sadece özetlerde görebildiğimizi, turun hemen hemen yarısını kaçırdığımızı hatırlayınca, şükrediyorum tabii. Nitekim biraz Manchester‘da, biraz Madrid‘de geçen, Manu’nun zaferinden ziyade Real’in elenmesinin konuşulduğu güzel bir Şampiyonlar Ligi gecesi oldu.

Milan’ın üst tur biletini alması tam anlamıyla mucize olurdu. Manu deplasmanda aldığı 3-2′lik galibiyetle bileti cebine götürmek üzereydi zaten. O biletin ordan dönmesi zordu. Milan‘ın en az 3 gol atarsa tek farklı, yoksa daha farklı bir skora ihtiyacı vardı. Nitekim bu mucize gerçekleşmedi, aksine hezimete uğrandı. Real ise Lyon deplasmanında aldığı en pis skorun rövanşına çıktı. 1-0‘ı ne olursa olsun en az iki farklı galibiyetle aşabilirdi. Ama tek farkı bile yakalayamadı, evindeki finale ulaşamadı. İlk gün Fiorentina‘nın galibiyetini istediğim gibi dün de Real‘in galibiyetini tercih ederdim açıkcası. Bernabeu‘da Barça-Real finali pek güzel bir hayaldi çünkü. Onun dışında bu isteklerin taraftarlık boyutuna ulaşmadığını da eklemek isterim. Sonra Lyon taraftarlarının gazabına uğramayalım. Sözün özü, final hayali erken suya düştü. Kaka ve C.Ronaldo transferleriyle sezona müthiş bir başlangıç yapan, hemen geçtiğimiz hafta La Liga’da liderliğe yükselen Real Madrid, evinde oynanacak finale gitme şansını tepti. Geçen sene Galatasaray’ın yapamadığını bu sezon Barça yapmaya çalışacak. Final Espanyol’un stadında olsa tam bir örnek olurdu tabii ama Barça-Real de derbidir, ezelden beri rakiptir…

Geceyi C.Ronaldo açtı, eşleşmeyi yeniden başlattı. 1-0′ın rövanşında 1-0′ı yakalayan Real Madrid, erken bulduğu golün devamını getirmek için ataklarını sürdürdü. Hemen ardından mikrofonlarımız Manchester‘daydı, Rooney‘in golü turu mucizeden öteye taşıdı. O dakikadan sonra 3 gole ihtiyacı olan Milan‘ın Old Trafford’dan çıkması, öyle kolay kolay açıklanamazdı. Yine de demoralize olup saçmalamadılar! Tecrübeyle sabit bir şekilde oyunlarına devam ettiler, hiçbir şey olmamışcasına. Tabii bir de şunu söylemek gerek, Ronaldinho “yalnızım dostlarım” şeklinde takılmasa ne ilk maç öyle biter, ne bu maç hezimet olurdu. Şu Roni de Milan’da hakikaten harcanıyor be kardeşim…

Old Trafford‘da işin keyfi kaçmıştı artık. Tek beklenti Beckham‘ın oyuna girmesiydi. İkinci yarıya golle başlayan Manu, artık maçı antrenman havasına soktu. Bir süre sonra 3. gol de geldi. Old Trafford’un yıkılması ise Beckham‘ın oyuna girişiyle oldu. Eşleşmenin en dikkat çekici, en konuşulan durumuydu haliyle. Beckham‘ı Milan formasıyla Old Trafford’da izlemek… Kendisi ve Manu taraftarı kadar olmasa da duygusaldı. Hele hele o güzel açıklamalardan sonra, hakettiği alkışı fazlasıyla alması müthiş sahneler yaşattı. Topu ayağına aldığında bazı uğultular duydum, daha çok yuhalama şeklinde. Ya farklı algıladım ya da birkaç kendini bilmez(!) saçmaladı, bilemiyorum. Ama geri kalan her şeyiyle güzeldi. Beckham‘ın jübile maçı havasında geçen son bölümde bir gol daha bulan Manu, Milan‘ı 4-0′lık hezimetle evine uğurladı…

Madrid‘de ise işler Real tarafı için hiç iyi gitmedi. Higuain‘in kaleciyi çalımlayıp direğe nişanladığı top, “geçemezseniz turu çok ararsınız bu pozisyonu ha” denen anlardan biriydi. Nitekim öyle de oldu. Turu geçmek için gereken ikinci gol bir türlü gelmedi. Lyon atamayana atarlar yaparak “deplasmanda atılan gol avantajı” ile Real‘in ipini çekti. Geri kalan dakikalarda da o gol çıkmadı, Real bırakın iki golü tek golü bile bulamadı…

Organik Futbol Anasayfa »

Milan 2-3 Manchester United

Yazar: Muharrem Belge 17 Şubat 2010 | Yorumsuz!

Milan geldi geldi geldi geldi kaçırdı, Manchester United geldi attı. Futbol böyle bir oyun işte, yapacak bir şey yok. Peki bu ilginç ve bir o kadar da güzel maçı kaç kişi izleme şansı buldu? Olması gerekenden çok daha az! Niyesi ise tamamen D-Smart‘ın izleyicilere karşı yaptığı saygısızlık. Avrupa Ligi’nin şifreli olarak yayınlanması konusunda D-Smart aleyhine konuşmak doğru olmaz. Elbette bu ihaleyi zorla almıyorlar. İş tamamen Galatasaray ve Fenerbahçe yönetimlerinin imzasına bakıyor. İki yönetimin buyrun yayın hakkı sizin, şifreli yayınlayabilirsiniz dediği bir ortamda D-Smart’ı eleştirmek gerçekçi olmaz. Yayın kalitesi, fiyatı vs. farklı konular tabii. Peki ya Şampiyonlar Ligi‘ni şifreli kanaldan yayınlamanın mantığı nedir!? Ne yani, Fenerbahçe ve Galatasaray maçlarını izleyemediği için bile D-Smart alamayan insanlar, Milan-Manchester United maçını izleyemedi diye mi bayiilere koşturacak!? Nedir yani bu tercihin amacı, cidden merak ediyorum. Maçı izleyebilen şanslı azınlıkta yer alıyorum ama bu D-Smart’ın yaptığı ayıbı görmemi engellemiyor.

Şampiyonlar Ligi özellikle eski dostların karşı karşıya geldiği müthiş eşleşmelere sahne oluyor. Gruplardaki en dikkat çekici eşleşme İspanyol ve İtalyan takımlarını karşı karşıya getiren eşleşmeydi. Barcelona İnter ile, Real Madrid ise Milan ile karşılaştı. İspanya-İtalya mücadelesinin haricinde yılın flaş transferlerinin gerçekleştiği takımların arasındaki bir mücadeleydi aynı zamanda. Gözler büyük oranla Eto’o-İbrahimoviç takasından sonraki Barça-İnter mücadelesi, Kaka transferinden sonraki Real Madrid-Milan mücadelesi üzerindeydi. Hakikaten de önemli ve güzel maçlar izledik. İkinci tur mücadelelerinde meydana gelen eski dost buluşması ise Milan, Manchester United eşleşmesinde gerçekleşiyor. Manu’nun 7 numaralı efsane ismi David Beckham, Milan formasıyla eski takımına karşı mücadele ediyor. Elbet Old Trafford‘daki atmosfer çok daha farklı olacak onun için. Ama dün akşamki maçta da çoğu kez sezdiğim gibi duygusallığı üzerindeydi. Maçtan önce yaptığı açıklama ise, profesyonellik kavramının çok yanlış yerlere çekildiği günümüzde, çok hoşuma giden sözler içeriyordu. “Eğer Leonardo beni Manchester’a karşı oynatırsa ve de gol atarsam, pek sevineceğimi zannetmiyorum.” Mükemmel! Ve eğer sevinmezse sevilir… Hem formasını giydiğin takıma ihanet etmiyorsun golünü atarak hem de duygusal olarak bağlı olduğun takıma, sevinmeyerek. Bundan güzel bir davranış mı olur? Öyle bir durumda kalmak hakikaten zor olsa gerek. Ama o anı bu şekilde yaşamak en güzeli…

Sezon başında yerden yere vurulan bir takımdı Milan, ki ben de yerden yere vuranlardan biriydim ve kesinlikle hakediyorlardı, ama yaşadıkları şok mağlubiyetlerden sonra kendilerine gelmeye başladılar. Özellikle Ronaldinho‘nun artan performansıyla olmaları gereken düzeye ulaştılar, her ne kadar tam anlamıyla var olan bir başarıdan bahsetmek için erken olsa da. Ve işte o Milan, Manu karşısında üstün bir futbol oynadığı maça golle başlamayı başardı. Takım olarak oynanan oyunu iyi veya kötü değerlendirmek mümkün her iki takım açısından da. Ama maçın çok önüne geçen bir isim vardı sahada, aynı zamanda gol perdesini de açan bir isim; Ronaldinho. Barcelona günlerini hatırlatan bir performans gösterdi ki izlemesi hakikaten muhteşemdi. Ronaldinho gibi bir ismin tekrardan sahneye çıkmasını görmek gibisi yok. Attığı gol, yaptığı hareketler, müthiş çalımlar, harika paslar. Futbolun tüm güzelliğinin bir araya geldiği bir isim. Ona uyum sağlayabilen bir Milan olsaydı eğer sahada, tabelada çok farklı bir sonuç olurdu.

Milan golden sonra da ataklarına devam etti. Ancak bir türlü ikinci gole ulaşamadı. Tam bu kaçan golleri ikinci maçta çok ararlar diye düşünüyordum ki daha bu maçtan aradılar bile. Hiç beklenmeyen bir anda yedikleri golle turu zora soktular. Scholes‘un ıskaladığı top ters ayağına çarparak ağlarla buluşunca, Manu deplasmanda attığı bu golün avantajını elde etmiş oldu. Hani son maçlarda hem Galatasaray için hem de Fenerbahçe için söylemiştim ya bu konuyu, bu kez oyun Milan tarafından sahnelendi işte. Oyunda üstün olan ve inanılmaz pozisyonlar kaçıran İtalyanlar, hiç olmadık bir anda kalelerinde golü gördü. Gol averajından sonra deplasmanda atılan gole bakılması aslında pek hoşuma giden bir futbol kuralı değil. Ama çift maçlı eleminasyon sisteminin en önemli futbol kuralı. Bu kuralı iyi bilen Manu, ikinci yarıya avantajı elde etmiş bir halde tüm sakinliğiyle başladı. Gol bulması gereken Milan ise maç boyu yakaladığı pozisyonlara devam etti. Ama futbol böyle bir oyun işte, yapacak bir şey yok. Az ve öz gelen Manu atakları, özellikle Valencia‘nın oyuna girişiyle etkinlik kazandı. Kısa sürede yakalanan iki pozisyon ve Rooney‘in iki şık golüyle 3-1 gibi inanılmaz bir skor yakalandı. Sadece ben değil, biz değil, Manuluların bile şaşırdığı bir skor olsa gerek, oynanan oyun ile tamamen zıt olması dolayısıyla. Yine Ronaldinho‘nun müthiş pası ile gelen Seedorf golü ve Carrick‘in kırmızı kartı teselliden öteye gidemez. Son dakikalarda gelen ataklar ise bizi tekrar yazının ilk cümlesine götürüyor. Aynı atakları Manu bulsaydı, skor 5-2 olurdu, ötesi yok. Manu çok büyük bir avantaj elde ederek, üst tur biletinin ucundan yakalamış vaziyette…

Gecenin diğer maçı ise Lyon ile Real Madrid arasındaydı. Şampiyonlar Ligi’nin artık bir klasik haline gelen eşleşmesi oldu kesinlikle. Daha önce 2-0′lık ve 3-0′lık galibiyetlerle Real Madrid’i geçen O.Lyon‘un, bu kez 1-0′lık galibiyetini izleme şansı bulamadım tabii. Ama eminim güzel bir maç olmuştur, en azından Fransa’da oynanan önceki maçları referans kabul ederek öyle tahmin ediyorum. Başta Marca olmak üzere basın yerden yere vurmuş Real Madrid‘i ve turun zora girdiğinden bahsedilmiş. Ama sonunun Bernabeu’ya uzanacağı bu yolda Lyon engelini geçeceğini düşünüyorum Real’in. Rövanşta yenilecek bir golün tüm hesapları alt üst etme olasılığı da var tabii ama tahminim bu gol averajını aşacakları yönünde. İzleyenlere göre C.Ronaldo‘nun iyi ama başta Kaka‘nın vasat performansı olmak üzere takım olarak etkili olamadıklarının yanısıra Marcelo ile Xabi Alonso‘nun sarı kart cezalı olmalarını işin olumsuz tarafı olarak not düşebiliriz. Özetlerden izlediğim kadarıyla ise Lyon‘un sayısız gol fırsatı bulduğundan, Jean Makoun‘un çok güzel bir gol attığından, C.Ronaldo‘nun spektaküler hareketlerinin şıklığından ve Real‘in son dakikalarda bulduğu cılız ataklardan bahsedebilirim. Formaların -nedenini bilemediğim bir şekilde- reklamsız olması çok hoştu. Benzema ise Real Madrid formasıyla ilk kez eski takımının karşısına çıktı…

Organik Futbol Anasayfa »

Bayern Münih – Manchester United Maçı Ntv’de

Yazar: Ali İhsan Karakaş 30 Temmuz 2009 | Yorumsuz!

Audi Cup‘un finalistleri Manchester United ve Bayern Münih bugün final mücadelesinde karşılacaklar. Saat 21.45‘te başalyacak olan maç, NTV ve NTV Spor’dan canlı olarak ekrana gelecek. Boca Juniors ve Milan arasındaki üçüncülük maçı ise 19.30‘da NTV Spor‘dan yayınlanacak.

Organik Futbol Anasayfa »

Bayern Münih 4- 1 AC Milan

Yazar: Ali İhsan Karakaş 30 Temmuz 2009 | Yorumsuz!


Organik Futbol Anasayfa »

Milan – Inter Maçı Ntvspor’da

Yazar: Ali İhsan Karakaş 26 Temmuz 2009 | 1 Yorum

World Football Challenge 2009 turnuvasındaki Milan – Inter maçı bu gece 00.00‘dan itibaren Ntvspor‘dan canlı yayınlanacak. Chelsea,Milan, Inter ve Club America’nın katıldığı dev organizasyonla ilgili bütün bilgiler ve diğer maçların programı bu yazıda…

Milan – Inter
Organik Futbol Anasayfa »

Chelsea 2 -1 Milan

Yazar: Ali İhsan Karakaş 25 Temmuz 2009 | Yorumsuz!


Önceki Yazılar  

Organik Futbol'u Her Yerden Takip Edin

RSS Organik Futbol Friendfeed Organik Futbol Twitter Organik Futbol Facebook Organik Futbol Haber.gen.tr Organik Futbol Google Buzz Organik Futbol

Kazakistan 0-3 Türkiye

Medya'dan Haberler

Şampiyonluğa Yürekten İnanıyorum

Galatasaray'da herhangi bir krizin

olmadığını belirten Adnan Polat,

kötü başladıkları sezonu şampiyon

bitireceklerine yürekten inandığını söyledi.

Kolay Olmayacak

Kazakistan galibiyetini değerlendirirken

zaman zaman yaşanan konsantrasyon

eksikliklerine değinen Guus Hiddink,

"Belçika maçı kolay olmayacak" dedi.

Nihat Efsaneler Arasında

Kazakistan'ı 3-0 yendiğimiz maçta

1 gol atan Nihat Kahveci, milli formayla

19 gole ulaştı ve efsane isimler Metin

Oktay ile Cemil Turan'ı yakaladı.

spor, spor haberleri, futbol transfer haberleri, formalar, Turkcell Süper Lig.