Organik Futbol Anasayfa »

Oleg Romantsev’in Spartak Moskova’sı

Yazar: Oğuz Öztürk 1 October 2010 | Yorumsuz!

1980′lerin sonlarına doğru Spartak  Moskova teknik direktörlüğüne Oleg Romantsev getirilmişti. Aynı isim 1993 yılına gelindiğinde bu kez de kulübün başkanlığını alıyordu. Hatta bundan bir yıl sonra da Romantsev aynı anda milli takımında teknik adamlığını alarak Rus futboluna tamamen el koymuş oluyordu…

Oleg Romantsev‘in heryerde elinin olması yetişen tüm yıldız oyuncularında Spartak çatısı altında toplanmalarına neden oluyordu. Romantsev adeta futbolcu ihracında Spartak tekelini kurmuştu. Batıya giden tüm Rus yıldızların son durağı mutlaka Romantsev’in Moskova’sı oluyordu. Resmi kayıtlara göre o zamanki Spartak Moskova’nın gelirlerinin yarısından fazlasını oyuncu satışları oluşturuyordu. Bunun eksi yönleri de vardı pek tabii…

Spartak 1995 yılında Şampiyonlar Ligi‘nde muazzam bir başarının altına imzasını atarak takımın adı şampiyon olacaklar arasında anılmaya başlamıştı. Ancak kışın Rusya’da sezonun bitmesiyle birlikte transfer mevsimi açıldı ve  Onopko, Yuran, Kulkov gibi önemli yıldızlar takımdan ayrıldılar. Sonrasında da çeyrek finalde Nantes’e elendiler. Ancak Roantsev’in kurduğu bu düzen fazlasıyla meyvesini de vermedi değil. Spartak Moskova yeni Rusya liginde 10 sezonda toplam dokuz kez şampiyon olarak çoktan tarihe geçmişti…

Organik Futbol Anasayfa »

Yakın Tarihlerden 3 Meydan Muharebesi

Yazar: Oğuz Öztürk 28 August 2010 | Yorumsuz!

Futbol tarihinde birçok saha içi kavgaya şahit olduk hiç şüphe yok ki. Biz de bu onlarca kavganın içinden 3 tanesini çekip derledik…

  • Hırvat vs Sırp, Jarni vs Mirkovic.

Hırvatistan’da, Yugoslavya’da Euro 2000‘e gidebilmek için Zagreb’te oynanan bu maçı kazanmak zorundaydı. Maçtan önce savaşa gönderme yapan pankartlar ve stada getirilen gaziler ortamı germeye yetmişti. İlk yarının sonlarında Hırvat  Jarni ile Yugoslavya’nın Sırp stoperi Mirkovic çapıştılar… Öfkeli Jarni, Mirkovic’e eğilerek çok sert bağırdı ve Mirkovic’in buna cevabı Jarni’nin hayalarını sıkmak oldu! Bunun üzerine oyundan atılan Mirkovic çıkarken çetnik selamı yaptı ve ülkesinde bir kahraman gibi karşılandı…

  • Almanya – Arjantin (2006)

Çok gergin geçen bir Dünya Kupası çeyrek final maçıydı. Bu maçın penaltılara kalması da durumu iyiden iyiye germeye yetmişti. Gülen taraf 4-2 ile Almanlar olmuştu. Ve hır çıkaran tarfa Arjantinlilerdi. Tim Borowski’nin rakip oyunculara yaptığı ’sus’ işareti olayların başlamasına neden oldu. Coloccini’de Neuville’ın üzerine yürüdü. Yedek futbolcularında olaya karışması ile birlikte teknik ekip te dahil herkes kendini bir arbedenin içinde buldu. Neyse ki büyümeden önlendi…

  • Inter – Valencia (2004, 2007)

2007′deki Şampiyonlar Ligi eşleşmesinde David Navarro‘nun sahaya dalıp yumrukla Burdisso’nun burnunu kırmasını, sonra da tüm Inter’li oyuncuların onu kovaladığı anı kim unutabilir ? Bu kavga tünelde de devam etmiş, Toldo bir hışımla Valencia soyunma odasına dalmış, Figo ile Cambiasso’da onu izlemişlerdi. Navarro staddan korumalar ile çıkmak zorunda kalmıştı.  Ancak bu husumetin bir geçmişi vardı. 2004′deki bir maçta da Caneira, Adriano’ya tokat atmış, Adriano’da ağır siklet usulü bir yumrukla rakibini yere sermişti…

Inter – Valencia
Organik Futbol Anasayfa »

Stanimir Stoilov

Yazar: Oğuz Öztürk 2 August 2010 | 1 Yorum

Stanimir Stoilov Fenerbahçe‘ye geldiğinde sezon 1992-1993‘tü. Daha gelir gelmez ‘Aykut ile beraber çok gol atarız’ ve ‘Tanju ile çok iyi anlaşırız’ açıklamaları ile gündeme gelmişti.

Ancak Stoilov bu iddialı açıklamalarını bir türlü yerine getiremedi. Nedeni de sakatlıktan başka bir şey değildi. Geçirdiği ağır sakatlık nedeni ile ligde sadece 8 maça çıkabilen Stoilov 3 golün altına imzasını koymuştu.

Stoilov esasında ne kadar golcü bir adam olduğunu Ağustos 1992′de ağır sakatlık geçirmeden önce Trabzon’da oynanan Bulgaristan-Türkiye maçında attığı 2 güzel gol ile göstermişti. Eğer sürekli bahsettiğimiz sakatlık olmasa, Stoilov’un 1994′de Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen turnuvada büyük bir sürpriz gerçekleştiren Bulgar milli takımında yer almaması için hiçbir neden yoktu.

1998 yılında Levski Sofya‘daki üçüncü döneminde yardımı antrenör olan Stanimir Stoilov, bir dönem ülkesinde altyapıdan sorumlu işlerde çalıştıktan sonra 2004′te Levski’nin başına geçti.

2005-2006 sezonunda Levski Sofya’yı UEFA Kupası’nda çeyrek finale kadar taşıyıp tarihe geçti. 2005-2007 tarihleri arasında da ligde 2 şampiyonluk yaşadı. 2006-2007 sezonunda ise İtalyan takımı Chievo’yu eleyerek Levski Sofya’nın, Şampiyonlar Ligi‘nde gruplara kalan ilk Bulgar takımı olmasını sağladı. Stoilov şimdilerde Bulgaristan Milli takımını çalıştırıyor…

Organik Futbol Anasayfa »

Alternatif Tarih; Beşinci Büyük Gaziantepspor

Yazar: Oğuz Öztürk 23 July 2010 | 2 Comments

Artık bir beşinci büyüğümüz var. Bursaspor… Peki ya geçmişte olabilir miydi? Fenerbahçe’nin 3-0′dan 4-3 yaptığı meşhur maçı bilirsiniz. * İşte o maçta ya Gaziantepspor skoru korusaydı neler olurdu?

İlk yarıyı 3-0 önde kapatan Gaziantepsor  ikinci yarının hemen başında Fatih Tekke ile durumu 4-0 yapan golü atar. O ana kadar takımını destekleyen Fenerbahçe seyircisi bir anda ‘Yönetim İstifa’ diye bağırmaya başlar. Bu anda Mustafa Şahintürk durumu 5-0 yaparak işi noktalıyor.

Maç sonrası Fenerbahçe’de büyük deprem yaşanıyor. Mustafa Denizli ve yönetim kurulu istifa ediyor. Gaziantepspor ise ardından kendi evinde Galatasaray’ı da mağlup ediyor ve şampiyon oluyor.  Anadoludan çıkan şampiyon alkışlanıyor. Hedeflerine ulaşan Celal Doğan aynı takımı koruyor ve ertesi sezon Şampiyonlar Ligi‘nde gruplarda elenip UEFA’ya gidliyor. Burada da çeyrek final oynanıyor.

2002 Genel seçimlerinde milletvekili olan Celal Doğan kulübü bırakıyor ve başkanlığa doğru emin adımlarla ilerliyor. Ona solun yeni lideri gözüyle bakıyorlar. 2002 Dünya Kupası öncesi de Şenol Güneş’in milli takımı bırakmasının ardından başkan Ulusoy tercihini açıklıyor; Sakıp Özberk…

İşte o maçı tam tersine çevirdiğimizde bu tip alternatif bir tarih ortaya çıkıyor.

Organik Futbol Anasayfa »

#15 Unutulmaz Anlatımlar Serisi

Yazar: Ali İhsan Karakaş 29 April 2010 | Yorumsuz!

Tarih: 6 Mayıs 2009
Yer: Stamford Bridge / Londra

Dünkü Barcelona-Inter maçının anlatırken İlker Yasin‘in sıklıkla Xavi’ye Iniesta demesi dikkatinizi çekmiştir. Bu Iniesta takıntısı direk olarak geçen seneki Chelsea-Barcelona maçını getirdi aklıma. Geçen sezon Roma, Bordeaux ve Cluj ile birlikte A grubunda yer alan Chelsea, grubu Roma’nın arkasında 2. sırada bitirmiş ve bir üst tura yükselmişti. Daha sonra da 2.turda Juventus’u, çeyrek finalde de Liverpool’u 4-4′lük bir rövanş maçı sonrası eleyerek yarı finale kadar gelmişti. Son şampiyon Barcelona ise görece daha kolay bir grupta Sporting Lisbon, Shakhtar Donetsk ve Basel’in önünde lider olarak yükselmişti 2. tura. Bu turda Lyon, çeyrek finalde de Bayern Münih karşısında farklı galibiyetler alan Katalanlar da finalin kapısını aralamış ve yarı finalde Hiddink’in Chelsea’si ile eşleşmişti.

Daha önce Nou Camp’ta oynadığı son 3 Şampiyonlar Ligi yarı finalinde olduğu gibi bu yılda Barcelona kendi sahasındaki ilk maçta gol atamadı. Chelsea’nin harika savunması deplasmandan 0-0′lık beraberlik getirmeye yetti. Stamford Bridge’de de benzer bir maç beklenirken Essien’in henüz maçında attığı nefis gol, Barcelona adına işleri biraz daha zorlaştırdı. Takım savunmasını son derece iyi yapan Hiddink’in öğrencileri, fizik mücadelede de rakibine üstünlük kuruyordu. Maçın ilerleyen bölümünde bu seneki Fiorentina-Bayern Münih maçını da katleden hakem Tom Henning Ovrebo’nun hatalı kararları Barcelona’yı maçın sonuna kadar oyunun içinde tuttu. 0-0′ın rövanşında deplasmanda atılacak 1 gol ve alınacak her türlü gollü beraberlik Barcelona’yı finale taşıyacaktı. Alışılagelen hücum varyasyonlarını izlettiremese de son dakikaya kadar turu getirecek golü kovaladı Barcelona ve dakikalar 90+3′ü gösterirken rakibini Iniesta’yla vurdu. İşte o Londra’yı yasa boğan unutulmaz gol, İlker Yasin’in anlatımıyla…

Unutulmaz Anlatımlar Serisi‘nin diğer yazıları için tıklayınız…

Organik Futbol Anasayfa »

Sana insan diyenin gözü çıksın…!

Yazar: Muharrem Belge 18 March 2010 | 2 Comments

Zirveye ulaşmak, yapılabilecek her şeyi ama her şeyi yapmak nasıl bir histir diye sorsak Barçalılara, anlatılmaz yaşanır derler muhtemelen. Yalan yok, pek anlatılabilecek bir durum değil. Bundan sonra yapacakları, yaptıklarının tekrarı olacak en fazla. Başkalarının yaptıkları ise rekoru paylaşmak. Bütün bunların yanında pek de doymuş değiller hani. Gerçi ilk fireyi verdiler geçtiğimiz aylarda. Ama en önemli iki kupada emin adımlarla ilerliyorlar. Başarıyı tekrarlamanın üzerine yüklenen maneviyat ise fazlasıyla motive edici. La Liga şampiyonluğu için Real Madrid ile girilen mücadeleden, Real Madrid‘in stadında yapılacak Şampiyonlar Ligi finaline ulaşmaya kadar müthiş hedefler var şimdi önlerinde. İşin maddiyatı geçen sene başarıyla noktalandı tüm kupalar alınarak. Şimdi işin maneviyatı var. Başarıyı Real Madrid‘in önünde ve stadında tekrarlamak gibisi olamaz. Sonunda kim güler bilinmez ama biz futbolun zevkine varmak isteyenler olarak daha çok güleceğiz anlaşılan…

Futbolda takım oyununun önemi malumumuz. Takımda parlayan bir isim varsa, o parlaklığın geri kalan isimlerin katkısıyla olduğu da aynı şekilde malumumuz. Önümüzde Messi’li Arjantin örneği var, tam da konuyla, tek bir olağanüstü insanın dahi takımın kaderini çizmeye yetmediği konusuyla alakalı. Demem odur ki, bu dünyadan olmadığını düşündüğümüz süperstar, megastar, hiperstar ya da ne biliyim acayipstarları överken, geri kalan isimleri unutmayalım. Xavi’nin İniesta’nın Pedro’nun Bojan’ın, kimsenin hakkını yemeyelim. Barça tam anlamıyla bir takım çünkü, baştan sona, aşağıdan yukarıya. Hele hele Messi‘nin korneriyle başlayan, İniesta‘nın ortasıyla devam eden, Alves‘in kafa vuruşuyla sonuçlanacak derken Henry ile değerlendirilemeyen bir pozisyon var ki, yüzyılın golleri arasına girerdi…

Tamam, şimdi Messi‘yi övmeye başlayabiliriz. Ama bunu nasıl yapacağımızı bilemiyorum. Ne kaldı ki geriye söylenmedik. İnsan değil, olağanüstü, fevkaladenin fevkinde, muhteşem vesaire vesaire. Onu tanımlamak zor. Ufo desek yeridir. Hani ufo acayip bir tanım oldu tabii de, tanımlanamayan cisim diyelim. Messi’nin neyin nesi olduğunu çözmek zor arkadaş. Playstation severler bilirler. Pes 2010 gerçekçi olması amacıyla geçtiğimiz yıllara nazaran daha zorlaştı. Bir adamla herkesi çalımlamak imkansız dendi, gerçekte böyle bir durum yok dendi, çalım atmak zorlaştırıldı misal. İyi de kardeşim, kime göre? Kime göre herkesi çalımlamak imkansız? Messi, pes’te yapılabilecekleri de aştı. Gerçekte böyle işler olmuyor, oyunu gerçekçi kılalım diyorsunuz da, Messi yapıyor kardeşim yapılamaz dediklerinizi. O kadar sakin, o kadar kolay bir şekilde yapıyor ki bir de, sanki hakikaten basit işler bunlar. Bir Şaban-Ramazan diyaloğu vardır ya hani, onun gibi; Messi insan değilsin sen! Sana insan diyenin gözü çıksın! Sen meleksin melek…:)

Mikrofonların diğer ucunda ise Fransızlar güldü Bordeaux ile. Grupta Juventus’u ve B.Münih’i perişan eden Bordeaux, kupanın en flaş takımlarından biri hakikaten. Olympiakos‘u deplasmanda 1-0, içerde 2-1 ile geçerek şovlarına devam ediyorlar. Anlaşılan bu şov daha devam edecek. Nereye kadar süreceği bilinmez tabii ama kurada hangi takımla eşleşeceklerini merak ediyorum. Kura çekiminin başlı başlına heyecan verici olduğunu söylemeyek gerek yok. Bakalım daha ne ilginç eşleşmeler, ne şahane maçlar ile karşılacağız. Siniri stresi taraftarları yapsın, biz keyfimizi yaşamaya devam edelim. Messi‘nin döneminde yaşadığımız için şükretmekle başlayalım mesela…

Organik Futbol Anasayfa »

İnter’in başında kim olsa elerdi Chelsea’yi…!

Yazar: Muharrem Belge 17 March 2010 | Yorumsuz!

Brian Clough‘un Leeds United günlerini anlatan The Damned United filmini izleyenler vardır muhakkak. Hala izlemeyen varsa da çok şey kaçırdığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Konuyla alakası ise Brian Clough’un Jose Mourinho ile benzerliği. Her kim filmi izlerse bu benzerliğe dikkat çekiyor ve iki ismi de ya tapılacak ya nefret edilecek kişiler olarak yorumluyor. Ben ise ne tapılacak ne de nefret edilecek tipler olarak. Kuru bir muhalefet değil bu yaptığım, sadece bazı yaptıklarıyla takdirimi bazı yaptıklarıyla nefretimi kazanmaları. Ama sevmek veya sevmemek tamam da, saygı duyulmalı, bence tabii…

Tüm değerlendirmelere futbolcu ekseninde başlamayı uygun gören biriyim. Başarıda veya başarısızlıkta en büyük pay futbolcularındır, haliyle. Futbol, futbolcularla oynanır en nihayetinde. O hatayı yapan futbolcudur, şu şık gol futbolcunun ayağından gelmiştir. Galibiyet golü Eto’o‘dandır misal, Mourinho‘dan değil. Evet işin en kritik noktası futbolcunun performansıdır. Takımı performansıyla şaha kaldıran da yerin dibine sokan da futbolcudur.

Ama tüm bu sebepler teknik direktörü yok saymayı doğru kılmaz. Teknik direktörü boş gezenin boş kalfası olarak yorumlatamaz. Takıma hiçbir katkısı olmadığı kanaatine vardıramaz. O takımı takım yapan isimlerden biri olduğu göz ardı edilemez. Zaman zaman takımı kapasitesinin altında oynatan isim olduğu da unutulamaz. Takımı iyi yönetmenin başarıya katkısı, kötü yönetmenin başarısızlığa neden olması sil çöpe at tarzında bir yorum olarak kabul edilemez. Başarılı takımı, o takımı herkes şampiyon yapar zaten kategorisine sokma saçmalığını ise hiç ama hiç anlamlı kılmaz. Başarısızlıkta olduğu gibi başarıda da teknik direktörün payı yadsınamaz.

Hele hele bu saçmalığı büyük çelişkilerin arkasına sığınarak yapmak çok komik oluyor. Bir yandan önemli olan futbolcuların kalitesidir diyerek hocayı, tabiri caizse, takmıyorsunuz. Öte yandan o hocanın daha kalitesiz futbolculardan oluşan bir takımda başarılı olması gerektiğini savunuyorsunuz. Olay yalnızca futbolcuların kalitesinden ibaret ise, daha kalitesiz isimlerin hoca tarafından başarılı hale getirilmesini nasıl bekliyorsunuz. Her başarılı takımın hocasını o takımı herkes yönetir, önemli olan küçük takımları şampiyon yapmak masallarıyla eleştirmeyin. Önce bir oturun, soluklanın. Shaq adamsa Miami’yi şampiyon yapsın ayaklarını bırakın… Bence canım, bence yani.

İtalyan futbolundan pek hazetmem. Pek sevmem, izlemekten zevk almam, bir başka deyişle. O sebeple Serie A‘yı takip etmem mesela, edemem. Bir zevkler ve renkler tartışılmaz meselesi yani. Ama artık İngiltere‘nin havasından mıdır suyundan mı bilinmez, İtalyan kimliği bir anda tam bir İngiliz görünümüne bürünüyor. Gerçi şu statlarda şu yayın kaliteleriyle oynanan bir Bank Asya maçı dahi çok daha farklı görünecektir gözümüze, şeklinde de bir iddiam vardır. En büyük etki de bu olsa gerek. Özellikle ikinci yarıda ağırlık Chelsea kalesinde olmak üzere, bir o kalede bir bu kalede geçen bir maç vardı yine İngiltere‘de. Daha fazla fırsat bulan İnter, aynı zamanda bulduğu fırsatı değerlendiren takım olunca Eto’o ile, şahane bir galibiyet aldı. Mourinho eski takımına karşı intikamını feci aldı. İtalya’daki 2-1′lik galibiyetten sonra İngiltere’de gelen 1-0′lık galibiyet, kendi adlarına şahaneydi. Chelsea gibi bir takımı hem de her iki maçta mağlup etmek her yiğidin harcı değildir. Gerçi şu İnter’in başında kim olsa Chelsea’yi elerdi ya neyse!

İnter’in Chelsea’yi İngiltere’de mağlup etmesi de kolay kolay tahmin edilebilecek bir sonuç değildir bana göre. Turu geçmesi değil mağlup etmesi. Ama en büyük sürpriz Sevilla’nın CSKA’ya elenmesi oldu, hem de ilk maçtaki avantajlı skordan sonra. Hani Sevilla evinde CSKA’ya yenilecekse benim iddaayı tutturma şansım da yoktur diyeyim en kestirme yoldan. Bir de tabii Juventus’u Liverpool’u geçtim, Real Madrid’in, Fiorentina’nın, Milan’ın, Sevilla’nın olmadığı turda CSKA’nın olması, sevinçle karşılayabileceğim bir durum da değil. Sevilla gibi bir takımı görmek isterdim bir sonraki turda. Önce Ruslar sonra CSKA taraftarları kusura bakmasın, aman kimse darılmasın...

Etiketler: , , ,  

Kategori: Futbol

Önceki Yazılar  

Organik Futbol'u Her Yerden Takip Edin

RSS Organik Futbol Friendfeed Organik Futbol Twitter Organik Futbol Facebook Organik Futbol Haber.gen.tr Organik Futbol Google Buzz Organik Futbol

Anadolu Efes - Senden Daha Güzel

Medya'dan Haberler

Demirören'i İstifaya Çağıracağım

Aydınlar'ın istifasını değerlendiren

Adnan Öztürk, Yıldırım Demirören

için "Gerekirse hiç birimiz Avrupa'ya

gitmeyelim diyorsa, bence güven

tazelemelidir. Kulüpler Birliği'nde seçim

için resmi talebimi söyleyeceğim" dedi.

All-Star 5'leri Açıklandı

26 Şubat'ta Orlando'da düzenlenecek

NBA All-Star maçına ilk 5 çıkacak

oyuncular açıklandı. Batı karması

Kobe-Durant-Paul-Griffin-Bynum,

Doğu karması ise Howard- LeBron-

Wade-Rose-Carmelo ile başlayacak.

Hilbert Şoku

Mersin İdmanyurdu karşısında

sakatlanan Beşiktaşlı oyuncu

Roberto Hilbert'in yaklaşık 2 ay

takımdan ayrı kalacağı açıklandı.

spor, spor haberleri, futbol transfer haberleri, formalar, Turkcell Süper Lig.