Şartlar dahilinde hücum futbolunun yerine savunma futbolu oynamak zorunda kalan ve ilk planda istediğini de elde eden Frank Rijkaard‘ın Galatasaray‘ı, savunma futbolunu istediği şekilde sonlandıramazken hücum futboluna geçişi de henüz sağlayamadı. Sürekli “şartlar dahilinde” diye bahsettiğim sakatlıklar, eksiklikler, transferdeki strateji hataları ve performanslardaki inanılmaz düşüşler, Madrid ve İnönü deplasmanlarda istenilenin alınmasına engel olamamıştı. Ama iş beraberlik değil de galibiyet ihtiyacına dayanınca, ağır basan şartlar olmuş, A.Madrid maçından mağlubiyetle ayrılınmıştı.
Kupadan elenen Galatasaray, sanki A.Madrid maçı hiç yaşanmamışcasına başladı ligdeki geri kalan sürece. Kewell ile Baros’un sakatlıklarından oluşan eksiklikler Jo ve Giovani‘nin katılımıyla giderildi, ama Kasımpaşa‘ya karşı. Jo’nun Avrupa Ligi’nde oynayamaması tekrardan sitem edilen bir durum haline gelirken, Giovani de uyum sürecini atlattı. İki ismin zaten etkili olan Caner, Keita, Elanogibi isimlere eklenmesiyle birlikte farklı bir galibiyet ortaya çıktı. Özellikle savunma anlamındaki performans düşüklükleri ise hasır altı edildi. Bunda Kasımpaşa‘nın Galatasaray’ın galibiyetine ortam hazırlayan oyun yapısının da büyük katkısı vardı elbet. O kadar büyük boşluklar bıraktılar ki Giovani ile Keita’nın ekmeğine yağ sürdüler.
Gelgelelim Kasımpaşa karşısında işleyen rahat hücum futboluna Eskişehirspor geçit vermedi. Bütün bir yarı kontrollü oyunla geçti. Her iki takım da oyun düzenini savunmasını sağlam tutarak yakaladığı kontratakları, boşlukları değerlendirme yönünde kurdu. Şartlar dahilinde savunma futbolu oynamak zorunda kalan Galatasaray, Jo’nun katılımına karşın yine tedbiri elden bırakmayarak savunmasına önem verdi. Daha da doğrusu vermek zorunda kaldı. Eskişehirspor‘un sağlam savunması Galatasaray‘ı buna zorladı. Ender pozisyonları bulan takım yine de Galatasaray‘dı, ama bu gol için yeterli olmadı. Gole ulaşan takım ise yakaladığı tek atağı gole çeviren Eskişehirspor oldu. Mehmet Topal‘ın başlattığı Koray‘ın koluyla devam ettirdiği pozisyonda hakem-savunma işbirliğinin hatası golle sonuçlandı.
Devreyi golle kapatan Eskişehir, ikinci yarıya da golle başladı. Savunma bu zamana kadar çokca kez hata yaptı. Ama buna benzer bir dağılmayı Ankaragücü deplasmanında yaptıklarını hatırlıyorum. Bu kez Lucas Neill‘in varlığı da bir etki yapmadı. Çünkü Servet‘in yaptığı hatalar o kadar büyük boyuta ulaştı ki, önlemesi imkansız hale geldi. Hani Servet Çetin ve Mehmet Topal bu oyunlarını halı sahada oynasalar, aynı hataları halı sahada yapsalar, bir daha kimse maça falan çağırmaz. Servet’in halı sahada yenmeyecek çalımlardan bir tanesini daha gözler önüne sermesiyle Eskişehirspor farkı ikiye çıkarmış oldu.
Golden bir 10 dakika kadar sonra Giovani hamlesi geldi Frank Rijkaard‘dan. Futbolculuğuna hiçbir sözüm olamazdı, aksine yere göğe sığdıramazdım. Ama mevkii olarak, çok daha ihtiyaç gereken mevkiiler varken bol alternatifli bir mevkiiye transfer yapılmasına anlam verememiştim. Gösterdiği müthiş performanstan sonra dahi yedek kalmak zorunda olması, sanırım bu söylediğimi haklı çıkarıyor. Bunun yanında ne kadar önemli bir isim olduğunu kişisel yeteneğiyle kazandırdığı penaltı pozisyonu gösteriyor tabii. Giovani‘nin kazandırdığı Elano‘nun değerlendirdiği penaltı ile farkı bire indiren Galatasaray, son 20 dakikaya da umutlu girmiş oldu. Ancak öyle kötü bir 20 dakika oldu ki, futbola ihanet! Sisteme ihanet ederek doldur boşalt yapan oyuncular mı dersiniz, sürenin büyük bölümünü yerde geçiren oyuncular mı, ama sonuç olarak 20 dakikanın çoğu durarak geçti. Sonra Türk futbolu şöyle Türk futbolu böyle diye didinip duruyoruz. Bir bakın bakalım Avrupa liglerinde oyun ne kadar duruyor? Koskoca 20 dakika bomboş geçti! Ve en nihayetinde kazanan Eskişehirspor oldu, hesaplar da iyice karıştı…
Emre Belözoğlu‘nun şimdilerde Fenerbahçe‘nin lokomotifi olduğu tartışılmaz bir gerçek…
Geçmişini pek anlatmaya gerek yok aslında… Bu günlerde Fenerbahçe orta alanında gösterdiği dinamizm ile eski günlerdeki Emre’nin tekrar geri döndüğünü görmek mümkün.
Türkiye’de temel futbol bilgisi ‘tam’ olan ender futbolculardan biri olan Emre Belözoğlu bana göre ‘şimdilerde’ faal olarak futbol oynayan en iyi Türk oyuncuların içinde en iyilerinden. Zaten bu sayı bir elin parmaklarını geçemiyor…
Hırsını karakteristik özelliklerine bağladığım Emre zaman zaman buna yenik düşse de mevkisi gereğince yapılması gereken ne kadar doğru hamle varsa maç boyunca bunu en iyi şekliyle bizlere gösteriyor…Doğru pozisyonda doğru yerde olması, doğru zamanda hamle yapması ve yine doğru zamanda nereye ve ne tarzda pres yapacağını bilmesi en iyi özellikleri. Bunların tümü şimdilki Emre’yi bizlere sunuyor.
Rakibine temasla ve sağlam basarak oynayan Emre Belözoğlu’nun maç boyunca her pozisyonun içinde olması çok doğal… Bu durum çoğu zaman Emre’nin içinde bulunduğu faul pozisyonlarını da beraberinde getiriyor. Yine bununla birlikte izlediğimiz her maçta Emre’nin Fenerbahçe‘nin en faydalı oyuncularından biri olduğunu rahatlıkla görüyoruz.
Emre Belözoğlu sahada olan biten herşeyin farkında olan, nerede ne olacağını tahmin edebilen komple bir orta saha oyuncusudur. Ayrıca Fenerbahçe’nin şampiyonluğuna en fazla konstantre olan bana göre Emre’dir… Yine ileriki günlerde Emre Belözoğluna çok iş düşecektir…
Avrupa Kupaları‘nda heyecan Şampiyonlar Ligi’nde 2.tur rövanş, Avrupa Ligi’nde ise son 16 eleme maçlarıyla devam ediyor.
İşte haftanın programı;
9 Mart Salı
21:45 Sunderland-Bolton => Spormax 21:45 Fiorentina-Bayern Münih => Euro Futbol – Georgian Tv 21:45 Arsenal-Porto => Rustavi 2 – Lider Tv 00:15 Şampiyonlar Ligi Maç Özetleri => Star Tv
10 Mart Çarşamba
16:00 Kasımpaşa-Bursaspor => Lig TV 20:00 Beşiktaş-İstanbul BŞB => Lig TV 21:45 Burnley-Stoke City => Spormax 21:45 Manchester United-AC Milan => Star Tv - Rustavi 2 21:45 Real Madrid-Lyon => Futbol Smart – Georgian Tv 23:45 Şampiyonlar Ligi Maç Özetleri => Star Tv
11 Mart Perşembe
20:00 Rubin Kazan-Wolfsburg => Star Tv 20:00 Lille-Liverpool => Euro Futbol– İçtimai Tv 20:00 Atletico Madrid-Sporting Lisbon =>Futbol Smart 22:05 Valencia-Werder Bremen =>Futbol Smart 22:05 Juventus-Fulham =>İçtimai Tv 00:20 UEFA Avrupa Ligi Maç Özetleri => Star Tv
02.00 Boston Celtics-Philadelphia Sixers => NTV 04.00 Indiana Pacers-Denver Nuggets => NBA TV 13.30 Giresunspor-Boluspor => D Spor 14.30 Portsmouth-Birmingham (FA Cup) =>NTV Spor 15.00 Diyarbakırspor-Bursaspor => Lig TV 16.30 Köln-Bayern Münih => TRT 3 16.00 Tofaş-Banvit => SKY Türk 17.00 Rangers-St.Mirren => Euro Futbol 17.00 N.Forest-Swansea City => Futbol Smart 17.00 Arsenal-Burnley => Spormax – İdman TV 19.00 Fiorentina-Juventus => İdman TV(Frekans:10.968 – Sembol: 11.200) 19.00 Trabzonspor-Gençlerbirliği => Lig TV 19.20 Fulham-Tottenham (FA Cup) =>NTV Spor 19.30 Wolves-Manchester United => Spormax 21.00 Almeria-Barcelona => NTV Spor – İdman TV 21.45 Roma-Milan => NTV 21.45 Nac Breda-PSV => Futbol Smart 22.00 St Etienne-Lille => Kanal A 22.00 Palmeiras-Sertaozinho => Spormax 23.00 Real Madrid-Sevilla => NTV – İdman TV
7 Mart Pazar
03.00 Dallas Mavericks-Chicago Bulls =>NBA TV 13.00 Galatasaray Cafe Crown-Efes Pilsen => Spormax 13.30 Samsunspor-Adanaspor => D Spor 13.30 S.Rotterdam-Ajax => Futbol Smart 16.00 Beşiktaş Cola Turka-Aliağa Petkim => SKY Türk 16.30 Nurnberg-Leverkusen => TRT 3 18.00 Chelsea-Stoke City (FA Cup) =>NTV Spor 18.00 Everton-Hull City => Spormax 18.00 Marseille-Lorient => Kanal A 18.30 Hoffenheim-Mainz => TRT 3 19.00 Fenerbahçe-Antalyaspor => Lig TV 19.00 Philadelphia Sixers-Toronto Raptors => NBA TV 21.45 Inter-Genoa =>NTV Spor 22.00 Bordeaux-Montpellier => Kanal A 22.00 Sao Caetano-Corinthians => Spormax
8 Mart Pazartesi
05.30 Portland Trail Blazers-Denver Nuggets => NBA TV 20.00 Konyaspor-Karşıyaka => D Spor 20.00 Eskişehirspor-Galatasaray => Lig TV 22.00 Wigan-Liverpool => Spormax 23.00 Los Angeles Lakers-Orlando Magic (Tekrar) =>NTV Spor
Futbol kulüplerimizin aylık yayınlanan resmi dergilerinin Mart 2010 sayıları çıktı. İşte Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor Dergisi‘nin bu ayki kapakları;
Tarih: 4 Mart 2008 Yer: Ramon Sanchez Pizjuan / Sevilla
Tarihinde 5. kez Şampiyonlar Ligi’nde gruplara kalmayı başaran Fenerbahçe, İtalya’dan Inter, Hollanda’dan PSV Eindhoven ve Rusya’dan CSKA Moskova ile birlikte G grubunda yer alıyordu. Oynadığı 6 maç sonunda 11 puan toplayan Sarı Lacivertliler, hem eskiden maksimum 9 puan olan derecesini geliştiriyor, hem de tarihinde ilk defa Şampiyonlar Ligi’nde son 16′ya kalıyordu. Bu turda rakip ise H grubu lideri Sevilla‘ydı.
Kadıköy’deki ilk maçta Sevilla’yı, son dakikalara doğru Semih’in attığı golle 3-2 mağlup etmeyi başaran Fenerbahçe, İspanya’ya avantajlı gidiyordu. Ancak kendilerini İspanya’da ateşli bir taraftar grubu bekliyordu. Maç öncesi “Cehennemi bildiğinizi mi sanıyorsunuz?” manşetli gazeteler dağıtan Sevilla taraftarları, La Bombonera diye de adlandırdıkları Ramon Sanchez Pizjuan Stadı’ndaki atmosfere fazlasıyla güveniyordu. Tarihinde o döneme kadar Avrupa Kupaları’nda o stadda sadece AZ Alkmaar’a yenilen Sevilla, o coşkulu taraftarının da desteğiyle son 2 yılın Uefa Kupası Şampiyonu olmuştu zaten. Çoğunluk bu maçta Fenerbahçe’ye fazla şans tanımazken, bunların arasından en çok sivrilen 3 Mart 2008′deki “bikini” açıklamasıyla şüphesiz Ahmet Çakar oluyordu.
Bu kritik maçı canlı yayında Gökhan Telkenar ve İlker Yasin ikilisi anlatırken, Radyo D frekansında ise kendinden geçen başka bir isim vardı. İşte 2 yıl önce bugün ve Emre Tilev‘in unutulmaz radyo anlatımıyla Fenerbahçe’nin çeyrek finalin kapısını araladığı o maç…
Fenerbahçe takımı son haftalarda büyük bir form düşüklüğü yaşıyor. Tüm takım formsuz olunca Gökhan Gönül‘de bu oyuncuların içinde görülüyor elbette…
Kafamızda canlandırdığımız modern futbolun gerektirdiklerini yapabilen bir hücumcu bek görünümünde Gökhan Gönül. Bugün bile genel olarak baktığımızda ona ‘en iyi sağ bek’ rahatlıkla diyebiliriz. Fenerbahçe’nin puan kaybettiği haftalarda bile ‘haftanın karmasına’ girmesi ya onun mükemmel performansı sayesinde oluyor, ya da bu tip bir sağ bekin ligde olmaması veya onun tek olmasından kaynaklanıyor. Siz karar verin.
Gökhan Gönül’ün form düşüklüğünün sebebi fiziksel bir zorlanma değil esasında. Mental… Takımla beraber o da son dönemde kötü bir oyun sergiliyor izlenimi bırakıyor bizlerde. Açıkçası ufak hatalar dışında normal bir oyun onunki. Fakat biz 2007-2008 Şampiyonlar Ligi sezonunda onun insanüstü performansına, Diego Capel‘i maymun etmesine, FarFan‘ın bezip kanat değiştirdiği günlere kendimizi o kadar şartlandırdık ki, Gökhan Gönül’ün şimdi ki oyunu bize kötü gibi geliyor sanki.
Onun Fenerbahçe ve milli takımda göstereceği performansı aynı zamanda Avrupa kariyeri içinde yol gösterici olacaktır. 2007-2008 Şampiyonlar Ligi sezonundan beri gözlemcilerin yakın takibinde olan Gökhan’ın uzun veya kısa vadede Avrupa Ligleri’ne gitme olasılığı da bir haylı fazla. Ben Gökhan’ın en iyi oynayacağı ligin Bundesliga ve La Liga olacağını düşünüyorum.
Her futbolcunun dönem dönem form düşüklüğü yaşadığı aşikar. Fakat benim temennim Gökhan Gönül’ün takımla beraber yaşadığı mental düşüklüğü bir an önce üzerinden atması.