Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Oğuz Öztürk 30 June 2010 | Yorumsuz!

Löbe ile 1999-2000 sezonunda Erzurumspor’a transfer olduğunda tanışmıştık…
Transfer olduğu sezon Erzurumspor’un diğer forveti Coşkun Birdal ile güzel bir uyum yakalamıştı. Sezonu 14. Sırada tamamlayan Erzurumspor‘da göze batan birkaç oyuncudan bir tanesiydi ve 8 gole imzasını atmıştı.
Onun için işler hiç te fena gitmezken Trabzonspor’un gündemine gelmişti ve doğal olarakta bu fırsatı kaçıramazdı. 2000-2001 sezonunun ikinci yarısını Trabzon’da geçirdi. Ancak burada ne istediği ilgiyi gördü, ne de Erzurumdaki gibi bir performans yakaladı. Sezon sonunda Trabzonspor’da takımdan ayrılacaklar listesinde onunda adı vardı.
Bu kez durağı Malatyaspor’du ancak istediğini orada da bulamamıştı. Bu Türkiye’de ki son macerası olmuştu. Malatyaspor’un Uefa Kupası’na katılmayı garantilediği sezon üç gol atıp ülkesinde dönmüştü Löbe…
Son olarak sırasıyla Wattenscheid, Paderborn ve Rot-Wies Essen’de oynayan Alexander Löbe, futbolu da Paderborn’da bırakmıştı 2007-2008 sezonunda.
Çok etkili olamasa da bizlerde uzun sarı saçları ve Erzurumspor’da attığı sekiz golle yer etti Löbe…
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Muharrem Belge 17 May 2010 | Yorumsuz!
Türk futbol tarihinin en unutulmaz gecelerinden biri daha yaşandı, bir Kadıköy’de bir de Bursa Atatürk’te. Hangi açıdan bakmak isterseniz bakın, unutulmaz, tarihi bir noktaya denk gelirsiniz. Tarih tekerrürden ibarettir derlerdi de bu kadar tekerrürü beklemezdim. 14 Mayıs 2006, dört sene sonra tekerrür etti! Yeni tarih 16 Mayıs 2010. O gün Denizlispor’un küme düşmemek için ihtiyacı olan galibiyet, tarihin yazılışına büyük etkendi. Bugün ise tekerrür etmesinin çok daha zor olduğu bir durumda, hem Kadıköy‘de hem de galibiyete muhtaç olmayan bir rakibe karşı dahi kazanamayan Fenerbahçe, en az bi 2006′daki kadar yaşıyor dramı, belki de daha fazlasını…
Son maçta kaçan galibiyet, Bursaspor‘a verilen şampiyonluk bir yana. Ama diğer tekerrür, çok daha ilginç… Bursa maçının 2-2 bittiğine dair yapılan anons, son saniyeleri geri pasla geçiren takım, başlayan şampiyonluk kutlamaları, sahaya giren binlercesi, atılan konfetiler, yakılan meşaleler. 40 yıl önce yaşanan olayı tebessümle hatırlarken, tekrarlanacağını düşünmezdik haliyle. Ama oldu, bu da oldu. Allah düşmanıma yaşatmasın denilecek durumlardan biri yaşandı Kadıköy‘de. Yaşanan bu dramdan sonra da çok çirkin hareketler başladı. Stadın yakılışı, takımların yaşadığı güçlükler, Bağdat Caddesi’nin aldığı hal. En kötüsü de bunların pek şaşırılacak durumlar olmaması…
İşin bir perdesi bu, diğerinde ise büyük bir zafer var. İplerin Fenerbahçe’nin elinde bulunduğu bir durumda Kadıköy’de yaşananlar hiç unutulmayacak, tarihi nitelikte olunca onların dramı konuşuluyor daha çok. Ama biz Trabzonspor‘un başarısını, Bursaspor‘un zaferini de unutmayalım, kutlamayı es geçmeyelim. Gündemi ikili takip etmek gerek, her iki pencereden de bakmak gerek. Bursaspor hem kendi tarihinin hem de Türk futbol tarihinin en önemli gecesini yaşadı. İnanılmaz bir şampiyonluğa imza attılar. 2006′yı yaşayan biri olarak, 2010′daki durumları biliyorum ama bu kez de ilk şampiyonluğun nasıl karşılandığını kestirmem mümkün değil. Pek tarif edilebilecek durumlar değil kısacası, hele hele sıcağı sıcağına yapılmaya uğraşılırsa. Ee bu, uç noktalarda sevinç, uç noktalarda hüzünün yaşandığı ortamda da futbol adına teknik yorumlar yapmak zor. Daha çok hüznü ve sevinci yaşayanlardan maçın hikayesini dinlemek gerek. Bugün onların konuşması gerek. Fenerbahçeliler ve Bursasporlular anlatabilir, onlar konuşabilir bugünü, daha çok…
Benim futbol adına konuşmam gerekiyorsa ise şu kadarını ekleyebilirim sadece. Maçın 1-1 bitmesi hakikaten büyük mucize! Fenerbahçe büyük baskıyla başladı, sonucu da aldı. Aldı ama az bile aldı. Kaçan öylesine pozisyonlardan sonra Burak‘ın attığı ilginç gol, futbol ilahlarıyla açıklanabilir ancak. Nasıl geçtiğimiz haftalarda kaleci hataları olduysa lehte, dün de acayip işler oldu aleyhte. Olmayınca olmuyor diye bir şey var. Yalnız 1-1′den sonra yaşanan ortam ilginç. Bir anda demoralize olundu, hem saha içinde hem tribünde. Henüz o dakikada yapılacak iş değildi, hele hele beraberliğin olduğu dakikada. Bursa‘dan gelen haberler daha da stres yükledi Kadıköy’e. Son saniyeye kadar süren baskı, titreyen ayaklar ile gelince, atılamadı o gol, gelemedi bir türlü. Ne sakinlikle gelen bir güzel atak izlenebildi ne de akıllıca yapılan bir son vuruş. Hal böyle olunca kazanamadı Fenerbahçe, Bursasporluların yüzünü güldürdü…
Ne kadar komplo teorisi varsa, ne kadar klişe laflar varsa gömüldü tarihin derinliklerine, yine ve yine! Ama o teorisyenler yok olmadığı sürece, onlara tamah edilmediği sürece bitmez bu teoriler. Birçoğu yok oldu düne kadar, dün de bi bu kadarı kayboldu. Ama yarın yine başlar, umarım gün geçtikçe daha az inanan çıkar. Yıllar sonra dört büyük diye tabir edilen takımlar dışından biri aldı şampiyonluğu. Zor bir süreçti, ellerindeki ipleri devretmişlerdi. Tarihi olaylar olmasa 2.likle yetinmek zorunda kalacaklardı muhtemelen. Ama önce tarih tekerrür etti, sonra yeni bir tarih yazıldı, Bursaspor şampiyon oldu. Canı gönülden tebrikler Bursaspor‘a. “Onur”lu mücadelesiyle Fenerbahçe’ye çelmeyi takan Trabzonspor‘a da tebrikler. İki haftada ikinci dramı yaşattılar, 96′nın rövanşını feci aldılar.. Dört yılda bir tarihi dramlar yaşamanın ne olduğunu da bilemiyorum, empati de yapamıyorum açıkcası. Ama şu açık ki, önümüzdeki günler her açıdan çok şeye gebe…
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Muharrem Belge 5 May 2010 | Yorumsuz!

2000 Diyarbakır‘dan sonra 3 kez İzmir, 2 kez İstanbul, 2 kez Bursa, 1 kez Antalya ve 1 kez de Kayseri, Türkiye Kupası’na ev sahipliği yaptı. 2010′daki rotamız ise Urfa’yı, Şanlıurfa‘yı gösteriyordu. Yapımı hemen hemen yeni tamamlanan GAP Arena, 2010 Ziraat Türkiye Kupası’na güzel bir ev sahipliği yaptı. Tıpkı 2000′deki gibi gündüz oynanması da bence keyifliydi. Çok güzel geçen ortamda gülen takım ise Trabzonspor oldu…
Özellikle eleminasyon sisteminin yerini grup maçlarına bırakmasıyla ilginin azaldığından bahsetmek mümkün. Ama Fenerbahçe‘nin finali oynayan taraflardan biri olması Türkiye Kupası‘na olan ilgiyi ciddi bir oranda artırdı. Hemen herkesin gözü kulağı Urfa’da, 27 yıllık hasretin bitip bitmeyeceği sorusunun cevabındaydı. O 27 yıllık süreç içerisinde birçok engel çıktı Fenerbahçe’nin önüne. 82-83‘de kupayla sonuçlanan Mersin İdmanyurdu finalinden sonra 6 final mücadelesi gördüler. Bunlardan 3′ünde Beşiktaş‘a, 2’sinde Galatasaray‘a, 1′inde de Gençlerbirliği‘ne kaybettiler. Geri kalan yıllarda ise, hemen ilk turlar, çeyrek finaller ve yarı finaller elendikleri turlar oldu. O 27 yılın sonundaki rakip ise Trabzonspor’du…
Gelgelelim hasreti bitirme amacı olan Fenerbahçe değil Trabzonspor‘du sanki. Maç boyunca çok üstün bir oyun oynayarak, hakettikleri bir kupaya ulaştı Bordo-Mavililer. Koca bir ilk yarı tek kalede geçti. Yalnızca son bölgede etkinlik sağlayamadılar. Yakaladıkları tüm topları, özellikle Alanzinho ve Colman ile, yerden kısa paslarla ve hızlı bir şekilde karşı kaleye taşıdılar. Hızlı hücumlar maç boyu en büyük silahlarıydı zaten. Ama Umut Bulut da, namı değer Trabzonspor’un Guiza’sı, yine formundaydı misal! Onun haricinde de bol bencillik, bol bulunan pozisyonları bol bol harcamak derken gole bir türlü ulaşamadılar. Soyunma odalarına golsüz eşitlikle girildi ama ikinci yarı tam 4 gole sahne oldu. Maçı tamamen kendi sahasında kabul eden ve Trabzonspor’un ne yapacağını izlemekle yetinen Fenerbahçe, ender bulunan pozisyondan gülerek çıkmayı başardı Alex ile. Ama kısa sürede toparlanan ve baskıyı git gide artıran Trabzonspor, gole ve hatta gollere ulaşmayı başardı. Kaçan onca pozisyondan sonra duran topta geldi gol, o pozisyonların kahramanı Umut ile.
Maç bolca stres yüklü başlamış, Umut Bulut’un kaçırdığı ilk pozisyona kadar sakin geçmişti. Ondan sonrası malum, kaçan pozisyonlar. İkinci yarıda gelen gollerden sonra ise stres yükü arttı tekrardan. Tek bir hata koca bir maçı götüreceğinden, çok dikkatli olunması gereken dakikalar bekliyordu her iki takımı. İşte o önemli kilidi açmayı başaran takım yine, herşeye rağmen hücumu düşünen Trabzonspor oldu. Maçın yıldızı Engin Baytar çıktı sahneye, 80. dakikada. Bu gol kupayı getirmişti zaten, geri kalan dakikalar prestijdi adeta. 10 dakikalık süreç geri dönüş için yeterliydi halbuki. Ama maç boyunca etkisiz olan Fenerbahçe, koca 10 dakikayı da boş geçti. Boş geçmekle kalmadı, kalesinde bir gol daha gördü. 90+3′de Colman‘dan gelen gol, kolbastı havasına soktu binlerce Trabzonluyu.
48. Türkiye Kupası’nı kazanan Trabzonspor‘a ve tüm taraftarlarına tebrikler.. Hasret demişken Trabzonspor’un da 5 yıllık hasrete son verdiğini ekleyebiliriz belki. Bu kupa müzeye giden ise 8. kupa oldu. 14 kupayla en çok kazanan Galatasaray. Beşiktaş‘ın 8 kupası var. Trabzonspor sayıyı eşitledi. Hasreti 28 yıla çıkan Fenerbahçe’nin ise yalnızca 4 kupası bulunuyor. Ankaragücü, Göztepe, Altay, Gençlerbirliği ve Kocaelispor 2′şer kupası olan takımlar. Bursaspor, Eskişehirspor, Sakaryaspor ve Kayserispor’un ise 1′er kupası var…
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Muharrem Belge 22 March 2010 | Yorumsuz!
“Bizim her zaman bir maça çıkarken bakış açımız iyi bir sonuç almak ve taraftarımıza iyi bir futbol seyrettirmek. Ama tabii sizin de dediğiniz gibi özellikle artık ligin bu zamanlarında alınacak sonuçlar çok daha önemli.”
Son haftalara girildikçe başlayan bir muhabbet vardır ya hani, artık önemli olan futbol oynamak değil maç kazanmak diye. Pek anlam verdiğim bir yorum değildir. Elalem hem futbol oynuyor hem de maç kazanıyorken, maç kazanmanın tek yolunu anti futbol olarak görmek çok doğru olmasa gerek. O sebepten Türk futbolunun vaziyetini çizen bir görüş olur bu en fazla. Rijkaard‘ın bu konuyla ilgili yorumu yukarıda. İşin gayet farkında. Amaç hem iyi futbol hem iyi sonuç. Ama ilkini yapar ikincisini alamazsan kötüsün bir kere! Cümlenin üzerinden birkaç gün geçmeden yaşandı bile işte acı tecrübesi. Galatasaray, taraftarlarına iyi bir futbol seyrettirmek şeklindeki bakış açısını uygularken, iyi bir sonuç almayı başaramadı. İkincisini yapsa ilkini yapmasaydı, misal Kasımpaşa ya da Ankaragücü maçındaki gibi, kraldı şimdi. Ama skor olmayınca, bu işten en fazla ekmek yiyen skor yorumcuları dolaşınca ortada, Galatasaray‘ı eleştirme vaktidir haliyle. Kimileri için tabii…
Skor yorumculuğu o kadar sinir bozucu bir durum ki. Yalnızca tabelaya bakarak yorum yapanlar para kazanıyor ya bu işten, o kadar moral bozucu bir durum ki. Dediğim gibi iyi futbol, iyi sonuçtan yalnız ikincisi olsa da kafidir bazıları için. Ama yalnızca ilkinin olması dar ağacına çıkarma sebebidir. Konu şampiyonluk olunca kaybedilen önemli bir maç var ortada, doğru. Onunla ilgili de birkaç kelam edeceğiz hep birlikte. Ama bunu oyun ve skoru birbirinden ayırarak yapacağız. Skor böyle olduğu için oyun böyledir demeyeceğiz…
Elbet herkesin bir yorumu var hemen her takım veyahut her isim hakkında. Genel bir fikri var her konuyla alakalı. Ama bunları dile getirmenin bir yeri bir zamanı var. Aksi takdirde çok komik oluyor, gerçekten. Misal Leo Franco’yu beğenmeyebilirsin. Ama dünkü maçtan sonra eleştirmeye kalkarsan çok komik olursun. Bu misaldan çıkarsak yola genel oyun değerlendirmesi yapmak daha mantıklı geliyor bana. Çok kötü tarafları da var Galatasaray‘ın, daha önce defalarca yazdığım üzere. Ama dünkü maçtan çıkan sonuç, Rijkaard‘ın bakış açısından ikincisinin gerçekleştiği ama ilkine ulaşılamadığı yönündedir.
Olabilecek en iyi kadro ile çıktı sahaya Galatasaray. Neill-Emre ikilisi yerindeydi. Ama bir hata Emre‘yi yerle bir etti. Bana göre değil, kamuoyuna göre. Mağlubiyete neden olabilecek kadar büyük bir hata olduğu gerçek elbette. Ama performansı iyi olan bir ismi, aynı maç içerisinde de birkaç net pozisyonu önlemiş iken üstelik, bir çırpıda harcamak doğru değil. Neill-Emre ikilisini, bir hata yüzünden bozmak doğru değil. Ama tabeladaki skor kötü ya, vuran vurana Emre’ye. Servet’in düz yolda yürüyemez haline, sağından atıp solundan geçen rakiplere rağmen oynaması gerektiğini söyleyenler bile var yahu. Maç öncesi Emre’nin oynamasını doğru bulduklarına emin olmasam, bir fikirdir saygı duymalı diyeceğim. Ama o kadar eminim ki, yalnızca skorla alakalı olduğuna. Rijkaard müneccim ya sanki, çok iyi performans gösteren Emre’yi oynatmaması lazımdı, bilmeliydi böyle bir hata yapacağını.
Öte yandan Hakan Balta dönebilse Caner sol açıktaki yerini alabilecekti, ama olmayınca Giovani devreye girdi. Öyle böyle değil, çok da iyi girdi. Özellikle ikinci yarıda tüm takım Giovani’ye at, o ne yapacağını bilir havasındaydı. O driplinglerle, çalımlarla, şutlarla Barça’daki günlerini hatırlatan bir oyun oynadı Giovani. Hani ön liberodaki rezil performanslar yüzünden Giovani değil iyi bir ön libero tercih edilmeli demiştim ya, düşünün artık ön liberodaki sorunun ne kadar büyük olduğunu. Giovani gibi bir ismi bile mevkiisel olarak değerlendirip harcayabiliyor insan. O bahsettiğim rezil bölgede Sarp-Barış ikilisi vardı yine. Topal-Ayhan ikilisine yeterince tahammül etmiş, geçen hafta vazgeçmişti Rijkaard. Uç bölgedeki isimler ise beklenildiği üzereydi. Belki Giovani’nin sağda, Keita‘nın solda oynaması sürprizdi.
Trabzon gibi zor bir deplasmanda oynanan iyi oyun, yakalanan çokca pozisyon, ama bunları değerlendirememek bir yana, kişisel bir hata sonucu yenilen golle mağlup olduğundan bahsettik Galatasaray‘ın. Şimdi de işin skor yönüne, bir başka deyişle puan tablosuna bakalım. Galatasaray‘ın ve Beşiktaş‘ın puan kaybettiği bir haftada kazanan Fenerbahçe son şansını kullanmak için çıkacak derbiye. Kazanırsa Bursaspor’un kaybını kollayacak, aksi takdirde işleri çok zor. Galatasaray ise en şanslı takım ünvanını Bursa’ya bırakmak üzere. Bursa bu akşam kazanırsa aradaki fark bir maçın üzerine çıkacak, Sami Yen’deki Galatasaray galibiyeti de yetmeyecek.
O nedenle iş daha da kızıştı. Daha birçok şey değişebilir. Ama Galatasaray‘ın da tahammülü kalmadı. Derbide bir testinin kırılacağı artık net olan bir durum, hatta ikisi birden kırılabilir. Galatasaray da önce derbiyi, sonra Bursa maçını kazanıp, Bursa’nın bir maçta daha puan kaybetmesini bekleyecek. Beşiktaş ise Galatasaray-Kayseri virajını iyi geçmiş, son viraja iddialı girmişti. Ama Kasımpaşa beraberliğiyle önemli bir kayıp yaşadı. Önce derbiyi izleyecekler. En az birini, belki de her iki takımı geride bırakma şansları var. Önce herkes gibi Bursa’nın sonra derbinin kazananının puan kaybetmesini bekleyecekler, tabii kendi maçlarını kazandıkları taktirde. Sözün özü avantaj Bursaspor‘un eline geçmek üzere. Ne Gs’ın ne Fb’nin ne de Bjk’ın puan kaybına tahammülü kalmadı. Ne gibi bir senaryoyla karşılacağımızı hep birlikte göreceğiz…
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: İhsan Çandır 27 October 2009 | Yorumsuz!

Trabzonspor Hugo Bross’dan boşalan teknik direktörlük koltuğuna Şenol Güneş‘i getirmek için büyük uğraş veriyor. Güney Kore’ye giden Trabzonspor kulüp asbaşkanı Hayrettin Hacısalihoğlu ve kulüp genel sekreteri Hasan Yener’in Şenol Güneş’le görüştükleri ve Güneş’in de Trabzonspor’a sıcak baktığı öğrenildi. Devamı > Ajansspor
Organik Futbol Anasayfa »
Yazar: Ali İhsan Karakaş 1 July 2009 | Yorumsuz!
Avrupa klüpleri pazarlama ve gelir açısından klübe çok büyük katkısı olan forma satışlarından daha fazla gelir elde etmek için yeni sezon formalarını Haziran ayının ortalarında tanıtıp, satışa sunarken maalesef bizim klüplerimiz bu işi Temmuz ayına bırakarak hem taraftarının içindeki merakı daha fazla cezbedip, taraftarı daha güzel formalar üretileceği hususunda beklentiye sokuyorlar hem de bu yaklaşık bir aylık gecikme yüzünden ciddi hasılat kaybına maruz kalıyorlar. İşte Trabzonspor Klübü bu noktada diğer klüplerin önüne geçecek bir hamleyle 2009-2010 sezonu formalarını geçtiğimiz günlerde basına tanıttı.

Nike firması tarafından tasarlanan formaların tanıtımını Trabzonspor’lu oyuncular yaptı. Gökhan Ünal, Umut Bulut ve Egemen Korkmaz‘ın içinde bulunduğu oyuncular Trabzonspor’un 2009-2010 sezonunda giyeceği 6 farklı tasarımla objektiflere poz verdi. Bu tasarımlar şöyle;
1-) Bordo-Mavi Çubuklu Forma – Bordo Şort
2-) Sade Mavi Forma – Mavi Şort
3-) Sade Turuncu Forma – Bordo Şort
4-) Bordo-Mavi Parçalı Forma (Yakalı) – Bordo Şart
5-) Sade Beyaz Forma – Beyaz Şort
6-) Bordo-Mavi Çubuklu Forma – Mavi Şort
Formalarda dikkat çeken bir başka özellik ise bu yıl Galatasaray‘la birlikte Trabzonspor‘un da sponsorluğunu üstlenen Türk Telekom‘un formalardaki yeni reklamıydı. Daha önce Galatasaray’ın ilk antrenmanında giydiği formalarda bulunan reklamın aynısını kullanılmış. Yani Galatasaray formalarında da aynı reklamı göreceğimizi rahatlıkla söyleyebiliriz.