Tarih: 16 Mart 2000 Yer: Ono Estadi / Palme de Mallorca
Takvimler yine bir 16 Mart’ı gösterirken, kaldığımız yerden -Westafen Destanı’ndan- devam edelim. Borussia Dortmund ile 2-0′ın rövanşında Sami Yen’de golsüz berabere kalan Galatasaray, Uefa Kupası’nda çeyrek finale yükselmişti. Bu turdaki rakip ise bir İspanyol, Real Mallorca idi. Lauren, Jovan Stankoviç ve Diego Tristan gibi önemli oyuncuları bulunan Mallorca, Barcelona’nın şampiyon olduğu 1998-1999 sezonunda La Liga’yı Real Madrid’in 2 puan gerisinde, 3. sırada bitirmişti. Sırasıyla Sigma, Teplice, Ajax ve Monaco’yu eleyen Real Mallorca çeyrek finalde Galatasaray’ın rakibi oluyordu.
Henüz deplasmandaki ilk maç öncesi yarı final bileti, Galatasaray’a göz kırpıyordu aslında. Rakip kaleci Leo Franco‘yu önceden çözen Hagi, onun zaafını görüyor ve maçın kilidini aşırtma vuruşların çözeceğini söylüyordu. Maçtan önce Fatih Terim de oyuncularına bu konuda direktifler vererek kaleye uzaktan şu atmalarını istiyordu. Yani geriye sadece formülü belli problemi çözmek kalıyordu. Bunun için de gerekli olan “11 Altın Adam’a” zaten sahipti Galatasaray.
İşte bir Avrupa maçında, hem de deplasmanda oynanan bir maçta başta Ercan Taner olmak tüm Türkiye’yi “4′te yetmesin, 5 olsun, 6 olsun…” diye haykırtan o unutulmaz maç;
Unutulmaz Anlatımlar Serisi‘nin diğer yazıları için tıklayınız…
Geçen sene bugün, yani 11 Mart 2009. Sporting, Shakhtar ve Basel’le birlikte yer aldığı C grubunu lider bitiren Barcelona, Şampiyonlar Ligi 2. turunda; Bayern, Steaua ve Fiorentina’lı F gurubunu 2. bitiren Olympic Lyon ile eşleşiyordu. 24 Şubat’ta Fransa’da oynanan maçta Lyon, Juninho’nun frikik golüyle 1-0 öne geçmesine rağmen Barcelona, 67′de Henry’nin kafa golüyle beraberliği buluyor ve rövanş için avantaj elde ediyordu.
İspanya’daki rövanş maçında ise tam bir gol yağmuru yaşanıyordu. 5′i ilk yarıda olmak üzere toplam 7 gol izlediğimiz maçta Barcelona, Lyon’u farklı bir skorla geçerek çeyrek finale yükseliyordu. 5-2 biten maçta Messi, Etoo, Keita ve Henry’nin 2 golüne Lyon, sadece Juninho ve Makoun‘un golleriyle cevap verebiliyordu. Ancak bu 7 golün içinde öyle bir gol vardı ki Star Tv‘de maçı anlatan spiker Ertem Şener‘i kendinden geçiriyordu. İşte unutulmaz bir anlatımla, Messi’nin Barcelona’yı 3-0 öne geçirdiği o gol;
Tarih: 4 Mart 2008 Yer: Ramon Sanchez Pizjuan / Sevilla
Tarihinde 5. kez Şampiyonlar Ligi’nde gruplara kalmayı başaran Fenerbahçe, İtalya’dan Inter, Hollanda’dan PSV Eindhoven ve Rusya’dan CSKA Moskova ile birlikte G grubunda yer alıyordu. Oynadığı 6 maç sonunda 11 puan toplayan Sarı Lacivertliler, hem eskiden maksimum 9 puan olan derecesini geliştiriyor, hem de tarihinde ilk defa Şampiyonlar Ligi’nde son 16′ya kalıyordu. Bu turda rakip ise H grubu lideri Sevilla‘ydı.
Kadıköy’deki ilk maçta Sevilla’yı, son dakikalara doğru Semih’in attığı golle 3-2 mağlup etmeyi başaran Fenerbahçe, İspanya’ya avantajlı gidiyordu. Ancak kendilerini İspanya’da ateşli bir taraftar grubu bekliyordu. Maç öncesi “Cehennemi bildiğinizi mi sanıyorsunuz?” manşetli gazeteler dağıtan Sevilla taraftarları, La Bombonera diye de adlandırdıkları Ramon Sanchez Pizjuan Stadı’ndaki atmosfere fazlasıyla güveniyordu. Tarihinde o döneme kadar Avrupa Kupaları’nda o stadda sadece AZ Alkmaar’a yenilen Sevilla, o coşkulu taraftarının da desteğiyle son 2 yılın Uefa Kupası Şampiyonu olmuştu zaten. Çoğunluk bu maçta Fenerbahçe’ye fazla şans tanımazken, bunların arasından en çok sivrilen 3 Mart 2008′deki “bikini” açıklamasıyla şüphesiz Ahmet Çakar oluyordu.
Bu kritik maçı canlı yayında Gökhan Telkenar ve İlker Yasin ikilisi anlatırken, Radyo D frekansında ise kendinden geçen başka bir isim vardı. İşte 2 yıl önce bugün ve Emre Tilev‘in unutulmaz radyo anlatımıyla Fenerbahçe’nin çeyrek finalin kapısını araladığı o maç…
Tarih: 2 Mart 2000 Yer: Westfalenstadion / Dortmund
Galatasaray’ın Avrupa’da kupaya yürüdüğü 1999-2000 sezonu. Şampiyonlar Ligi’nde H grubunu mucizevi maç sonrası Milan’ın önünde 3. sırada bitiren Galatasaray, yoluna Uefa Kupası 3. turundan devam ediyordu. Bu turda rakip İtalya’nın Bologna ekibiydi. Deplasmandaki 1-1′lik beraberliğin avantajını, Ali Sami Yen‘de çok iyi kullanan Galatasaray 2-1′lük skorla Milan’dan sonra bir başka İtalyan’ı daha evine yolluyordu.
Çeyrek final öncesi 4. turdaki rakip ise Almanya’dan Borussia Dortmund‘du. 3 sezon önce Şampiyonlar Ligi Şampiyonu olmuş Dortmund, özellikle Westfalen Stadı ve coşkulu taraftarıyla dikkat çekiyordu. Ancak Almanya’daki ilk maç öncesi gerek Dortmund’lu yöneticilerin ihmali gerekse de gurbetçilerimizin büyük fedakârlaklarıyla Westfalen deplasman olmaktan çıkıyordu. Stadın 4′te 3′üne hâkim olan Türk taraftarlar arasında Almanlar adeta azınlık olarak kalıyordu. Bu noktada Dortmund seyircisinin takıma bağlılığını ve aynı zamanda 100. kuruluş yılları olan bu sene, 50 binden fazla kombine satarak bir rekor kırdıklarını hatırlatalım.
Saha dışındaki herşeyin bu kadar hazır olduğu bir ortamda son iş artık oyunculara kalıyordu. İşte bundan tam 10 sene öncesi bugün ve Ercan Taner‘in unutulmaz anlatımıyla ;“Westfalen Destanı”…
1998-1999 sezonu Şampiyonlar Ligi’nin en unutulmaz sezonlarından biriydi. Öncelikle Türkiye açısından bakarsak; Galatasaray 2.turdan katıldığı organizasyonda Grasshopper’ı eleyerek gruplara kalmıştı. O dönemde 24 takım ve 6 gruptan oluşan Şampiyonlar Ligi’nde Galatasaray; Juventus, Rosenborg ve Atletic Bilbao ile birlikte B grubunda yer alıyordu. Abdullah Öcalan’ın İtalya’da yakalanmasıyla birlikte futboldan çok siyasetin ön plana çıktığı o dönemde Galatasaray, grup liderliği için çekiştiği Juventus’la dışarda 2-2, içerde ise 1-1′lik skorlarla berabere kalmıştı. Son maçlar öncesinde Galatasaray, Rosenborg’la birlikte 8 puana sahipti ama averaj nedeniyle 2. sıradaydı. Bu noktada, o dönem şimdiki gibi 2.tur maçları olmadığını hatırlatalım. Gruplarını lider bitiren 6 takıma ilave olarak en iyi puana sahip 2 grup 2.si eklenerek direk 8 takımdan oluşan çeyrek final maçlarına geçiliyordu. Son grup maçlarında Galatasaray, Atletic Bilbao deplasmanına giderken, Rosenborg ise İtalya’da Juventus’a konuk oluyordu. Rosenborg beklenildiği gibi Delle Alpi‘de puan kaybediyordu ancak maalesef Galatasaray süpriz bir şekilde grup sonuncu Bilbao’ya 1-0 yenilerek 8 puanda kalıyordu. Bu sonuçlarla birlikte Juventus, Galatasaray ve Rosenborg 8′er puanda bitiriyordu grubu. Ancak Juventus gol averajı sayesinde grup lideri oluyor, Galatasaray ve Rosenborg ise talihsiz bir şekilde Şampiyonlar Ligi‘nden eleniyordu. Galatasaray, tarihinde ilk defa çeyrek finale çıkmaya bu kadar çok yaklaşıyor ama formattaki şanssızlık yüzünden bu başarıyı 2 sene ertelemek zorunda kalıyordu.
1998-1999 sezonu grup maçlarında en büyük heyecan ise D grubunda yaşanıyordu. Almanya’dan Bayern Münih, İngiltere’den Manchester United ve İspanya’dan Barcelona‘nın birlikte yer aldığı grup o sezonun ölüm grubuydu. Danimarka’nın Brondby ekibi ise en bahtsız kurayı çekerek grubun 4. takımı olmuştu. Finali Camp Nou‘da oynanacak organizasyonda kendi evinde kupa kaldırmak isteyen Barça, grupta Manu ve Bayern’nin gölgelsinde kalmıştı. Bayern Münih11 puanla grubu lider bitirirken, Manchester United da topladığı 10 puanla en iyi grup 2.si kategorisinden çeyrek finale çıkmayı başarıyordu. Devamında sırasıyla İtalya’dan Inter ve Juventus’u eleyen Manchester, Kaiserslautern ve Dinamo Kiev’i eleyen Bayern ile gruplardan sonra Nou Camp‘da final için bir kez daha karşılacaktı.
Grup maçlarında Almanya’da 2-2, İngiltere’de 1-1 ile yenişmeyen iki devden biri bu sefer kazacaktı. 90.245 biletli seyirci önünde, Avrupa’nın en büyüğü belli olacaktı. İşte “ne zaman ne yapacakları belli olmayan Avrupa’nın en büyük takımları” ve Kuffour’un gözyaşlarının damga vurduğu o unutulmaz maç, Sabri Ugan‘ın anlatımıyla…
Mircea Lucescu önderliğindeki Beşiktaş, kuruluşunun 100. yılında, 2002-2003 sezonunda elde ettiği lig şampiyonluğuyla 2003-2004 sezonunda Şampiyonlar Ligi’ne doğrudan katılma hakkı elde etmişti. O sene ligi 2. sırada bitiren Galatasaray ise Şampiyonlar Ligi‘ne 3. ön eleme turundan katılıyordu. Bulgaristan’ın CSKA Sofia takımını içerde dışarda 3-0′lık skorlarla eleyen Galatasaray tarihinde 10., Beşiktaş ise 3. kere Şampiyonlar Ligi’nde gruplara kalmayı başarıyordu. Böylelikle 2 Türk takımı aynı anda gruplara kalarak bir ilke imza atıyordu. Hem salı hem çarşamba günlerini anlamlandıracak böyle bir milli heyecanı zaten o yıldan sonra sadece 1 kere (2007-2008 sezonunda Fenerbahçe ve yine Beşiktaş’la) yaşayabildik.
Chelsea, Lazio ve Sparta Prag’la birlikte G grubunda yer alan Beşiktaş, grubun ilk maçında bir önceki sene Uefa Kupası çeyrek finalinde elendiği Lazio‘yu konuk etti. İç sahada alınan 2-0′lık mağlubiyetle kötü bir başlangıç yapan Kara Kartal‘ın yeni istikameti Londra’ydı. Roman Abromovich‘in Chelsea‘yi satın almasıyla, bir yıldızlar topluluğuna dönüşen güçlü rakibi karşısında Beşiktaş’ın şansı çok az görünüyordu. Hele ki Stamford Bridge‘de. Ancak Beşiktaş’ın herkese bir süprizi vardı. Tıpkı 2000′lerin başında Barcelona‘ya yaptığı gibi.
İşte Sabri Ugan‘ın anlatımıyla Stamford Bridge’de Beşiktaş’ın kanat sesleri…
Grupta oynadığı 6 maç sonrası 7 puan toplayarak kendi rekorunu kıran ve 2.sırada bulunan Beşiktaş, son maçta Sparta Prag’ın 90+’larda Marek Kincl’in attığı golle Lazio’yu 1-0 yenmesi sonucu çok yaklaştığı 2. tura dramatik bir şekilde veda etti. Yoluna Uefa’da devam eden Beşiktaş 3.tur eşleşmesinde de Valencia’ya elenerek o sezon Avrupa defterini kapattı. Geriye ise unutulmaz Chelsea zaferi kaldı.
Tarih: 31 Ağustos 2006 Yer: Saitama Süper Arena / Saitama
Yine bir Milli Takım maçı, yine Japonya. Bu sefer milli heyecan potadaydı. Hidayet Türkoğlu ve Mehmet Okur gibi iki önemli NBA yıldızından yoksun bir şekilde Japonya’ya giden Milli Takımımız, 2002 Indianapolis’ten sonra tarihinde 2. kez bir Dünya Şampiyonası’na katılıyordu. Yunanistan, Litvanya, Avusturalya, Brezilya ve Katar ile beraber C grubunda bulunan 12 Dev Adam, ilk maçında Yunanistan’a kaybetse de ondan sonraki bütün maçlarını kazanarak grubu 2. sırada bitirmeyi başarmıştı. Son 16′da D grubu 3.sü Slovenya’yla karşılaşan Türkiye, bu engeli de 90-84′lük skorla aşarak 2002′deki sıralamasını geliştirmeyi garantilemişti. Çeyrek finaldeki rakip ise A grubunun nâmağlup lideri ve şampiyonanın favorilerinden Arjantin’di. Güçlü rakibi karşısında direnemeyen Ay-Yıldızlılar, çeyrek finalde elenerek 5-8 sıralama maçlarına kalıyordu. Bu seferki rakip ise tanıdıktı. Grubu Millilerimiz’in arkasında 3. bitiren Litvanya, İtalya’yı eleyerek bir kez daha karşımıza çıkıyordu.
Saitama Süper Arena‘daki Litvanya taraftarları arasında adeta bir deplasman maçı oynayan 12 Dev Adam, ilk çeyrekteki iyi oyununu ikinci çeyreğe yansıtamayınca devreyi 27-23 geride bırakıyordu. İbrahim Kutluay‘ın sakatlığı nedeniyle hiç oynayamadığı maçta, 3. çeyrek de Millilerimiz için iyi gitmiyor ve fark 8 sayıyı buluyordu. Ancak 12 Dev Adam’ın son çeyrekte pes etmeye hiç niyeti yoktu. Ender Arslan’ın başrolde olduğu mucizevi son saniyelere sahne olan maçın bundan sonraki bölümünü Murat Kosova-Kaan Kural ikilisine ve eşssiz anlatıma bırakalım…